İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Aynanın İçinden – Mustafa Kemal Yılmaz

“Kelimeler de aslında birer oyuncak”

Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Bilgisayar Eğitimi bölümü mezunusunuz; ancak sonra edebiyata, hatta Rus edebiyatına ve çeviriye yöneldiniz. Moskova’da Rus Edebiyatı üzerine eğitim aldınız. Edebiyat sularında yol almaya nasıl koyuldunuz, anlatır mısınız? 

İki binlerin başında Dario Fo’nun piyeslerini okumuştum. Biri Füsun Demirel’in çevirisiydi. Çok gülmüştüm ve çok hoşuma gitmişti. Sanırım ilk kez o zaman kendimi çevirmen olarak hayal ettim. Birkaç yıl sonra üniversite kütüphanesinde Three Soviet Plays adında bir derleme geçti elime. Mayakovski, Babel ve Şvartz’dan birer oyun. Mayakovski’nin oyun yazdığını bilmiyordum. Türkçeleştirmeyi çok istedim ve basılır mı, basılmaz mı diye düşünmeden İngilizcesinden çevirdim. Fakat o sıralarda çeviriyle uğraşan bir tanıdığım, yayıncıların sadece orijinal dillerden yapılmış çevirileri bastığını söyledi. Yanılıyordu ama bu kafamda bir ışık yakmaya yetti. Rusça öğrenmeye başladım. Birkaç yıl sonra da kendimi Moskova’da doktora yaparken buldum.

Çocuk edebiyatına girişim yine Moskova’da oldu. Baba olduktan sonra. Kızımız annesi sayesinde Rusçayı kolay öğreniyordu, Türkçesi geri kalacak diye endişeliydim. Çocuk edebiyatına merakım o endişenin ürünü.

Çocuk kitapları yazan, resimleyen, okuyan insanların çocukluklarını içlerinde taşıdıklarını düşünüyorum. Anne-baba olmak da yetişkinlerin çocuk kitaplarıyla kucaklaşmasına vesile oluyor. Bir kız çocuk babası ve çocuk kitapları da yazan bir yazar olarak ne dersiniz?

Anne-baba olmak bir nevi rol değiştirmek. Başrolden yardımcı oyunculuğa geçiyorsunuz. Kendimi hâlâ çocuk gibi hissediyorum ama çocuk kitaplarıyla tanışmamın büyük oranda yeni rolümün gereği olduğunu itiraf etmem lazım.

 

 

 

 

 

 

Klasik Rus edebiyatının Puşkin, Tolstoy, Turgenyev, Gorki gibi dev isimlerinin çocuk masaları da kaleme aldığını ve bunların bazılarının Türkçeye de kazandırıldığını biliyoruz. Ancak yetişkin edebiyatıyla kıyaslarsak Türkçeye kazandırılan Rus çocuk edebiyatı örneklerinin çok az olduğunu söylemek mümkün. Rusça çocuk edebiyatı da beslendiğiniz kaynaklardan biridir sanırım. Türkçeye çevrilmeli dediğiniz ya da çevirmeyi düşündüğünüz Rusça çocuk kitapları var mı? Daniil Harms kitabı (Kolka Pankin Brezilya’ya Nasıl Uçtu) çevirdiğinizi biliyorum örneğin.

Türkiye’de Rus edebiyatı denince akla klasikler gelir. Ama Puşkin’i bir kenara koyarsak, Rusya’da aslında çocuk edebiyatının altın çağı yirminci yüzyıldır. Burada da en güçlü damar, şiirler ve şiirli hikâyelerdir. Bu hikâyelerin Rusça bilen herkesi aynı paydada buluşturmak gibi bir özelliği var. Milla Jovovich’in ezberden okuduğu çocuk şiirini, Garry Kasparov yine ezberinden devam ettirebilir. Bunu ilk fark ettiğimde aklım başımdan gitmişti. Fena hâlde kıskandığımı söylemem lazım. Birilerinin “yanılıyorsun” demesini çok isterim ama sanırım Türkçede gerçek manada bir klasiğe sahip değiliz.

Three Soviet Plays derlemesini anmıştım. İlk elime geçtiğinde Mayakovski’den ötesini görmemiştim ama yıllar sonra fark ettim ki o kitabın asıl incisi Yevgeni Şvarts’ın yazdığı “Ejder”miş. Ne kadar çocuklara göre, ne kadar yetişkinler için, bilemiyorum; yine de o oyunu çevirmeyi isterdim.

Sizin kaleme aldığınız çocuk kitaplarında tekerlemelere, kafiyeli tekrarlara, folklorik ögelere, kelime oyunlarına yer verdiğinizi, dil farkındalığını önemsediğinizi görüyoruz. Ayrıca çok sık kullanılmayan, çocukların anlamını bilmediği kelimelere yer veriyorsunuz. Kelimeleri âdeta birer oyuncak gibi çocuğun önüne sunuyorsunuz diyebilir miyiz?

