İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Vaghar Aghaei

İran edebiyatı, sineması, müziği insanı besleyen, doyuran muazzam bir kaynak, eşsiz bir hazine. İnsanlık, yüzyıllardır bu kaynaktan beslenmeyi sürdürüyor. Nice sanatçı bu hazineye sahip çıkıyor, bir yandan da ürettikleriyle hazineye yeni parçalar ekliyor. İranlı sanatçı, illüstratör Vaghar Aghaei de onlardan biri. İran’ın köklü ve zengin kültürel geleneğinden beslenen Aghaei, 2009 yılından
beri Türkiye’de yaşıyor ve resimlediği çocuk kitaplarına İran motifleriyle güzellik katmaya devam ediyor.

Resimli kitap yaparken karakterleri çok iyi kurgulamak ve sahici bir karakter yaratmak gerektiğine dikkat çeken Aghaei “Çünkü çocuklar çok detaycıdırlar ve karakterle kurdukları ilişki, kitapla ilişki kurmalarını sağlar” diyor.

Geçmişe dönüp çizerliğinizin ilk günlerindeki hâlinizle konuşsanız, vereceğiniz öğüt ne olurdu?
“Kendini özgür bırak, korkma!” derdim.

Çizerlik, geçiminizi sağlayan bir iş mi? Başka bir mesleğiniz var mı?
Evet, sürekli çalışırsam geçimimi sağlayan bir iş.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Daha çok elimdeki projenin süresine ve bir de ruh hâlime bağlı. Ortalama beş-sekiz saat arasında değişir.

İşlerinize dair eleştiri yazıları sizi öfkelendirir mi?
Bilakis; eleştiri eğer doğru bir şekilde yapılırsa beni mutlu eder ve zaaflarımı düzeltmeme yardımcı olur.

Okuduğunuz son resimli kitap?
Oğluma okuduğum, Bob Graham’ın, The Silver Button isimli kitabı.

Keşke ben resimleseydim dediğiniz kitap?
Peter Sis’in resimlediği Conferense of the Birds.

Yerinde olmak istediğiniz roman/çizgi roman kahramanı?
Corto Maltese.

Nefret ettiğiniz roman/çizgi roman kahramanı?

Sizce en iyi edebiyat uyarlaması film ya da dizi?
Béla Tarr’ın “The Turin Horse” isimli filmi.

İsminizi Google’da aratıyor musunuz? Ne sıklıkla?
Senede bir belki; bir bilgiye ihtiyacım olursa.

En çekilmez özelliğiniz?
Aşırı duygusallık.

En sevdiğiniz uğraşınız, hobiniz?
Doğayı gezmek.

Çalmak istediğiniz müzik aleti?
Arp.

Bir mucit olsanız, ne icat etmek isterdiniz?
Politikacıları ağaçlara dönüştüren bir alet.

Tarihte hangi dönemde/zaman diliminde yaşamak isterdiniz?
1530’lar: Şah Tahmasb Şehname’sinin yapıldığı dönem.

Issız adaya düşseniz yanınızda götüreceğiniz üç şey?
Kâğıt, kalem, kitap.

“Çizimlerin nasıl olacağını hikâye bana söyler”

Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Çocukluğunuzdan beri resim yapıyorsunuz ama lisede matematik, ardından üniversitede tekstil ve moda tasarımı eğitimi aldınız. Daha sonra da illüstrasyon bölümünde yüksek lisans yaptınız. Bilinçli bir tercih miydi bu alanlar ve
çizerliğiniz üzerinde nasıl bir etkisi oldu bu alanların?

Evet, bilinçli tercihlerdi ve sanırım etkisi çizimlerimde bayağı bellidir. Sanırım bu tercihler bilinçaltıma işlemiş ve ister istemez çizimlerimi etkiliyor. Çizimlerimde ister istemez mantıksal kompozisyonlar kullanıyorum. Ayrıca çizerken tekstil desenlerine çok ilgi gösteririm.

