İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

SUÇLUYORUZ!

Emile Zola,  “J’Accuse..!” yani “Suçluyorum!” başlıklı açık mektubuyla, L’Aurore gazetesinin sayfalarını uzun uzun kullanır ve o meşhur Drefyus davasını yerle bir eder. Bir yüzbaşının haksız yere suçlandığı davada, Zola ve Fransız aydınları tek vücut olarak sadece davanın seyrini değil bir hukuk paradigmasını da değiştirir.

O zaman biz de “suçluyoruz!” Bugün, çocuk edebiyatına büyük bir haksızlık yapılıyor! Peki, biz kimi suçluyoruz? Ve kimlerle tek vücut olup haksızlığa karşı duruyoruz? Suçlayacak kimseyi bulamıyor muyuz? Yoksa bu haksızlıkta hepimizin bir payı olduğu için, ya da içten içe kendimizi suçlu hissettiğimiz için bir arada duramıyor muyuz?

“Çocuğun edebî zevkine karşı işlenen suçlar” diye bir suç tanımı olsa, iddianamede adı geçmeyen çok az kişi ve kurum olurdu. İçinde “kaka” geçti diye kitabı şikâyet eden veliler, “Boşanma, ölüm, ayrılık görmek istemiyoruz,” diyen okullar ve öğretmenler yani eşik bekçileri, gelen dosyalara bu gözle bakıp “steril kitap” arayan yayınevleri, bu süreçleri içselleştirip iyiden iyiye didaktiklik tuzağına düşen yazarlar, “çocuğa görelik” ve “üstün yarar” kavramlarını eğip bükerek edebiyat dedektifliğine soyunan “eleştirmenler”, ve tabii ki yasakçı devletler. Suçlusunuz, suçluyuz…

Çocuk edebiyatının en önemli belirlemelerinden birisi; çocuğun algısının, düş dünyasının, somut-soyut ayrımının, sözcük bilgisinin yetişkinlerden farklı olmasıdır. O yüzden de çocuğun bu evrenine ulaşabilen metinler, çocuk edebiyatı alanı içinde tanımlanır. Burada “çocuğa görelik”, tüm bu evrenin içerisinde bir uyum ve ritim yakalarken o evrenin sınırlarını yıkmadan genişletme çabasını da içerir. Yani dünyada olup biten bazı olumsuz şeyler de iyi bir edebiyat metniyle, onun “evrenini” parçalamadan, çocuğa gösterilir. Böylece çocuk, bir olumsuzluğu sadece kendisinin yaşamadığını, dünyada yalnız olmadığını fark eder. Tüm bunları; yukarıdan parmak sallayan bir yetişkinin nasihatlerinde değil, göz hizasında duran karakterlerin hikâyelerinde bulur. Empati böyle başlar.

Bugün ise tüm bu kavramlar birbirine girmiş, iyi edebiyatla kötü edebiyatın farkı bir kenara atılmış, çocukken kitaplardan –kıkır kıkır ya da hüngür hüngür- aldığımız zevk unutulmuş, dünyada maruz kaldığımız tüm kötülükler, her nedense, kitaplara bağlanmış…

İşte biz, İyi Kitap olarak, bu gidişe dur diyecek büyük bir tartışmayı başlatmak için “suçluyoruz”. Bunu yaparken de kaba bir ithamdan kaçınarak; ödüllü yetişkin edebiyatı yazarlarının görüşlerini, çocuk edebiyatı alanından yazar ve editörlerin deneyimlerini, kitap seçen öğretmenlerin yöntemlerini, dünyadaki sansür-otosansür uygulamalarını sayfalarımıza taşıyoruz. Kitap değerlendirme bölümlerimizde de sektör paydaşlarının uzak durduğu o “zor konuların” kitaplarda nasıl işlendiğine bakıyoruz. Son yıllarda bu temalarda kitap bulmakta biraz zorlandığımızı da buradan itiraf ediyoruz. Neyse ki iyi edebiyat hâlâ var.

Zola, o meşhur açık mektubunda şöyle diyordu: ”…suçladığım insanlara gelince onları tanımıyorum, hiçbir zaman görmedim. Kendilerine ne hıncım var ne de kinim.” Bizim de öyle… Çünkü belki suçladıklarımızdan birisi sizsiniz, birisi de benim.

Barış İnce

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.