İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Dil: Dirimin Göbek Adı

Dillerin çeşitlenmesi, yayılması, zayıflaması ve ölmesi gibi konuları es geçmiyor Seithumer. Aslında son derece modern bir kavram olan “ana dil” sorununun son ütüsünü titizce yapıveriyor…

Yazan: Adnan Saracoğlu

Felsefeyle, matematikle, fen bilimleriyle ilgili pırıl pırıl, haylaz, oyunbaz kitaplar el ele tutuşmuş dans ederken; dilbilimle, “dilin büyük macerasıyla” ilgili kitaplar küsüp pusup kalacak değillerdi ya ötelerde. Onlar da koşturup katıldılar halkaya ve oyunun sesi olup dile getirdiler muğlak anlamı.
Ingrid Seithumer lafazanlığını kuşandı, Lili Scratchy boya küplerini terkisine aldı ve başladılar yazıp çizmeye. Saussure gibi ciddi bir dilbilimciden alıntıyla açsalar da kitabı, dört bir yana dağılan mamutlarla, kakalarla, hırlamalar gürlemelerle, binbir dilde merhabayla neşeye bulamışlar sayfaları.
Çetenin başı, suçlunun hası “beyin” olduğundan, öncelikle onun ifadesi alınıyor. Sesin anlam ve kavramla buluşup mantık dizgesinde iletişim öbeklerine dönüşmesi, en büyük sihir değilse nedir? Bilim efendim bilim, sakince dağılabilirsiniz! Hiç de dağılmıyoruz, aksine öylesine büyülenmişçesine toparlanıyor ve beyine, içine düşecekmişçesine eğiliyoruz. “Zürafa, toprağı sökerken kullandığımız alet; bulut, dişlerimizi ellerimize dikerken zıpladığımız yerdir” yargılarına tam nerede itiraz ediyor, tutarsızlık ve mantıksızlığa nasıl parmak basıyoruz? Broca ve Wernicke namlı yiğitler olmasa hâlimiz duman!
Kısa ve çarpıcı paragraflarla birçok konuya değinip hızlı spotlar yakması kitabın en büyük başarısı. Bunu yaparken görsel dili selsebil misali akıtıyor, mizahtan hiç usanmıyor. Bağlamın bam teline basan karikatürlerle metni derinlikli çözümlememizi sağlıyor. Bir iki yerde stereotipleştirme tehlikesinden kaçamayıp anlamı kabalaştırıyor. Mandarince konuşan Çinlinin üstündeki Judo kıyafetleriyle, Çin-Japon barışını güçlendirmeye çalışmıyorsa (iyi niyetimize gayret) özensizliğe de tosluyor kimi zaman.
Kaslar, ses telleri, titreşimler, dişe yapışan dil, yuvarlanan dudaklar olmasa başlamadan biterdi bu destansı öykü. Öte yandan bin yıllardır çağlayan dil, artık jestlerle de yolunu bulmayı, yatağını genişletmeyi sürdürüyor. Homo sapiensin, kendi varlığı üzerine düşünmesiyle hayvan dilinden ayrışan dil, geçmişi ve geleceği kurgulayacak güce kavuşup somutu kat be kat aşıyor.
Dillerin çeşitlenmesi, yayılması, zayıflaması ve ölmesi gibi konuları es geçmiyor Seithumer. Aslında son derece modern bir kavram olan “ana dil” sorununun son ütüsünü titizce yapıveriyor. Kipling’in “vahşi çocuk Mowgli” -sömürgeci- fantezisini şık bir şekilde silkelerken, hoş ve barışçıl bir fantezi olan Esperanto’nun babası Polonyalı Zamenhof’a “saluton” demeyi de ihmal etmiyor.
Kitap dilimize çevrilmekle kalmayıp, kendi kültür dünyamızdan akislerle zenginleştirilmiş. “Türkçe söyleyen Can Yücel” esprisine yakın bir uyarlama ile yabancı topakların giderilmesi hedeflenmiş. Tam bu noktada, çoğu yazımda girme fırsat bulamadığım editöryal topraklara girmeliyim: Kitabın geneline hakim olan oyunbazlık, “Türkçe” ile ilgili paragraflarda terk edilip, “bilgi aktarma” derdine düşülüyor. Tarihler, düzenlemeler, anayasa maddeleri anılırken gülümser yüzünüzün düştüğünü, adrenalin pompasının durduğunu fark ediyorsunuz. Mükellef sofrada sohbet ile yaşadığınız doygunluk yerini hazımsızlığa bırakıyor. Kaynaktaki küçük kusurlar gittikçe irileşmeye başlıyor.
Dil mi lehçe mi, köken dil mi çeşitli küçük dillerden evrilen diller mi, gibi bitmesi güç tartışmalarla etekte biriken taşlar okurla üleşiliyor. Akraba dillerin sözcüklerinden bir demet sunulup, dil aileleriyle ilgili seri konferansa geçiliyor. Mükemmele yakın çalışılmış, tartışılmış Hint-Avrupa (Indo-Germen) ailesinin yanı sıra, deneme yanılma safhası bitmiş sayılmayan, “Türki diller ailesi” de boy gösteriyor. Göz bebeğim argo, klark çekip rol kesiyor, gençler ve kendini genç hissedenlerin jargonları alı al moru mor renk katıyor kitaba. Liverpool limanlarından, Tophane taraflarından biraz daha essin istiyorsunuz.
Yabancı sözlük istilası, TDK’nin dil bekçiliği, Türkilizce… dil konusunun ülkemizde ne kadar formal ve yüzeysel ele alındığını hatırlatıyor. Sürekli devinen sözlüklerin Googliser’lı, gameur’lı, bisounours’lu hücum zenginlikleri yanında hep savunmada kalıp oyuna güzellik katacağını ummak en hafifiyle dil çaylaklığı…
Oyunbazlıktan taviz vermeyen kitap, işi ne kadar ciddiye aldığını, sondaki kaynakça ve karşısındaki dilbilimcilerle bize gösteriyor. Dilimize bereket…

Dilin Büyük Macerası
Ingrid Seithumer
Resimleyen: Lili Scratchy
Türkçeleştiren: Yağmur Ceylan Uslu
Türkçeye Uyarlayan: Mehmet Said Aydın
Tekir Kitap, 60 sayfa

 

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.