İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Kalbin kilidini güven açar

Yer yer hüzünlü bir hâl alan anlatı gerçek anlamda bir bağ kurmak için göze alınması gereken dürüst, açık, içten paylaşımın zorlu mucizesini gösteriyor.

Yazan: Karin Karakaşlı

Kaç yaşında olursak olalım hepimizin içinde görülme, fark edilme ve ait hissedebileceğimiz bir ortam bulabilme ihtiyacı vardır. Bazen bunu bastırır, inkâr etmeye kalkar ama er geç bu en doğal isteğimize teslim oluruz. Marsık ve Ben (Marsh and Me) romanının baş kahramanı Joey, bu ihtiyacı, bu isteği hepimiz adına cesaretle dile getiren bir çocuk. Martine Murray’in kurduğu bu sıra dışı dünyada merak ve şaşkınlıkla takip edebileceğimiz bir iç yolculuk var.

Genç okurlar Murray’i yine Tuğçe Özdeniz çevirisiyle Can Çocuk Yayınlarından çıkan ve bizzat kendi resimlediği Molly, Pim ve Milyonlarca Yıldız (Molly and Pim and the Millions of Stars) kitabıyla tanıdı. Orada en iyi arkadaşı Ellen Palmer’ınki gibi sıradan bir hayatı olmasını isteyen, ancak iksirler hazırlayan annesiyle bambaşka bir dünyaya sahip olan Molly’nin maceraları yer alıyordu. Molly ve gizemli sınıf arkadaşı Pim’e küçük bir selam verilen bu yeni romandaysa okulda kimsenin dikkatini çekmeyen, çekingen ve içe kapanık bir çocuk olan Joey’nin ağzından anlatılan bir büyüme hikâyesi var. Spor karşılaşmalarına ilgi duymayan, özel hiçbir alanda başarılı olmayan Joey, kendi başına olduğunda gitar çalmaktan hoşlanan ve bir müzik grubunda yer almanın hayalini kuran bir genç. İç dünyasının zenginliğiyle dışarıya yansıyan sakinliği arasındaki o çelişkiyi bir tek küçük bir tepe biliyor.

BİR TEPE, BİR AĞAÇ EV, BİR SIĞINAK

Joey bize ailesinden ve arkadaşlarından önce, hatta kendisine dair söyleceklerinden de önce her gün tırmandığı o küçük tepesini tanıtıyor.  Joey’in bütün hayallerine ve sırlarına ortak olan, tren yolunun dibindeki bu bakımsız tepenin büyüsünü orada “Olmak istediğim her şey olurum: ünlü bir astronot, bir dağcı, savaşçı ya da şair” şeklinde özetlemiş. Ancak bir gün, tepesinde derme çatma malzemeden yapılmış bir uzay gemisini andıran ağaç evi fark edince ve gizemli bir istilacı kafasına bir şeyler fırlatmaya başlayınca, Joey’nin yalnız, huzurlu günleri de son buluyor.

İstilacının olmadığı bir zamanda gizlice ağaç evin içine giren Joey’nin kafası daha da karışıyor. Zira içerisi Joey’nin anlam veremediği tuhaf nesnelerle dolu. Kim bilir belki kendisinden de daha içe kapanık, tamamen ayrı bir gezegenden gelmiş gibi göründüğü için bu kadar merak ediyor Joey bu kızı ve Marslı olabileceği düşüncesiyle ona Marsık adını veriyor. Ancak sorulara yanıt almak, Marsık’ın sırlarla dolu iç dünyasını keşfetmek önce güven duygusunun gelişmesine ihtiyaç duyacak.

NESNELERİN HİKÂYESİ

1965 yılında Melbourne’de doğan Martine Murray sinema, resim ve dans eğitimi almış. Yazmaya bütün bu farklı alanlardaki çalışmalarının kaydını tutmak için başladığını söyleyen yazar, “Sanat okuluna giderken günlüğüme çok yazardım. Tuval ve gravürlere de notlar alır, anların eskizi diyebileceğim gerçek anlamda hikâye olmayan küçük hikâyeler yaratırdım,” diyor.

Martine Murray’in bu farklı disiplinlerden beslenen ve ayrıntılara yoğunlaşan üslubu özellikle tasvir bölümlerinde kendini hemen belli ediyor. İstilacının gizemini çözmek için onun yokluğunda ağaç eve giren ve yerde birbiriyle ilgisiz bir sürü tuhaf nesneyi yan yana sıralanmış bulan Joey’nin gözlemlerinde olduğu gibi: “Bu küçük şeyler, sıradan, gündelik ıvır zıvır; bir yüksük, bir düğme, bir kalemtıraş, bir meşe palamudu, bir madeni para, bir kâğıt kıskacı, bir taş, bir lastik bant, bir tel toka ve bir fiş. Bir oyunun tam ortasındaymış gibi görünüyorlar. Bir diş var, hemen yanındaysa sanki onunla sohbet ediyormuş gibi duran bir meşe palamudu. Kemer tokasının etrafında bir salyangoz kabuğu, bir şişe kapağı ve bir gümüş düğme yelpaze gibi yayılmış. Kemer tokası öğretmeni dinleyen çocuklar gibiler. Kalemtıraşın hemen önünde bir zar var. Sanki bir tür yüzleşmenin ortasındalar, bir düello mu bu?”

Marsık ve Ben, gerçek anlamda bağ kurmanın zorluğunu ve bir kez kurunca da yaşattığı mucizeleri gösteren bir hikâye. Asıl adının Ruzica olduğunu öğrendiğimiz Marsık aracılığıyla Sırp halk masalları, yerel şarkılar ve bambaşka bir coğrafyanın dokusu dâhil oluyor romana. Sözün yetmediği zamanlarda müziğin, hele de paylaşılan şarkıların sağaltıcı gücüne sığınıyor bu iki genç insan. Marsık, Joey’nin yetenek ve tutkusunun ortaya çıkmasını sağlarken Joey de onun şifası ve dünyaya inancı oluyor. Birbirine iyi gelmenin mutluluğunu gösteriyorlar bize.

Yer yer hüzünlü bir hâl alan anlatı gerçek anlamda bir bağ kurmak için göze alınması gereken dürüst, açık, içten paylaşımın zorlu mucizesini gösteriyor. Marsık gibi kendine ait hayal dünyasını gerçeğin ta kendisi gibi yaşayan ve yaşıtlarından kendisini tamamen yalıtmış olan bir karakter için güvenmek çok güç bir adım. Ama Joey de vazgeçecek bir çocuk değil. İkisi de hayattaki yerlerini bulmak için birbirini beklemiş âdeta.

Baş kahramanların dinamik bir yapı içerisinde dönüştüğü romanda anne, baba, kardeş ve arkadaş olarak gördüğümüz bütün yan karakterler de ilginç kişilik özellikleri ve gerçekçi tasvirleriyle anlatıya zenginlik katıyor. Okurun kendini izleyici olarak bulduğu macerada sonlara doğru tempo fazla hızlansa ve bazı önemli gelişmeler çok hızlı aksa da Joey ve Ruzica’nın dünyası insanı içine çekiyor. Ağaç evde onlarla birlikte otururken, kendi sırlarınızı anlatmaya başlıyorsunuz. Artık hatırlıyorsunuz çünkü ve paylaşmaya cesaretiniz var. Bu sıcacık, samimi hikâyenin gücüne sığınıyoruz.

Marsık ve Ben
Martine Murray
Türkçeleştiren: Tuğçe Özdeniz
Editör: Seda Ateş
Can Çocuk Yayınları, 160 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.