İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Aynanın İçinden – M. Banu Aksoy

“Hayata çocuklar gibi bakabilmek önemli”

Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Sanat tarihi eğitimi aldınız, çeşitli kültür-sanat ve çocuk programlarında metin yazarlığı ve senaristlik yaptınız. Bütün bunların, sizi çocuk kitaplarından söz etmeye ve onlar için yazmaya sevk ettiğini de söyleyebilir miyiz? Nasıl çıktınız bu yola?

Aslında her şey çocuk kitaplarını çok sevdiğim için başladı. Çocuk kitaplarını okumayı hiç bırakmadım. Bir de bir şeyler yazmayı, aklıma gelenleri kâğıda dökmeyi seviyorum. Sevdiğim iki şey birleşti.

Eşiniz Yıldıray Karakiya ile kurduğunuz “Bir Dolap Kitap” adlı bir blogunuz var ve Açık Radyo’da da aynı adı taşıyan bir program yapıyorsunuz. Buralarda neler oluyor son zamanlarda?

Blog uzun zamandır sessiz. Açıkçası çok vakit ayıramıyoruz. Her gün düzenli olarak yazı yazmak şu anki tempomuzda zorluyor bizi. Açık Radyo’da ise her pazar sabahı yeni çıkan kitaplar hakkında konuşmaya devam ediyoruz.

Seramikle uğraştığınızı biliyorum. Urla’da “Cincüce Bobin Hizmetleri” adlı bir seramik ve kâğıt atölyesi açtınız. Bu cinfikir ve bu ilginç isim nasıl çıktı ortaya? İsmiyle bile insanı kendisine çeken atölyeyi ve orada çocuklarla neler yaptığınızı anlatır mısınız?

Cincüce lakabımı, çok sevdiğim Harry Potter’ın ilk yayımlandığı zamanlarda Yıldıray takmıştı bana, oradaki Cincüceler’den esinlenerek. “Bobin Hizmetleri” kısmıysa tamamen doğaçlama gelişti. Çok komik olduğu için atölyeme bile bu adı verdim. Lakin atölyemi kapattım maalesef. Meğer ben ticaretten anlamıyormuşum. Üstüne bir de pandemi gelince kapatmak şart oldu. Çocuklara seramik dersleri veriyordum. Bir ara origami dersleri de vermiştim.

Çocuk kitapları yazan, resimleyen, okuyan insanların çocukluklarını içlerinde taşıdıklarını düşünüyorum. Bir de anne-baba olmak da yetişkinlerin çocuk kitaplarıyla kucaklaşmasına vesile oluyor. İki oğlan çocuk annesi bir yazar olarak ne dersiniz?

Evet, haklısınız. Hayata çocuklar gibi bakabilmek önemli. Bunu yapamadığım her seferinde yetişkin olmanın ne kadar sıkıcı olduğunu fark ettim. İnsanı hayata bağlıyor çocuk yanını güçlü tutmak. Ama bir itirafta bulunayım: Çocuğu olunca çocuk kitaplarını keşfedenlerin aksine ben çocuklar olunca kitaplardan biraz uzaklaştım, ayrı düştüm. Bu yıl çocukların pandemi ertesi okula dönmeleriyle arayı kapamaya başladım galiba. Her şeye yetişen insanlara şaşıyor ve şapka çıkarıyorum.

Çocukların okuma bilincinin artırılmasında dergilerin, dergi kültürünün de önemli bir rolü var. Ancak nitelikli çocuk edebiyatı dergileri çok az ve ömürleri de kısa oluyor genelde.  27 sayı çıktıktan sonra veda etmek zorunda kalan Dünyalı Dergi’nin yazarlarından biri olarak ne söylersiniz bu konuda?

Hâlâ bize Dünyalı ile ilgili yazanlar ya da Dünyalı’yı hatırlatanlar oluyor. Gerçekten çok keyifliydi. Her sayıda daha iyi, daha güzel nasıl yaparız diye ürettik. Ama Türkiye az okuyan bir ülke deniyor ya, bu süreli yayın alışkanlığı için de geçerliymiş. Daha çok okunsa, daha çok talep olsa belki devam ederdi. Dağıtım problemleri ve raftaki bol sponsorlu diğer dergilerle mücadele edemedi.

Kes, Yapıştır, Çiz, Anlat, Kaydet, Kendini Tanı ve Majanda’lara bayılmıştık. Çocuklara birtakım faaliyet imkânları sunan bu gibi kitaplar çocukları, bütün vakitlerini çalan teknolojinin elinden kurmakta etkili olabilir mi?

Ben ikisini iki ayrı şey olarak görüyorum. Teknoloji hayatımızın tam ortasında; artık böyle bir çağda yaşıyoruz. Ben de çocuklarıma gün içinde ekranla ilgili sınır koyuyorum elbette ama bunu yok sayamayız. Çocuklar hem İnternete hem kendilerini oyalayacak başka etkinliklere yer verebiliyorlarsa hayatlarında ne âlâ. Biz de evde bir şeyler yaparken acaba neler yapılmış diye hemen İnternete bakıyoruz çocuklarla. İnternet doğru kullanıldığında çok önemli ve değerli bir kaynak.

