İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

“Onlar bizim dostlarımızdı…”

Kıyıdaki Kale, savaşın insan ruhunda açtığı onarılmaz yaraları küçük bir kız çocuğunun umutlu yüreğinden ve ışıltılı gözlerinden okuyan sevgi dolu bir roman.

Yazan: Deniz Poyraz

Kıyıdaki Kale, yazar Lucy Strange’in dilimize çevrilen ikinci romanı. Bülbül Korusu’nun Gizemi adlı kitabı da yakın zamanda Türkçeleştirilmiş ve okurca benimsenmiş bir çalışmaydı. Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonlarına tarihlenen bir atmosfer içinde, kitaplarla derin ilişkiler kuran bir çocuğun dokunaklı ve yer yer şiirsel hikâyesini sunuyordu okuruna. Strange, Kıyıdaki Kale’de tarihin tozlu sayfalarından yine özgün bir hikâye çıkarmayı başarıyor.

Kitap, çoğunlukla İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında geçiyor. Petra ve ailesinin hikâyesi tamamen kurgu olsa da çevrelerinde olan bitenler -vatana ihanet yasasının çıkması gibi- gerçek olaylara dayanıyor. Bu kitap kendi hâlinde, fark edilmeyen bir kız hakkında. Göğü delip geçen düşman uçaklarının korkusuyla donup kalan bu kızın ismi Petra.

Pet, ailesiyle birlikte İngiltere’de deniz fenerine yakın bir kıyı şeridinde yaşıyor. Kitap hikâyenin geçeceği coğrafyanın büyülü, otantik tasvirleriyle açılıyor. İngiliz tarlaları, yeşil altın renginde muazzam kırlar. Deniz fenerinin tepesinden bakılınca, aşağıda “Taştan Kızlar” görülüyor. Bu taş kümesi, Pet’in ailesiyle özdeşleştirdiği mitsel bir anıt niteliğinde. Pet, fenerin tepesine çıkınca, tüm dünyayı buradan görebiliyormuş hissine kapılıyor. Deniz fenerinde büyüyen on iki yaşındaki Pet’in dünyası fırtınalar, gizli tüneller ve deniz canavarlarının varlığına dair hikâyelerle dolu. Böyle bir coğrafyanın içinde, ailesiyle birlikte mutlu bir yaşam sürüyor.

Ancak, Hitler, Fransa’yı işgal ettiğinde savaş da gerçekten başlamış oluyor İngilizler için. Deniz fenerini çevreleyen uçurumlar korkunç birer savaş alanına dönüyor; Pet ve ailesinin birbirinden ayrı düşeceği karanlık günler gelip çatıyor. Kasabanın o sakin insanları, her gece Alman ordusunun küçük adalarına daha da yaklaştığını öğreniyorlar radyolarından. Savaşın cinleri Hollanda ve Belçika sınırlarını hızlı geçiyor; Fransa üzerinden Britanya topraklarına kadar dayanıyor.

Oysa on iki yaşındaki bir çocuk için savaş kadar anlamsız pek az şey var. Savaşta en çok masumlar zarar görüyor ve Almanya’da da bir yerlerde, kendisi gibi çimenlere uzanmış, İngiltere’deki masum insanları düşünen küçük bir Alman kızı olup olmadığını merak ediyor Pet. Fakat savaş uçaklarının motorları bir türlü susmuyor; düşman göğün sessizliğini delip İngiltere kıyılarını keşfe geliyor. Tehdidi bu denli yakından hisseden kasabalılar için bambaşka bir tarihin sayfası aralanıyor bundan sonra. Huzur bozuluyor, günlük hayat ve toplumsal ilişkiler felç oluyor.

Şüphesiz en kötüsü, insanların onca yıllık komşularını casuslukla suçlaması. Kasabadaki bir yangın, endişe ve korkuyu kin ve öfkeye çeviriyor. Tek sabotaj eylemi yangın da değil. Yangından birkaç gün sonra kasabada, polis merkezinin hattı da dâhil olmak üzere, üç telefon hattı birden kesiliyor. Başta, olan bitenden rüzgâr sorumlu tutulsa da görevli geldiğinde hatların kasten kesildiği gün gibi ortaya çıkıyor. Kasabada, herkesle aynı tarafta olmayan birinin veya birilerinin varlığı da netleşmeye başlıyor. İnsanlar sokaktan geçerken birbirlerine farklı gözlerle bakıyor, her yüzde uğursuz bir şeylerin izini arıyorlar. Gözlerini kısarak, sessiz ama zehirli bakışlarla şunları söylüyorlar birbirlerine: Yoksa o sen misin? Sen de Alman değil misin? Herkes senin ne olduğunuzu biliyor! Neyin peşinde olduğunu da biliyorlar!

İşte, Pet ve ailesi de bu suçlamalardan nasibini alıyor. Pet’in Alman asıllı annesi, ne idiği belirsiz bir şikâyet üzerine mahkemeye çağrılıyor. Anne, Almanya’da doğduğu için resmen düşman uyruklu sayılıyor. Hükûmete göre ülkedeki her yabancı uyruklu, artık şüpheli olarak değerlendirilmeli, İngiltere’nin güvenliğine karşı temsil ettikleri riske göre sınıflandırılmalı. A kategorisi düşman uyruklular, ciddi bir tehdit olarak görülüyor ve toplama kamplarına kapatılmaları isteniyor. B kategorisi hapsedilmeyecek ancak nerede yaşayabilecekleri ve ne yapabilecekleri konusunda kısıtlamalarla karşı karşıya kalacak. C kategorisi düşman uyruklular tehlikeli sayılmıyorlar ve yaşamlarına normal şekilde devam etmekte özgürler.

Neticede, kasabadaki yabancı uyruklular yangın ve diğer sabotaj olaylarından sorumlu tutulmaya başlanıyor. “Onlar bizim dostlarımızdı. Kiliseden insanlar, kasaba esnafı, balıkçılar, birlikte büyüdüğümüz çocukların anne ve babaları,” diyor Pet. Savaş, tüm İngilizleri değiştiriyor. Düşman uçakları. Ölüm haberleri. Radyodan duydukları ve gazetelerde okudukları şeyler. Söylentiler, fısıltılar… Sonuçta binlerce “düşman şahıs”, mahkemelerin yolunu tutuyor…

İşte savaşın topluma yaptığı… Dün aynı sokaklarda oynadığınız bir arkadaşınızın kaderi ertesi gün bilinmezliğe doğru savrulabiliyor; yıllarca alışveriş yaptığınız bakkal yüzünüze bakmaz oluyor. Kıyıdaki Kale, savaşın insan ruhunda açtığı onarılmaz yaraları küçük bir kız çocuğunun umutlu yüreğinden ve ışıltılı gözlerinden okuyan sevgi dolu bir roman. Savaşın ve göçlerin bitmek bilmez yüzyılından günümüz insanının çıkaracağı pek çok ders olmalı. İyi okumalar. 

Kıyıdaki Kale 
Lucy Strange
Türkçeleştiren: Sima Özkan
Hep Kitap,  364 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.