İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Başka bir çocukluk mümkün

Ahmet Büke, her kitabında olduğu gibi Babaannem, Kurbağalar ve Hayat’ta da yaşamın dayattıklarıyla değil, hikâyelerle ilgilenmeyi seçiyor. 

Yazan: Özlem Akcan

Memleketteki pek çok şey gibi çocuklar da iki kutuplu anlayış arasında oradan oraya çekiştirilip duruyor. Ya asla hakkını teslim etmeyen, sözde kalan bir ilgiyle çok özel varlıklar olduklarını söylüyoruz onlara ya da boylarından büyük sorumluluklar yükleyip kaderlerine terk ediyoruz. 

Hâlbuki çocuğu ailenin uzantısı, geçim kaynağı ve ayrılmaz bir parçası gören geleneksel yaklaşımla geleceği çocuklar üzerine inşa eden, onu projelendiren modernist yaklaşım arasında bir üçüncü yol, bir başka çocukluk mümkün. 

Ödüllü yazar Ahmet Büke de son çocuk romanı Babaannem, Kurbağalar ve Hayat’ta bu üçüncü yoldan, mümkünlerin kıyısından sesleniyor okurlarına. 

Dokuz yaşından sonra babaannesiyle yaşamak zorunda kalan bir çocuğa, sevgiyle kuşatılan ama kendi hikâyesinde özne olma hakkı da elinden alınmayan bir çocukluk kurguluyor. 

Birbirini izleyen öykülerden oluşan romanın daha ilk paragrafından, çocuğu üzen bir şeyler olup bittiğini anlasak da babaanneyle yaşama zorunluluğunun nedenini son sayfalara kadar bilmiyoruz. Çünkü Ahmet Büke, her kitabında olduğu gibi Babaannem, Kurbağalar ve Hayat’ta da yaşamın dayattıklarıyla değil, hikâyelerle ilgilenmeyi seçiyor. 

İNŞA EDİLEN UMUT

Evvela hayatın akışını da batışını da sonsuz bir sükûnetle karşılayan babaanne karakterini koyuyor karşımıza. Sıcaklardan önceki son serin rüzgârların, herkesin aklını karıştırıp olmayacak şeyler yapmasına neden olduğunu düşünen, insana dair her şeyi yadırgamadan kabul eden, yöresel deyişlerle konuşan, sorunları kendi yöntemleriyle çözen bu nevi şahsına münhasır kişilik, Ahmet Büke’nin İnsan Kendine de İyi Gelir ve Gizli Sevenler Cemiyeti adlı öykü kitaplarındaki babaanneyi getiriyor aklıma. Tıpkı onunki gibi acıyı görmezden gelmeyen ama yaşamı kutsamaktan da geri durmayan bir şefkat var üslubunda: “Neler hissettiğini anlıyorum. Dertlerinin hepsi, göz açıp kapayana kadar hemen geçecek diyemem. Ama bil ki, bu hayat bir armağandır. Eninde sonunda onun tadını çıkaracağız, buna inan.”

İçi boş, çocuğu avutmaya yönelik bir umut değil bu sözler. Babaanne, umudun yoktan var olmadığını, emekle inşa edildiğini, kayda geçilen her güzel hatıranın gelecek günler için hazine değeri taşıdığını, mutlu çocukluğun mutlu yetişkinliğin anahtarı olduğunu bilecek kadar kadim bilgilere sahip. 

Torununa bir defter armağan edip birlikte yaşadıkları mutlu ve tuhaf günleri not etmesini istemesi belki de bundan. İşte okur da on altı ayrı başlık altında toplanan bu günlerin kaydını okuyor.

ÜZERİNDEN ATLANAN ACILAR

Kimler yok ki bu kayıtta. Uzaya gitmeyi kafaya koyan Zihni Abi’den Hayali Cemali Amca’ya, boyundan büyük uçurtma yapan Badi Ekrem’den çay ocağındaki paleontolog Zeki Abi’ye kadar birbirinden zengin yan karakterler çıkıyor karşımıza. Göçmen kuşların konakladığı, ormandaki hayvanlara su kaynağı olan Hanım Sazlığı’na göz diken siyah takım elbiseli, siyah gözlüklü kötü adamlar da var, yok değil. Ama onlar bir karakter olarak şekillenmiyor anlatıda; silik ve sıradanlar. 

Çocuk anlatıcıyla birlikte hem çok tanıdık hem çok yabancı bir mahallenin içinde dolaşıyoruz. Kurgu, gerçeküstüne kaydıkça mizahın dozu da artıyor. 

Kent adı verilmese de afiyetle yenilen şevketibostandan, kasabanın bir yanının dağlara, ormanlara bakıp diğer yanının masmavi denize göz kırpmasından İzmir olduğunu varsayıp imbatı hayal ediyoruz. Mahallede kedere saplanıp kalınmaması, acıların üzerinden atlanılması da etken bu varsayımda. Ahmet Büke’nin, “Bir Anarko-Bakkaliye Deneyimi” adlı öyküsüne referansla söylersek, “İzmir’de bütün acıları ve sevinçleri çabuk unuturuz biz. Çünkü insanın zamanı dikey uzar. Geriye dönmeye müsait değildir. Yükselip kaybolmaya meyillidir.”

Çocukluk da böyle değil midir? Ağladıktan sonra gözündeki yaş kurumadan oyuna devam edilir. Üzerinden atlanan büyük acıların tesiri yetişkinlikte kendini gösterir. Bir çocuğa mutlu hikâyeler armağan etmek bu yüzden çok mühimdir. 

Babaannem, Kurbağalar ve Hayat’ta da torununa sadece bir defter değil, aynı zamanda mutlu bir çocukluk armağan ediyor babaannesi. Günler geçtikçe, hikâyeler biriktikçe hayata olan küskünlüğü uçup gidiyor çocuk kahramanımızın. 

“O günlerde hiç öğüt vermedi. Sadece bana sarıldı ve, ‘Seni anlıyorum, ama bil ki, bu hayatı günün birinde mutlaka seveceksin,’ dedi. Gerçekten de öyle oldu. Ona sarılıp, güneşe doğru boy atan bir sarmaşık gibi büyüdüm.” 

Babaannem, Kurbağalar ve Hayat
Ahmet Büke
Resimleyen: Başak Taşkıran
Editör: Müren Beykan
Günışığı Kitaplığı, 104 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.