 

 

 

 

 

Ezberlerle körleşmemiş, önyargılardan ve ayırımcılıktan uzak çocuklar yetiştirmede de çocuk kitaplarına büyük iş düştüğünü söyleyebilir miyiz? Boynuyamuk adlı kitabınız da bu sorumluluğu sırtlanmış kitaplardan biri diye düşünüyorum.

Boynuyamuk farklılıkların hayatı güzelleştirebileceğini, zenginleştirebileceğini söylüyor bize.  Özellikle yaşadığımız şu çağda önyargılar üzerine düşünmek önemli. Boynuyamuk’la ilgili hep güzel geri dönüşler alıyorum. Bu da beni mutlu ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

Çocuk edebiyatının “yaşsız” oluşunu da göz önüne alarak çocuklar için yazmanın, yetişkinler için yazmaktan ayrıştığı noktalarla ilgili neler söylersiniz?

Yetişkin dünyasına ait şiddet, vahşet ve erotizm gibi konuları da çocuk kitaplarında kullanamazsınız. Ama bunun dışında her konu ölüm, savaş gibi sert konular bile çocuklara anlatılabilir. Ama nasıl anlatıldığı önemli tabii. Bir yetişkine anlatırken kullanacağınız bazı sözcükleri, ifadeleri çocuklar için kullanamazsınız.

Çocuklar için yazarken size doğru yolu gösteren en önemli kaynağınız nedir ve yazı tasarıları nasıl gelir zihninize? Aniden parlak bir fikir, bir tasarı mı gelir, yoksa derme çatma bazı düşünceler, görüntüler, sesler mi üşüşür zihninize?

Aklımdan düşünceler geçtikçe not ediyorum. Genelde geceleri yattığımda bir şeyler çıkıveriyor. Yazmazsam uçuveriyorlar. Birileriyle konuşurken, etrafta gelip geçenleri izlerken, İnternette bir şey okurken, radyoda bir söz duyduğumda, yolda bir tabela görünce,  çocuklarla geyik yaparken vs. bir sürü başka çağrışım oluyor. Her biri değerli birer kaynak. Bunları üşenmeyip not ediyorum.

Nasıl bir düzene ihtiyaç duyuyorsunuz yazarken, size ne iyi geliyor: Sakin ve düzenli bir oda mı, karmakarışık bir masa mı, fonda bir müzik mi? Çalışma masanızı resmeder misiniz?

Çalışma masam ruh hâlime göre değişiyor. Düzenli bir masa seviyorum -düzenli masaları kim sevmez? Ama bir de gerçekler var ki o da benim dağınık biri olduğum gerçeği! Masam ve odam konusunda kendimi yeniden elden geçirdiğim bir dönemdeyim aslında. Geçen yıl büyük bir kayıp yaşadım, üstüne çok üzücü başka bir olay derken, odamın da masamın da yüzüne bakmadım o süreçte. Şimdi yeniden barışıyoruz masamla, odamla. Tekrar düzenli yazmaya başladım, odamda büyük bir bahar temizliğine giriştim. Bana şans dileyin! Masamda bir sürü kalem, sol yanımda mutlaka defterim, sağımda da bir şeyler araştırıyorsam konuyla ilgili kitaplar, bunların aralarında bir yerlerde de çay fincanım durur. Fonda da mutlaka ya müzik çalar ya Açık Radyo açık olur.

Yazmakla yetenek ve çalışma arasındaki bağ hakkında neler söylersiniz? Ne kadarı alın teri, ne kadarı yetenek sizce? Öğretilebilir bir şey mi yazarlık?

Yetenek konusunda bir şey diyemeyeceğim; bazıları için yazmak çok daha kolayken bazıları için iki kelimeyi bir araya getirmek çok zor olabiliyor. Bence asıl olan çalışmak. Nasıl ki düzenli spor yaptıkça çalıştırdığınız kaslarınız gelişiyor, ilk gün bir kilometre bile koşmak zorken, zamanla koşarken konuşabilir hâle geliyorsunuz, yazma eylemi de aynı şekilde… Düzenli egzersiz gerekiyor. Yazmak öğrenilebilir bir şey bence. Tabii yazmaya niyetiniz ve isteğiniz varsa.

Kendi sesini nasıl bulur bir yazar, özgünlüğünü nasıl ortaya koyar? Kendi deneyiminiz üzerinden anlatır mısınız?

Ben daha yolun çok başında görüyorum kendimi. Şimdiye kadar sadece resimli kitaplar ve etkinlik kitaplarına imza attım. Daha uzun metinlerin peşindeyim. Ama sanıyorum eğlendiğim şeyleri yazmak istiyorum. Yazarken eğlenmek ve okurken gülmek istiyorum. Bu yolda ilerleyebilir ve insanların okurken gülümsediği şeyler yazabilirsem sanırım kendi sesimi bulmuş olacağım.

Yeni planlar, projeler, kitaplar var mı?

Birkaç gün önce yeni Majanda taslağımı yolladım. Bir de çok uzun zamandır basılmayı bekleyen kitaplarım var. Salgında her şey gibi yayın programları da aksadı. Umarım yakın zamanda basılı hâllerini görürüm. Çünkü yeni şeyler yazmak için iyi bir motivasyon oluyor. Hâlihazırda yazdığım öykümü de bitirirsem daha da bir şey istemem. Şimdilik…

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.