İyi Kitap

Mutlu olmayı öğrenmek…

Irmak ZİLELİ

Mutlu olmanın yolu nedir diye soracak olsanız söyleyeceğim iki şey olurdu: Bir, kusurlu gördüğümüz yönlerimizle barışmak; iki, üretmek, üretmek, üretmek… Bu sayıda size önereceğim iki kitap işte o iki mutluluk yolunu anlatıyor…

İskarpin Amca, üretmezse yok olup gidecek, üretirse mutluluğun en yüksek mertebesine ulaşacak soydan bir insan. Gözde Kayabeyoğlu’nun kaleminden çıkan öykü, küçük bir mahalledeki küçücük dükkânında ayakkabı üreten, iddiasız ama çalışkan bir adamın hikâyesini anlatıyor. O küçük dükkânın çapı, devasa fabrikaların üretim gücüne yetişemez olunca İskarpin Amca’yı bir tasa alır. O, öyle bir kenara çekilip eski günleri yâd ederek çekirdek çitleyecek, gazeteleri ölüm ilanlarına dek okuyarak zamanı tüketecek bir “ihtiyar” olmak istememektedir. İpin ucunu bir kez bıraktı mı yaşamla bağlarını bir bir koparacağını içten içe bilir.

Bir gün İskarpin Amca’nın dikkatini gazetedeki “Kişiye Özel Tasarım” başlıklı bir yazı çeker. Bu yazı ona ilham olur ve en büyük fabrikaların beceremeyeceği bir işe soyunur, mahalledeki herkes için özel ayakkabılar yapacaktır! Gül Hanımlar, Ebru Hanımlar, Jale Hanımlar ve daha niceleri dükkânın önünde kuyruk olur uzanır. Herkesin karakterine uygun bir çift ayakkabı üretir İskarpin Amca. İşte bu noktada iş basit bir üretim olmaktan çıkar, yaratıya dönüşür. İskarpin Amca çok mutludur, çünkü yaptığının insanlara ayakkabı kazandırmaktan öte işlere de yaradığını görmüştür. İnsanlar ayakkabılarına bakıp birbirlerinin ismini öğrenerek dostluklar kurmaya başlar. İşte o günden sonra “Dost başa, düşman ayağa bakar” atasözü de yürürlükten kalkar! İskarpin Amca hem geçimini sağlayabilmektedir artık, hem yeni dostlar edinmekte, hem de kafasını her gün farklı bir ayakkabı yapmak için çalıştırarak hayatla bağlarını kuvvetlendirmektedir…

ÖNCE KENDİMİZLE BARIŞMAK
Kitabı resimleyen Elif Şimşek’in yaratıcılığını da burada belirtmeden geçemeyiz… Şimşek de kumaş parçalarından, pullardan, düğmelerden bir öykü kurmuş bizlere… Annelere ve babalara da ipucu vermiş. Eski kılık kıyafetlerinizi çocuklarınıza sermaye ve evin bir köşesini atölye yapmaya ne dersiniz?

İkinci kitabımız da yine Gözde Kayabeyoğlu’nun bir öyküsü ve yine Tudem Yayınları’ndan. Ben isimli bir çocuğun, hiç de hoşlanmadığı “benekleriyle” barışmasının hikâyesini anlatıyor Kayabeyoğlu. Adı bile “Ben” olan küçük çocuk sabah uyanır uyanmaz aynada benleriyle karşılaşıyor. (Bu arada yazarın bildiğimiz benler için neden sürekli benek dediğini sormadan edemeyeceğim.) Her sabah olduğu gibi bu sabah da hiç hoşnut olmuyor onları yüzünde görmekten. “Ah”, diyor “Onlar olmasa ne de güzel olurdum…” Ve sonra macera başlıyor. Bir hayale yelken açıyor Ben… Hayal dünyasında olup bitenlerin sonunda “benekleriyle” barışıyor. Fakat konu iyi seçilmiş, sonuç da güzel bir mesajla bağlanmış olsa da, öykünün kurgusunda aksayan bir şeyler var. Ortalığı beneklere boyayan çocuk, onların aralarında sıkışıp kalınca onlardan kurtulmanın yollarını arıyor ve ninesinden öğrendiği şarkıyı söylüyor: “Uç uç beneğim, annen sana terlik pabuç alacak…” (Şarkının aslı böyle değil ben de biliyorum, o yüzden yazara bir sorum daha var: Şarkıyı öyküye uydurmak için kırk yıllık uç uç böceğini siz mi benek yaptınız, yoksa nine mi şarkıyı torununun beneklerine uydurmaya çalıştı?) Çocuk, şarkıyı söyleyince tüm benekler dört bir yana uçuşuyorlar ve her şey aslına dönünce, rahatlıyor. Öykünün anafikri şu cümlede veriliyor: “Giden beneklere el salladı. Kalanlarla barıştı.” Peki ama nasıl barıştı? Ne oldu da barıştı? Bu belirsizlik, kendimizle barışık olmamızın bizi mutlu ve huzurlu kılacağı anafikrinin altını doldurmayı ailelere bırakıyor…

İskarpin Amca – Gözde Kayabeyoğlu
Resimleyen: Elif Şimşek / 36 sayfa
Uç Uç Beneğim – Gözde Kayabeyoğlu
Resimleyen: Ender Dandul / 20 sayfa
Tudem Yayınları

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz