İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Korkudan korkmamak için “Korku”yla tanışmak

Sakın Korkma!, kesinlikle baştan sona keyifle okunacak ve üzerine madde madde sohbet edilecek, okur kitlesi çocuklarla sınırlandırılmayacak bir çalışma.

Yazan: Mehmet Erkurt

Çek yazar Milada Rezková’nın yazıp, Lukáš Urbánek ve Jakub Kaše’nin resimlediği Sakın Korkma!, insanın dört temel ve ilkel duygusundan biri olan korkuyu ele alıyor. Korkuyu sadece insana özgü statik bir duygu durumu olarak açıklamak yerine, var oluşumuzdan bu yana deneyimlediğimiz örnek durumlara, hayvanların korkuyla ilişkisine kadar geniş bir kapsam dâhilinde işliyor.
Rezková, okurla doğrudan diyalog içerisinde bulunan iki ana anlatıcı sesinden yararlanıyor: Biri, duyguyu, kökenini, nedenlerini açıklayan bilimsel ses ki, doğrudan Korku’ya, duygunun kendisine ait. Diğeri de deneyimi yaşayan, duyumsayan, duyguyu kendi açısından ifade eden George, diğer bir deyişle “korkan” insan. Üstelik George hepimizi ortak, yaşsız, zamansız bir deneyimde buluşturacak en önemli özelliğe sahip: O bir çocuk.
İnsanın korkuyla ilişkisi, öncelikle korkunun gerekliliği üzerinden tanımlanıyor. Burada korkunun sevimli gösterilmesi basit bir şirinleştirme değil, bir hakikate dayanıyor: Korku, hayatta kalmamızı sağlıyor. Bu açıdan bakıldığında, onunla özde “olumlu” bir ilişki kurduğumuzu görüyoruz. Tam da bu yüzden Korku, kitabın başında okura, “Senin dostunum, sana yardım etmeye geldim,” diyor. Okura, kendisini ya da sevdiklerini tehlikeye sokacak şeyler yapmamasının doğrudan “korku” duygusundan kaynaklandığını açıklıyor ve “Adımın seni korkutmasına izin verme,” diyor. Korku’ya göre bu hayatta asıl korkulması gereken şeyin “hiç korkmamak” olduğu açık.
Ardından duygunun adı, diğer bir deyişle “korku” sözcüğü üzerine düşünüyor ve “korku”nun Türkçede “korumak”la aynı kökene sahip olduğunu görüp önce şaşırıyor, sonra Korku’nun bir önceki sayfada söylediklerini hatırlıyoruz: “Senin dostunum.” Elbette, korkunun pek çok dilde nasıl ifade edildiğini de öğreniyoruz ve bütün bu dilleri konuşan insanların da aynı duyguyu taşıdığı sonucuna varıyoruz. Korkmak konusunda yalnız değiliz. Bunun gibi bazı doğal çıkarsamalara varmamız için kitap bize sorulabilecek soruyu da kimi zaman öneriyor.
Kitaptaki etkinlikler, bulmaca ve yazı yazma sayfaları, okurun yalnızca kitapla etkileşimli bir ilişki kurmasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda öne sürülen savın üzerine biraz olsun düşünebilmesi, kastedilen üzerine kafa yorabilmesi için zaman kazanmasını sağlıyor. Zira okurun böyle eslere ihtiyaç duyması doğal. Kitaba hâkim olan çizgi romansı öyküleştirme biçiminde, korkuyu tanımlamaya ve kavramaya yönelik mizahla karışık bir açıklayıcı anlatım benimsense ve bu anlatım genellikle okuru kapıp götürse de özellikle bazı karelerde konunun yer yer fazla dolaylı aktarıldığını düşündüm. Bunu düşünmemin nedenlerinden biri, kitabın, gerek anlatımı gerekse formatıyla okura her şeyden önce bir “anlaşılırlık” ve “yalınlık” vaadinde bulunduğunu hissetmem.
Az metin, bol resim ve ferahlık sağlayan boşluklarla, üzerine gitmeyi seçtiği her noktayı açıklığa kavuşturacağı izlenimiyle, kitap içeriğiyle de tasarımıyla okuru daha en başından rahatlıyor. Bununla birlikte, bazı ayrıntı isteyen kısımlara görece yüzeyden dokunulup geçiliyor. Örneğin, DNA’yla taşınan korkunun tanımında, okurun DNA’yı gayet iyi tanıdığı varsayılıyor. Amigdala gibi beyne dair bir detaya inilince, başka detayların da gerektiğini hissediyor okur. Ya da korkunun türlerinden söz ederken -ki en güçlü ve etkili bulduğum bölümlerden biri- tanımların ayrıştırılmasında bazı boşluklar, her insanda kolaylıkla işe yaramayacak, hatta ters tepebilecek bazı öneriler göze çarpıyor. Bu dengeyi kurmanın bir yolu, kitabı renklendirse de imgeleme anlamında zayıf kaçan, aslında görece konuyu dağıtan bazı hikâyelerin yerine, tanımsal kısımların biraz daha anlaşılır, aşamalı, çeşitli ve bağlantılı kılınması olabilirdi. Aynı yöntemi bazı ara ve ana başlıklar arasındaki geçişlerde de önermek mümkün.
Sakın Korkma!, kesinlikle baştan sona keyifle okunacak ve üzerine madde madde sohbet edilecek, okur kitlesi çocuklarla sınırlandırılmayacak bir çalışma. Hatta hemen öncesine ya da ardına “Çıtır Çıtır Felsefe” dizisinden Cesaret ve Korku’yu da katarsak, Rezková’nın “cesaret” ve “korkusuzluk” kavramlarına yaklaşımını daha zengin, felsefi bir tartışma zeminine oturtmamız mümkün.
Çevirmen İpek Güneş Çıgay’ı ve editör Ümit Mutlu’yu, bu kitabın gerektirdiği kültürel aktarımlar ve uyarlamalar konusundaki incelikli çalışmaları nedeniyle ayrıca anmalı. Korku kavramını başka bir dilden, o dilin sahip olduğu semantik bağlantılardan, imgelerden ve kültürel birikimden süzüp Türkçeye ve Türkçenin anlam ağına -kültürel referanslarla birlikte- taşırken, okuru metne yabancılaştırabilecek yerelleştirmelere kaçmayıp çalışmanın egzotik yönünü de bir şekilde vurgulamak konusunda kurdukları denge özellikle dikkat çekiyor.

1 Brigitte Labbé, Günışığı Kitaplığı

Sakın Korkma!
Milada Rezková
Resimleyenler: Lukáš Urbánek, Jakub Kaše
Türkçeleştiren: İpek Güneş Çıgay
Editör: Ümit Mutlu
Tudem Yayınları, 200 sayfa

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.