İran, edebiyatı, sineması, müziğiyle muazzam bir sanatsal-kültürel zenginliğe sahip. Sırf Firdevsi’nin Şehname’si bile insanlık için büyük bir hazine. Doğup büyüdüğünüz toprakların sanatsal üretiminiz ve gelişiminiz üzerindeki etkisi,
izdüşümü üzerine konuşabilir miyiz?

İran zengin bir tarih ve kültüre sahiptir ve ister istemez çağdaş sanatta bile geçmişin etkisi belirgindir. Farsçanın şiirsel dilinden, mimari eserlerine ve el sanatlarına kadar çok zengin bir ortamda hayata gözlerimizi açıp büyüyoruz ve bu ortam bilinçaltımızda bir iz bırakıyor. Ayrıca ben Tebriz’de doğdum ve bir Azeri Türkü olduğum için iki kültürün özeliklerinden de faydalandım. Benim babam öğretmen, şair ve Samed Behrengi’nin arkadaşıydı. Tabii ki bizim evde edebiyat hiç eksik olmazdı ve bunun bendeki etkisi çok büyük. Yani bir yandan Firdevsi, Sadi, Hafız gibi şairlerin kitaplarını okur, bir yandan da Samed Behrengi, Fuzûlî ve Dede Korkut hikâyeleri okurdum. Ayrıca çok sevdiğim minyatür eserleri, her zaman içinde kaybolabildiğim büyülü bir dünya olmuştur benim için.

2009 yılından beri Türkiye’de yaşıyorsunuz ve Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Bölümünde doktora yaptınız. Güzel işler yapan pek çok İranlı sanatçının İran’ı terk etmek zorunda kalıp, başka ülkelerde dünyaya güzellik katmaya devam ettiklerini görüyoruz. Örneğin Darya Dadvar, Mahsa Vahdat, Mohsen Namjoo, Abbas Kiarostami… Bu göçebelik, yersiz yurtsuzluk, sürgünlük, evsizlik hâli sanatçı ve sanat için ne ifade eder?

Hasret… “Göç” insanlık kadar eski bir geçmişe sahiptir. Tarihin her döneminde insanlar daha iyi şartlarda yaşamak için eski yurtlarını bırakıp yeryüzünde uzun yolculuklar yapmışlar ama sözünü ettiğim hasreti onlar da yaşamışlar mı bilmiyorum.
Söylediğiniz gibi göç, İran halkı ve tabii ki sanatçıları arasında çok yaygın bir şeydir. Sanatçılar için bu mecburiyet daha da zordur. Çünkü sanatçı, yurdundan uzaklaşırken besin kaynaklarından da uzaklaşır ve ağaçtan koparılmış dal gibi olur. Ama göç, tüm halklar için bir seçim değil, zorunluluktur.

Fırtına Bacası isimli kitabın hem çizeri hem yazarısınız. Çok sevdiğiniz suluboya tekniğiyle resimlediğiniz bu kitapta, İran resim sanatına özgü desenler gözümüze ilişiyor. Bir çizer olarak, kendi hikâyenizi yaratmak ve resimlemek
nasıl bir deneyimdi?

Fırtına Bacası, resimlerken en zevk aldığım kitaptı. Çünkü yapacağım her detayda özgürdüm. Belki başka bir yazarı olsaydı, benim sıkça kullandığım İran motiflerinde bu kadar rahat olamazdım. Hâlbuki onları kullanırken benim okura bir göndermem vardı. Bu hikâye sadece bir örümceğin doğaya atılma hikâyesi değil, bir insanın çelişkili geleneğinden kurtulma hikâyesi, değişen dünyadan korkmama hikâyesi, yeniliğe açık olma hikâyesiydi aynı zamanda.

Çocuk kitapları resimlerken kullandığınız malzemeler, renkler, teknikler, etkilendiğiniz sanatçılar, beslendiğiniz kaynaklar hakkında konuşabilir miyiz?

