İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Çocukluk hâlleri

İnsan ailesini seçebilir mi? Aile tanımında kan bağı arıyorsanız, yanlış yoldasınız. Yok, aile ilişkilerini bir tür paylaşım biçimi olarak görüyorsanız, ne ala! O zaman insan ailesini pek güzel seçer, istediği zaman hem de…

Yazan: Funda Mengilli

İnsan, kardeşini ille bir kardeşi olması gerektiği için seçmez mesela. Birini gerçekten kardeş olarak gördüğünde, işte o zaman bir kardeşi olur. Mesela, mecburi bir bakım veren-alan ilişkisini yürütmek için değil de birini ebeveyni olarak isteyerek kabul ettiğinde bir annesi, babası ya da her ne’si olmasını isterse “o”su olur işte. Kan bağının fazlaca önemsendiği bizim gibi toplumlarda, bize atanan bu bağdan daha güçlüsü varsa, o da insanın seçtiği bireylerle, emekle ördüğü bağdır herhâlde.

Kardeş Mardeş Deme Bana!’da Elbingil, aile ilişkilerini böyle bir bakış açısıyla ele alıyor. Aile kavramının kendisini değil belki ama bağlarının ilişkilenme biçimini düşünce zeminine taşıyor. Roman, baş karakterinin kardeş istemediğini açığa çıkaran bir kompozisyon yazmasıyla başlıyor. Salih Emre, yaşına göre kendini öylesine iyi ifade eden bir çocuk ki, kardeş istememe hakkını yaratıcı bir benzetmeyle ortaya koyuyor. Bu tutumu maalesef ne öğretmeni ne de ebeveyni tarafından beğeniliyor(!) Meramı ciddiye alınmıyor. Yetişkinler, onun adına, onun için bir kardeşinin olmasının iyi olacağında ısrarcılar. Yani, biz yetişkinlerin çocuklar söz konusu olduğunda sıklıkla yaptığı gibi davranıyorlar. Öğretmeni, Salih Emre’nin kompozisyon ödevine bir çoğumuza tanıdık gelen bir not düşüyor: “Ailesiyle görüşülmesine!”

Notu görünce, kitabın devamında gidilebileceğini düşündüğüm iki kurgu oluştu zihnimde. İlki huysuz, belki sorunları olan (hangimizin yok ki!) bir çocuk karakter ve onu (her nedense) kardeş istemeye ikna edecek bir öğretmen-ebeveyn kuşatması yolundan ilerledi. İkincisiyse huysuz, belki sorunlu ama yaratıcı bir çocuk karakterin esaslı bir dönüşümle kardeş istemeye başlaması üzerinden aktı. (Her iki kurguda da kardeş isteme-me- meselesinin yetişkinlerin olumladığı yönde çözüleceği âşikardı.) Şanslıyız ki kurgu ilkinden gitmedi. İkinci yolunsa sonuna kadar geldi, tam bekleneni gerçekleştirip kapatacakken, ufak bir manevrayla bizi şaşırttı. İyi ki de öyle yaptı. Yine de hâlen Salih Emre’nin kompozisyonuna bakarken, kendimi, bir üçüncü kurgu olsaydı nasıl olurdu diye merak ederken buluyorum. Acaba karakterimiz yetişkinlerce ciddiye alınsaydı, öğretmeni ve ebeveynini ikna edebildiği, kardeş istememenin hiç de kötü bir davranış(!) olmadığı yönünde başka bir hikâye aksaydı nasıl olurdu? Sayfalar ilerledikçe romanın meramı dolayısıyla üçüncü kurgudan gidemeyeceğini, yapısı itibarıyla da ilk iki kurgudan en iyisini seçip dönüşümü, tahmin edilebilir ama keyifli bir finalle sunacağını düşündüm. Eh, bir bakıma öyle de oldu. Finalin bir kısmı beklenen, bir kısmı sürprizliydi. Her durumda keyifli olduğuysa bir gerçek.

Keyif, Elbingil’in bir çocukluk hâli sunmasından geliyor. İnişli çıkışlı, çatışmalı çekişmeli, eğlenceli sıkıntılı, her yönüyle bir çocukluk atmosferi. Ben anlatıcı kişisiyle yazılan, hele de ben anlatıcının çocuk karakter olduğu metinlerde, yazarın kendi çocukluk hâllerine yolculuk etmesi, şimdiki bakış açısını dışlamayarak, yetişkin konuşma biçimini de koruyarak ta oradan okura seslenmesi kaçınılmaz olmasa da epey yaygın. Zira bir tercih meselesi değilse, çocuk karakterin kendine özgü sesini ayrıştırmak için buna özel yoğunlaşmak gerekiyor. Ne de olsa çocuklar için de kitapları yetişkinler yazıyor ve hem karakter hem de çocuk olmak hepimiz için son derece cazip. Elbingil de çocukluk hâllerinden gelen davete icabet etmiş. Kurgu geldiği gibi, âdeta kendiliğinden akıp gitmiş. Metnin güçlü yönlerinden birini belki de bu oluşturmuş.

Her ne kadar çocuk karakterin dili, anlatım biçimi, bakış açısı, Elbingil’in “Berk” serisinden tanıdığımız çocukluk hâlinin ta kendisi olsa da üslubunu iyi bildiğimiz, mizahi ritminden keyif aldığımız metnin tam da bu özelliği okuru hikâyenin içine çekiyor. Kitabın 2022 yılı Dil Derneği Beşir Göğüş Türk Dilini ve Çocuk Edebiyatını Geliştirme Ödülünü alması bu açıdan şaşırtıcı değil.

Yaşanan deneyimse yaklaşık şöyle: Hikâye ilerlerken melodi sizi içine alıyor, birlikte ritim tutuyorsunuz. Ritim nakaratın dışında da tekrar etmeye başladığında, örneğin Salih Emre’nin dönüşümünü tetikleyen Hans’ın davranışlarını tahmin ettiğinizde, dışarıdan bir kurtarıcı gibi sorunları kendi yöntemiyle çözeceğini anladığınızda bir “es”e, daha da önemlisi bir kırılma noktasına ihtiyaç duyuyorsunuz. Neyse ki, “o an” aşağı yukarı zamanında yetişiyor. Böylece romanın ikinci kısmı yeni bir ritimle açılıyor. Bu seferki daha tempolu, daha sürprizli, bizi finale hazırlamak için de daha heyecanlı bir ritim. Bir bakıma daha istekli. Dolayısıyla daha tatmin edici.

Kapakta, en can alıcı sahnelerden birini resmeden Volkan Akmeşe’nin çizimi oldukça davetkâr. Kapağı açtığınızda kendi çocukluk hâllerinize doğru bir yolculuğa çıkıyor, son kertede oradan türlü hislerle dönüyorsunuz. Herkesin çocukluğu ne kadar farklıysa, o kadar çeşitli duyguya kapılması mümkün. Bense, tüm bu duygu selinden yüzümde bir gülümsemeyle çıktım.

 

 

Kardeş Mardeş Deme Bana!
Kaan Elbingil
Editör: Müren Beykan
Günışığı Kitaplığı, 144 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.