İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Mesafeleri aşmak

Yaşadıklarımızın bir kısmını gizlemek, kendimize ait sırlarımızın olması herhâlde insanlık hâlimizin özüne içkin bir durum. Romanın olay örgüsü de bu hâllerimiz üzerinden kuruluyor.

Yazan: Funda Mengilli

Bir olaya kaç farklı açıdan bakabiliriz? Olaylar aynı olsa da insanlar bambaşka olduğuna göre deneyimlerin birebir aynı olması mümkün mü? Eh, herhâlde mümkün olmasa gerek. İşin doğrusu, her şeyin birden çok yönü olduğunu kavrayabildiğimiz an, birbirimizle ilişki kurma biçimimizin şekillenmeye başladığı andır. Hani ortada tek bir doğru olmadığını anlayabildiğimiz o an. Diğer insanların bizden çok başka görüşleri olabileceğini içselleştirdiğimiz zaman. Hem de olaylara ve o insanlara beslediğimiz tüm olumsuz duygularımıza rağmen. 

Hanzade Servi tarafından kaleme alınan Bir Sır Kaç Kilometre?, toplumun ayrıcalıklı sınıfına mensup ancak homojen olmayan ilişkilere sahip, on dört yaşlarında dört arkadaşın birkaç ay içerisinde yaşadıkları -ve yaşattıkları- olaylar etrafında şekilleniyor. Kurgu, karakterlerin ağzından kendilerini, arkadaşlarını, ailelerini, geçmiş deneyimlerini ve romanın iç zamanında gerçekleşen olayları dinlediğimiz; anlatıcının sürekli değiştiği bir yapıda. Birçok anlatıcısı olan romanlarda, karakterlerden birinin anlatıcılığı bırakıp yazara dönüşmesi bana göre küçümsenemeyecek bir tehlike. Bir diğer tehlikeyse, yazarın karakterlerden biriyle mesafesini diğerlerinden belirgin biçimde farklı kurma olasılığı. Eğer bilinçli bir tercih değilse, her iki durum da romanın okura, olayları farklı açılardan sunma vaadini boşa çıkarmakta birbiriyle yarışan talihsizlikler. Oysa Bir Sır Kaç Kilometre?’nin, anlatıcılarıyla vaadini fazlasıyla tuttuğunu söylemek gerek.

Kitap, ana karakterlerden Kağan’ın anlatımıyla başlıyor. Sırasıyla Elçin, Karsu ve Tibet karakterlerinin anlatımlarıyla devam ediyor. Her bölümde bir karakter aynı sıralamayla anlatımlarına devam ederken, romanın zamanı ileri-geri sıçramalarla iç içe ilerliyor. Yazar, Elçin’in bölümlerini yazarken çokça keyif aldığından bahsediyor.  Yazarın keyfi, Elçin’in varsıl ailelerin gittiği okulda tek burslu öğrenci olması, buna rağmen -belki de bu yüzden- özgüveninin arkadaşlarından yüksek olması ve yaşına göre gelişkin bir mizah anlayışına sahip olması özellikleriyle okura geçiyor. Karsu, annesinin kendisinden beklentileri arasında boğulan bir çocuk olarak, huysuzluğunu yoğun bir biçimde hisseden, hissettiren bir karakter. Diğer karakterlerin gözünde onlar kadar olgun resmedilmiyor. Ta ki, kendisi de yaşadığı olumsuz duyguların kaynağını keşfedene kadar. Romanın çarpıcı yönlerinden biri de bu özelliği. Karakterlerin hemen hemen hiçbiri hikâyedeki yolculuğunu kitabın başındaki hâliyle tamamlamıyor. Değişiyor, dönüşüyor, yaşıyorlar. 

Yaşadıklarımızın bir kısmını gizlemek, kendimize ait sırlarımızın olması herhâlde insanlık hâlimizin özüne içkin bir durum. Romanın olay örgüsü de bu hâllerimiz üzerinden kuruluyor. Büyüklü küçüklü sırların, insanlar arasındaki -fiziksel değilse de- sezgisel mesafelerle ilişkisi üzerinden. Kitabın isminin yaratıcılığı da bu metafordan kaynaklı. Sır kavramını, kilometre gibi fiziksel bir ölçü birimiyle bir araya getirmek ilgi çekici bir fikir. 

Teknoloji ve sosyal medyayla neredeyse bütünleşik yaşayan Kağan, Elçin, Karsu ve Tibet olay ve durumları kendi açılarından anlatırken, düşünürken, akıl yürütürken ve diyalog kurarken -ara ara hissettiğimiz yazarın yardımıyla da- birçok göndermede bulunuyor. Metin, özellikle ilk bölümlerde, yazarlar, şarkılar, kitaplar, sosyal medya terimleri ve konuşma biçimleriyle popüler kültüre çokça atıfta bulunuyor. İlerleyen bölümlerde bu atıf ve göndermelerin yoğunluğunun görece azaldığı yerlerde, karakterlerin özgün sesleri kulaklarımıza daha keyifli gelmeye başlıyor.

Açılış Kağan’ın, Tibet hakkındaki serzenişiyle güçlü bir başlangıç yapıyor. İlk sayfalarda Tibet’in büyük bir hata yaptığı, Kağan’ın da bildiği bir sırrının olduğunu öğreniyor, ne olduğunu merak ediyoruz. Devamında ilk bölümler bir nevi karakter tanıtımı biçiminde ilerliyor. Dolayısıyla olayın içine girmemiz biraz zaman alıyor. Örüntüde yan yollara, başka sırlara açılan kapılara sapıyoruz. Bu kapıların ardında bir yandan karakterlerin ailelerini ve çevrelerini, olayların koşullarını tanıyor, arka plandaki katmanlardan güzelce besleniyoruz. Örneğin hemen her karakterin ailesinde birbirini dengeleyen zıt özellikli karakterler olduğunu görüyoruz. Diğer yandan ise tüm bunlara dalmış başka sırları da önemsemişken, Tibet’in büyük sırrını yer yer unutuyoruz. Belki de bu nedenle sır(lar) ortaya çıktığında, hak ettiğinden daha sönük bir etkiyle karşılaşıyoruz. Kuşkusuz şunu da gözden kaçırmamak gerekiyor, sırların dökülüşü asıl son değil. Roman, arkadaşlar arasındaki bütün sırlar açığa çıktıktan sonra da devam ediyor, biraz da hızlıca, olaylar sonrası umudumuzu sıkı sıkıya esirgiyor. 

Kitabı elimize aldığımızda, içindeki katmanlı metne davet eden, manga esintili bir kapak karşılıyor bizi. Zeynep Özatalay’ın ana karakterleri onlara özgü renkler ve duygularla resmeden illüstrasyonu konuşma balonlarıyla bezeli. Tek sesliliğin yüceltildiği -içinde yaşadığımıza benzer- dönemlerde dahi farklılıklarımıza karşın mesafeleri aşabileceğimiz gerçeğini metniyle bütünleşik fısıldıyor. 

Bir Sır Kaç Kilometre?
Hanzade Servi
Editör: Burhan Düzçay
Tudem Yayınları, 235 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.