İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Kahraman esnaf, şirket kamyonuna karşı

“Yazar Jean Merrill, bir tür modern zamanlar alegorisi ortaya koyuyor ve günümüzün tekelci sermaye dinamiklerinin işleyişine dair dramatik fakat eğlenceli bir tablo çiziyor…”

Yazan: Deniz Poyraz

“Tezgâh Savaşı’nın olağanüstü yanı, altı yaşındaki bir çocuğun bile bu savaşın silahlarının nasıl çalıştığını anında, tam olarak anlayabilmesidir. Tezgâh Savaşı, yakın tarihte bunun söylenebildiği tek savaş…”

Amerikalı yazar Jean Merrill’in Dinazor Genç etiketiyle yayımlanan Tezgâh Savaşı adlı romanı, kentlerimizi işgal eden büyük şirketlere, motorlu taşıtlara ve bunlarla birlikte bozulan sosyal yaşantımıza dair bir hikâye anlatıyor. Özellikle kamusal alanda bireylerin tüketim tercihlerini sınırlandırarak onları tek tipleşen bir tüketim anlayışını dayatan sisteme, zamanın ötesinden gelen bir uyarı metni gibi âdeta. Yazar Merrill’in, kontrolsüz büyümenin ve sınırsız tüketim anlayışının önünü açan kapitalist düzenle bir derdi olduğu apaçık.

Özellikle son on yılda kent sosyolojisi alanında ön plana çıkan bir kavram var: Gentrification. Kelimenin Türkçedeki karşılığı ise “soylulaştırma”. Günümüzde mahallelerin, küçük esnafın dönüşüme zorlanmasını ifade ediyor. Böylece birtakım tüketim eğilimleri, büyük şirketler tarafından bize dayatılıyor; kültürel yaşam, doğa, canlı cansız her varlık, her an tarihten silinme tehdidi altına giriyor. Tezgâh Savaşı’nın ele aldığı mesele bir yanıyla da yaşamın kapitalist dönüşümü…

Hikâyeye göre bu savaş gelecek bir tarihte, 15 Mart 2026’nın öğleden sonrasında, New York’ta bir kamyonun, seyyar bir çiçek satıcısına ait tezgâhı ezip geçmesiyle başlıyor. Tezgâh yerle bir olurken tezgâhın sahibi de ancak bir varile balıklama atlayarak canını kurtarabiliyor. Bu tezgâhın sahibi, Çiçekçi Morris. Kamyonun sürücüsü de o sıralar Mamut Taşımacılık şirketi için çalışan Mack. Mack’in, kamyonunu doğrudan Morris’in tezgâhının üzerine sürmesiyle tezgâhtaki nergisler metrelerce havalara yükseliyor ve Morris’in kendisi de bir turşu varilinin içine savruluyor. Kitapta Nergis Katliamı olarak adlandırılan olay tam olarak bu.

Bilindiği gibi New York, uzun bir süre dünyanın en kalabalık ve büyük şehirlerinden biri oldu. Tezgâh Savaşı da işte bu büyük metropolü atmosferine alıyor. New Yorklular, caddelerinin başka şehirlerinkinden daha meşgul, daha gürültülü, daha kalabalık olmasıyla gurur duymuştu. New York, arabalar, taksiler, otobüsler ve kamyonlar yüzünden öyle kalabalıklaşmıştı ki, trafik çok ağır akıyordu. Başta herkes herkesi suçladı. Kendine özel arabalarını sürenler, taksiye binenlerden yakınıyordu. Taksicilerin iddiasına göre, özel araçlar caddelerden çekilse insanlar çabucak istedikleri yere ulaşabilirdi. Otobüs şoförleri hem taksilerin hem de özel araçların caddelerden kalkmasını istiyordu. Yürümeyi seven insanlar da tekerlekli olan her şeyi kusurlu bulurdu.

Fakat işin kötüsü, daha çok kamyonun şehrin caddelerinde görüldüğü böyle bir dönemde, söz konusu kamyonların boyutlarının da giderek büyümesiydi. Kamyon sürücüleri bir araya gelmiş ve yoğun trafik koşullarında istedikleri yere ulaşabilmenin bir yolunu bulmuşlardı. Buna göre kamyonları öyle büyük olacaktı ki, kimse için yol vermeleri gerekmeyecekti. Böylece “Büyük Nesne Tarih Teorisi” ortaya çıkacaktı ki bu tuhaf teorinin detaylarını meraklı okura bırakalım.

Velhasıl, trafik ne kadar yoğunsa kamyoncular da o kadar kabalaşmaya başlıyordu. Kalabalık kavşaklarda kimseye geçiş önceliği vermezlerdi. Taksiciler bile durum karşısında özgüvenlerini kaybetmeye başlayacaklardı. Cüretleri, hızları ve sürüş kabiliyetleri pek çok New Yorklunun malumu olan taksiciler bile temkinli davranmaya başlayınca, bu büyük metropolde yaşayan herkesin endişeleri daha bir arttı.

Belediye Başkanı Emmett P. Cudd için büyük kamyonlar, ekonomik kalkınma ve toplumsal gelişme adına oldukça elzemdi. Başkanın, kamyonları ortalığa salan ve şehirde trafik terörü estiren şirketlerle iş birliği içerisinde olduğunu söylemeye gerek bile yok! Hatta Başkan’ın seçilmesinde bu şirketler oldukça etkili. Öyle ya, kimse kalkınmaya karşıymış gibi bir profil çizmek istemez… “Sahibinin sesi” bazı yerel gazeteler de hep bir ağızdan kalkınma çığırtkanlığı yapıyorlar ki bu da işin cabası. Burada asıl ilgi çekici nokta, kendi içlerinde kıyasıya bir ticari rekabet hâlinde olan bu şirketlerin, ortak çıkarlar için koşulsuz şartsız biçimde örgütlü hareket etmeleri.

Yazar Jean Merrill, bu noktada bir tür modern zamanlar alegorisi ortaya koyuyor ve günümüzün tekelci sermaye dinamiklerinin işleyişine dair dramatik fakat eğlenceli bir tablo çiziyor okuruna. Oldukça çağdaş bir meselesi olan, umut dolu ve keyifli bir metin. Kısa süre önce yitirdiğimiz Türkiye’nin önemli tiyatrocularından, oyuncu ve senaristlerinden sevgili Ferhan Şensoy’un “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” adlı tiyatro oyunundan bir cümleyle bitirmek uygun olacak: “Önemli insanların kavgalarının arasında ezilen önemsiz insanlarıyız bu kentin…”

O hâlde koca koca şirketlerin bize reva gördüğü bu umutsuz kadere boyun mu eğeceğiz? Kentlerimiz ele geçirilirken elimiz kolumuz bağlı biçimde öylece durup bekleyecek miyiz? Elbette hayır! Neyse ki Tezgâh Savaşı’nın bu konuda bize önerdiği bazı direniş modelleri var ve her biri birbirinden eğlenceli… İyi okumalar.

Tezgâh Savaşı
Jean Merrill
Türkçeleştiren: Edip Sönmez
Editör: Nihal Ünver
Dinozor Genç Yayınları, 224 sayfa

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.