Bir çocuğun kelimelerin de aslında birer oyuncak olduğunu öğrenmesi harika bir şey. Hikâyeler, özellikle de şiirler bunun için ideal.

Kaleme aldığınız üç çocuk kitabı için şiirli hikâyeler demek mümkün sanırım; bolca mizahla harmanlanmış, yüzümüze gülücükler konduran hikâyeler. Çocuk edebiyatında mizahın, şiirsel dilin nasıl bir gücü, etkisi, büyüsü var sizce?

Çocuğunuzla kitap okurken, film izlerken, müzik dinlerken birlikte ağlamak da güzel; ama gülmenin yeri başka.

Şiire en çok mizah yakışır. Çocukken bize okunanları ne yazık ki “hamasi” dışında bir sıfatla tanımlamam çok zor. Öte yandan çoğu insanın gözünde şiir hâlâ büyük oranda “lirik” bir şey. Aksini ispatlayan sanatçılar oldu ama onlar da gözlemleyebildiğim kadarıyla müzikle sınırlı kaldı. Barış Manço, Kayahan…

Çocuk edebiyatının “yaşsız” oluşunu da göz önüne alarak, yaşına başına bakmadan herkes bol bol çocuk kitabı okusa keşke diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

Ben baba olduktan sonra başladım çocuk kitabı okumaya.

Çocuklar için yazarken size doğru yolu gösteren en önemli kaynağınız nedir ve yazı tasarıları nasıl gelir zihninize? Aniden parlak bir fikir, bir tasarı mı gelir, yoksa derme çatma bazı düşünceler, görüntüler, sesler mi üşüşür zihninize?

Kitapların tamamı ev ortamında, kızımla şakalaşmalarımızdan, itişme ve kakışmalarımızdan doğdu. Genelde bir kafiyeyle başlar. Ya da bir iki dizeyle. Sonra bazen olay örgüsü gelir. Eşim ve kızımla paylaşırım. “Evet, bu iyi!” derlerse Google Dokümanlar’da bir sayfa açar, biriktirmeye başlarım. Bazıları nihayete erer, bazıları beklemeye devam eder.

Nasıl bir düzene ihtiyaç duyuyorsunuz çocuk kitapları yazarken ve çeviri yaparken? Sakin ve düzenli bir oda mı, karmakarışık bir masa mı, fonda bir müzik mi? Çalışma masanızı resmeder misiniz?

Çeviri yaparken mutlak sessizliğe ve dinginliğine ihtiyaç duyarım. Çok daha kaprisli bir iş. Yazarlık ise daha rahat. Âdeta terapi niteliğinde. Yüksek stres altında ve fiziksel konfordan yoksun olduğum bir ortamda, hatta yürüyüş yaparken bile cep telefonum yanımda olduğu sürece kolaylıkla bir şeyler yazabilirim.

Yazmakla yetenek ve çalışma arasındaki bağ hakkında neler söylersiniz? Ne kadarı alın teri, ne kadarı yetenek sizce? Öğretilebilir bir şey mi yazarlık?

İkisinin de önemi aşikâr. Göz ardı edilen üçüncü bir bileşen olarak “merak”a dikkat çekmek isterim. Öğrenme arzusundan ziyade heves anlamında söylüyorum. Bence hem yetenekli, hem çalışkan çok insan var etrafta. Ama uzun soluklu, hakiki bir hevese sahip insan sayısı nispeten daha az.

Kendi sesini nasıl bulur bir yazar, özgünlüğünü nasıl ortaya koyar? Kendi deneyiminiz üzerinden anlatır mısınız?

Kısa bir dönem hariç 2007’den beri Türkiye dışında yaşıyorum. Canım istediğinde çıkıp Türkçe kitap alışverişi yapma şansım yok. Bazen hayıflanıyorum ama bazen de “Acaba böyle daha mı iyi?” diye düşünmeden edemiyorum.

Yeni planlar, projeler, çocuk kitapları, çeviriler var mı?

İlya İlf ve Yevgeni Petrov’un birlikte yazdığı On İki Sandalye romanını çevirmiştim, geçtiğimiz haftalarda İş Kültür’den çıktı. Şu sıralar yine aynı yazarların Altın Buzağı kitabı üzerinde çalışıyorum.

Önceki yıl Tudem’le Pelin’in Dili Masaya Nasıl Yapıştı? kitabını çıkarmıştık. Pelinciğin başına yeterince dert açmadığımıza kanaat getirdik. Bu kez biraz da davetsiz misafirlerle uğraştıracağız. Sonbaharda yayımlamayı umuyoruz.

 

 

 

 

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.