Önceden kafamda tasarladığım bir üslup yoktur, çizimlerin nasıl olacağını hikâye bana söyler. İşe başlamadan önce uzun uzun hikâyenin ruhunu anlamak için düşünürüm ve tekniği ona göre seçerim. Etkilendiğim sanatçılar da var tabii ki. En çok Shaun Tan’in kitaplarını beğeniyorum ve Rébecca Dautremer en sevdiğim illüstratörlerden biri.

Çizme disiplininizden/rutininizden bahseder misiniz? Çizmeye başlamadan önce neler yapıyorsunuz? Nasıl bir düzene ihtiyaç duyurunuz? Nelerden esinlenirsiniz?

Aslında sipariş edilen her hikâye benim için bir yolculuktur. Hikâyeyi okurken başlar bu yolculuk. Nasıl ki gerçek anlamda yaptığım yolculuklarda da önceden her şeyin belirli olmasını sevmez ve istemezsem, çizerken de istemem, yeni olan her şeye açığımdır. Etrafımda olup biten her şeyden esinlenebilirim.

Masanızın resmini sözcüklerle çizmenizi istesem? Dağınıklıkta da çalışabilir misiniz, düzenli bir odaya/masaya mı ihtiyaç duyarsınız?

Masam aslında dalgalı bir deniz gibidir; çizmek için çalışma odama ya da masama bağlı birisi değilim. Yaptığım işi çok farklı ortamlarda ve masamdan çok uzakta da yapabilirim.

Çocukların kitaplarla bağ kurmasında resimli kitapların payı büyük. Özellikle okul öncesi çocuk kitaplarını resimlerken çizer nelere dikkat etmeli bu bağın güçlenmesi için?

Tabii ki çizer, resimli kitap yaparken her detaya dikkat etmelidir; teknik, renkler, kompozisyon, doku… Ama bence en önemli şey karakterleri çok iyi kurgulamak, sahici bir karakter yaratmak ve en ince detaylara bile dikkat etmek. Çünkü çocuklar çok detaycıdırlar ve karakterle kurdukları ilişki, kitapla ilişki kurmalarını sağlar.

Çizim sürecinde yazar, editör ve çizer arasında nasıl bir iletişim, işbirliği ve yönlendirme söz konusu? Nasıl işliyor bu süreç ve çizerin üzerinde olumlu-olumsuz ne gibi etkileri oluyor?

Düzgün bir ilişki, bu üçlünün arasında baskısız bir işbirliğidir. Elbette birtakım öneriler işi daha da güçlendirir, ama hiç bir taraftan baskı söz konusu olmamalı. Kendi çalışmalarıma dönersem, şimdiye kadar yaptığım bütün kitaplarda yazarın fikrini sorarak ilerledim. Hatta bir kitapta resimleri üç kere değiştirdim. Ama bu tam anlamıyla yazarın fikrini çizmek anlamına gelmiyor.
Çünkü resim ve hikâye birebir aynı olmamalı, birbirini tamamlamalı.

Çizen, çizmek isteyen, yeteneğini geliştirmek isteyen çocuklara ve gençlere ne söylemek istersiniz?

Etraflarına çok dikkatlice baksınlar; bir çizer için görsel hazineyi zenginleştirmek en önemli derstir.

Şimdilerde neler yapıyorsunuz? Üzerinde çalıştığınız bir çocuk kitabı/yeni projeler var mı?

2021 için şimdilik dört projem var. İlk proje, Ebru Akkaş’la ortak bir proje; sevdiğimiz bir insanla ilgili, yıllara yayılan bir konu üzerine. Ondan sonra kendime ait bir sesiz kitap var. Ayrıca Doğan Gündüz’e ait bir hikâye var elimde. Son olarak da Sima Özkan’la birlikte arılarla ilgili bir projemiz olacak.

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.