İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Bu işte çok cadılık var!

Fantastik kurguların iyi-kötü ikiliğine uygun biçimde, romanda kötülük atfedilen bir karakter olsa da cadının karşısında saf iyilik simgesi tek bir karakter bulunmuyor.

Yazan: Funda Mengilli

Her işte bir tutam cadılığın olduğu büyülü bir dünyadan neler bekleyebilirdik? “Yedi fersahlık çizmelerin ve görünmezlik pelerinlerinin sahiden var olduğu” bir kasabada okul, iş, sömürülme gibi dertlerden arınmış olmayı mı? Ya da bir odayı tozlu topraklı, hadi bolca isli dumanlı bulsa da kolları sıvamayan, “temizliğe girişmek mi, henüz aklımı kaçırmadım,” diyen kadınların varlığını? Belli ki beklentilerimiz büyülü dünyalar için bile ütopik. Yahut yaşantımıza öylesine içkinler ki, sihirli ülkelerde bile onlardan kaçış yok. Belki de bu yüzden, bu denli gerçek dünyaya ait hem de başka bir boyutun sihirli atmosferiyle donatılmış bir yaşamın olması fikri ilgi çekici. Sophie Hatter’ınkine benzer bir hayattan bahsediyorum. Okuldaki başarısının kız kardeşini kıskandırdığı, gece gündüz demeden çalıştığı dükkânda çırak olduğu için ücret alamadığı, ona ait olmasa bile kir pas içindeki bir odayı örümcek ağlarından kurtarmak adına canla başla temizlemekten kendini alamadığı sıradan(!) bir hayat. Gene de karşılaştığı büyülü olayları son derece sakin karşıladığı bir dünya. Kendi hâlinde, tuhaflıklardan uzak yaşayıp giderken, bir büyüyle -görünen o ki sebepsizce- en az yetmiş yıl kadar yaşlandığı ve görüntüsünün eh o kadar da değişmediğini düşündüğü, üstelik sağlıklı olduğu için neredeyse mutlu olacağı bir ortam. 

Ödüllü yazar Diana Wynne Jones, 1986 yılında yayımlanan romanı Yürüyen Şato’da yaşadığımız dünyadan bağlarını koparmadan sihirle örülü bir boyut yaratıyor. Öyle ki metindeki atıfları ve gerçek dünyaya (Galler’e) açılan geçit kapısı, romanın mekânı Ingary ülkesinin bizimkiyle ilişkilerini sıkı sıkıya kuruyor. Bizimkinden kastım, yazarın memleketi İngiltere ve 19.yy dolaylarından seslenen yaşam biçimi. Romandaki hâliyle, kör göze parmak sokmadan, sınıf ilişkileri ve cinsiyet rollerine dair ironiyle bezeli ipuçlarını yakalayabildiğimiz bir hayat. Diğer yandan krallar, prensler, cadılar, büyücüler, aristokratlarla evlenmek isteyen genç kızlar, en büyük kızların bahtsızlığı, hepsi peri masallarından aşina olduğumuz ögeler. Kurgu biçimi ve ironik anlatım dili olmasa, neredeyse bir peri masalı diyebilirdim tanık olduklarımıza.

Büyülü dünyalarda hayrete düşmek kolay iş değil. Sophie lanet yüzünden yaşlı bir kadına dönüştüğünde, bunu öyle çabuk kabulleniyor ki hayatın doğal akışının dışında bir olay yaşadığını ne o ne biz düşünüyoruz. Olduğundan fazla dramatikleşmediğinden, onun sahiden yaşlı bir kadın olduğuna, üstelik bunun o kadar kötü bir şey olmadığına ikna oluyoruz. Böylece neredeyse doksan yaşında bir kadının davranışlarının rahatlığının, bir bakıma yaşının getirdiği özgürlüğünün keyfini biz de sürüyoruz. Kendisinin de yaşlı kadınların çoğu gibi biraz deli olduğunu düşündüğünde, ona karşı çıkamıyoruz. Sophie’nin omzu üzerinden izleyen anlatıcı aracılığıyla hiç yabancılık çekmeden akışa kapılıyoruz. Yürüyen Şato’nun gizemli ve kötü şöhretli sahibi Büyücü Howl’un türlü yönlerine tanık olup, insani hâllerine maruz kalıyor; ona güçlü bir sözleşmeyle bağlanmış ateş cini Calcifer’le sohbete girişip pazarlığa oturuyor; şatonun diğer sakini, Howl’un çocuk yaştaki çırağı Michael’ın yaşından olgun hayatını dünya hâline bağlıyor; zalim Çöl Cadısı hakkında aklımız karışıyor, karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz. 

Üstelik tüm bunları yaparken, kitabın 2004 tarihli kült animasyon uyarlamasını bir türlü aklımızdan çıkaramıyor, karşılaştırmalardan kendimizi alamıyoruz. Hayao Miyazaki tarafından savaş karşıtı bir meramla yaratılan animasyon filminin ardından, Jones’un romanının 2006’da Phoenix Ödülüne layık görülmesi şaşırtıcı değil. İlkin animasyonun bizlere ulaşması nedeniyle filmini romanı okumadan önce -defalarca ve çok severek- izlesem de kitabın mizahi dilinden, karakter zenginliğinden, örgüsünün katmanlarından, sakin ritminden aldığım haz azalmadı. Öykü Akarca’nın kapak illüstrasyonunun, animasyonda tattığım görsel keyfe benzer sıcak bir his bırakması da cabası.

Romanın çatışması, filmde olduğu gibi savaş üzerine kurulu değil, yine erk odaklı ancak daha bireysel çekişmelere dayalı. Fantastik kurguların iyi-kötü ikiliğine uygun biçimde, romanda kötülük atfedilen bir karakter -Çöl Cadısı- olsa da cadının karşısında safi iyilik simgesi tek bir karakter bulunmuyor. Çöl Cadısı, Grimm kardeşlerin masallarını aratmayan vahşi bir plan kurgulamışsa da biz bu planı, kimseye zarar veremeyeceğini anlamışken öğreniyoruz. Dolayısıyla kitap boyunca ondan neden bunca korktuğumuzu pek kestiremiyoruz. Böylece vahşet dozu azaltılmış, hepsine anlam veremesek de büyü dozu yüksek ama çokça keyif aldığımız bol atışmalı, ironik dili yoğun bir kitap okuyor, üç yüz sayfayı aşkın metnin son sayfalarında tüm çözümlere ve nihayetinde peri masallarına özgü sonsuza dek mutlu sona ulaşıyoruz, üstelik hayal kırıklığı yaşamadan.

İşin içinde çokça cadılık olduğundan mıdır nedir, günün sonunda kırılmasını istemediğimiz bir döngünün içinde buluyoruz kendimizi. Romanın ve animasyonun uç uca eklendiği, bir başladı mı en az iki tur atan, keyifli bir döngünün içinde. 

Yürüyen Şato 
Diana Wynne Jones 
Türkçeleştiren: Bülent O. Doğan 
Editör: Ebru Koç Bal 
İthaki Çocuk Yayınları, 356 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.