İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Ben kamu spotu değilim!

Kırk sayfalık metinde, yarım sayfa ansiklopedi maddesine ayrılıyorsa burada ciddi bir sorun var demektir! Uzunca maddeyi okuyunca alttaki fok bıyıklı anne esprisi bile güme gidiyor.

Yazan: Adnan Saracoğlu

Çocuk edebiyatının araçsallaştırılması gibi bir sorunu tartışmak için biçilmiş kaftan, ideal örnek bir kitap duruyor önümde. Okudum, aklıma üşüşenleri teyelledim, son ütüsünü yaptım. Çok uzunca bir yazının yeri ve zamanı olmadığından, yer yer tatlılaşan ama çoğu zaman kekre kaçan kısa voltalar atacağız birlikte. 

Doğaya karşı duyarlık ekip biçmeye hiçbir itirazım yok. İklimdi, hayvanların korunmasıydı, bilinçli tüketicilikti, sürdürülebilir üreticilikti derken, içinde bulunduğumuz gezegenle kurduğumuz berbat ilişkinin sağaltılması hepimizin hayrına. Öte yandan bilimsel bir metinle değil de çocuklar için yazılmış kurgusal bir metinle sesimizi duyuruyorsak, neye odaklanıp neyi arka vokale havale edeceğimize özen göstermeliyiz. Özen gösterilmediğinde içindeki çarpıcı ve güçlü unsurları çarçur edilmiş, çocuksulaştırılmış bir öyküye yazıklanmak işten değil! 

Nehir, yaşına yaraşır özgüvenle doludizgin anlatıyor. Onun ağzından dinliyor, görüyor, onunla birlikte üzülüyor, seviniyoruz. Hemen ilk sayfada, daha okur ısınma turunu tamamlamadan, “Bayan değil kadın,” diye klişelere abanmasını sineye çekmişken, ikinci sayfada da İstanbul’un yeni vapurlarını beğenmediğini öğreniyoruz. Sazı babası alıp eskiden denize girilen İstanbul plajlarından dem vuruyor, fabrika atıklarını sanık sandalyesine oturtuyor; annesi ise ceza sahasına kesilen muz ortayı bilgiççe yumuşatıp balık türleri azalan deniz üzerinden topu ağlara yuvarlıyor ve gooooool olmuyor! Maalesef bu da gol değil… 

Foça’nın adı foklardan geliyor. Yunuslar balık değil memeli. Fok balığı galatı da kabak tadı verdi doğru, fok demek nemize yetmiyor. Peki ama bunlar habire sıralanıp durduğunda öykü güme gitmiyor mu, bütün diyaloglarda kulağa kamu spotu tadı -tatsızlığı- geldiğinde okur kaçacak ıssız ada aramıyor mu? Hatta bu yavan bilinçlendirmeye tepki olarak, her şeyin en yanlışını yapası gelmiyor mu? Hem nalına hem mıhına vurması beklenen, doğaya duyarlı ferah bir kurgusallık yerine, atacağı adım en baştan belli metin, iyileri üzüp kötüleri sevindirmiyor mu? 

Tahtakale’nin ele avuca sığmaz dükkânlarını gezip Hacı Bekir’den alacağımız fıstıklı lokumla havaya girecekken, bu kez “kürklere hayır”, “bilinçsiz balıkçılığa hayır” spotlarına tosluyoruz. Kırk sayfalık metinde, yarım sayfa ansiklopedi maddesine ayrılıyorsa burada ciddi bir sorun var demektir! Uzunca maddeyi okuyunca alttaki fok bıyıklı anne esprisi bile güme gidiyor. Bunun gibi yazarlık ışıltılarının çoğu aksaklıkların arasına sıkışıyor. 

Şeytanın avukatlığını yapan Nehir’in monologları epey güzel bir keşif aslında. İki taraflı bakış açısı tipik doğrucu konformizmi silkeliyor. Don Kişot’u okuyup anlamış zeki bir kızın, yunusu balık sanıp, gösteri yapan yunus ve foklara tav olması ise pek olası değil. Seksenler Türkiyesinde geçmiyor kitap hatırlatayım. 

Kibele, sirenler, Efes Müzesi, Ceneviz surları, Homeros… meraklısı için fiyakalı bir arka plan oluştururken, Foça’ya gidip Foça’nın isim annesi fokların derdiyle dertleniyoruz. Nehir önce su parkı sevdalısıyken, protestocu grubun katkısıyla doğanın dosdoğru safına katılıyor. Nehir, annesi Zeynep ve babası Ali’nin okura sunmadığı sıcaklığı protestocu grup sunuyor. Büyük kavgayla başlayan dostluk numunesi Nehir ve Sudem’in birbirlerini tersleyerek şakalaşmaları o kadar doğal ki, bu doğallık hemen her noktaya yayılsın kitap bununla sulansın istiyorsunuz. Balıkçı ağına takılmış yavru foku, Nehir’in anne şefkatiyle kucaklayıp ciğerlerindeki sudan kurtarması, sıkılarak okuduğum kitabın tek güçlü dramatik atağı; fok evlat edinen ailenin babaya müjdeli haberi vermesiyse sınırlı sayıdaki klas esprilerden. 

Aksayan metne görsel yama olabilecek resimlemeden de yüz bulamıyoruz. Resimler metinle pek sağlıklı bir ilişki kuramamış. Vapurdan meşhur Sarayburnu silüeti, kitabın gizli öznesi fok görselleri yavan, mecalsiz. Ne fıstıklı lokumun tadı geliyor ne de Nazmi Ustanın dondurmalarının… Tarihî rotaya dair tek bir güçlü vinyet, kroki, harita yok. 

Çok daha iyi performanslarına alışkın olunan kişilerin başarısızlığı için “gününde değildi” ifadesi kullanılır. Peki bir yazar için, bir çizer için bu kullanılabilir mi?  

Peki ya sen, bay pek bilmiş eleştirmen, yavru foklar ölsün mü istiyorsun? Yaaaa, yaaaaa!  

Yavru Fok Nesu
Mehmet Fırat Pürselim
Resimleyen: Merve Kaya
Sia Yayınları, 48 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.