İyi Kitap

Peki ya Tanrı, Allah’ın tercümesiyse…

Peki ya Tanrı, Allah’ın tercümesiyse…

Şiirsel TAŞ

Din ve inanç meselelerini konu edinen çocuk kitapları çoğu zaman dürüstlükten uzaklaşarak didaktizme kayıyor. Martine Pouchain’in Bağdat 2004 adlı romanı ise ‘Tasavvuf ’tan ‘sözde inançlar’a farklı temalar etrafında biçimlenen, etkileyici bir savaş hikâyesi anlatıyor.

Çocuk kitaplarında ‘din ve inanç’ konusunu incelerken, bu kavramlara hangi amaç gözetilerek metnin yapısında yer verildiğini dikkate almak daha nesnel bir bakış açısı sağlayabilir. Din kültürü eğitimi ile ilgili kitaplar, bu yazının kapsamı dışındadır. Bu grupta yer alan kitaplar –okullarda Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi adı altında okutulan dersle ilgili kitaplar da dahil– çocuk yazınının ilgi alanına girmez ve nitelik, gereklilik ve yeterlilik açısından farklı disiplinler tarafından
değerlendirilmesi doğru olur.

ÇOCUK YAZINI VE DİN
İkinci grupta yer alan kitaplar, ‘sözde’ bilimsel içerikli olup, sunduğu açıklamaları bilimsel verilere dayandırmak yerine ‘aşkın bir gücün hikmeti’ne bağlayan yayınlardır. Bu kategorideki yayınları, aslında çocuk yayıncılığında yeri olmayan bir grup olarak düşündüğümüzü ifade etmekle yetinip, bir başka yazıda incelemek üzere bir kenara bırakalım.

Üçüncü grupta, din ve inanç kavramlarının, çocuk yazınında kurgunun bir parçası olarak kendine yer bulduğu kitapları inceleyebiliriz. Ancak bu noktada, şu soruyu sormak gerekir: Kavram, karşımıza kurgunun doğal bir parçası olarak mı çıkıyor; yoksa çocuk yazınında artık rafa kaldırılması gerektiğini savunduğumuz didaktizmin bir yansıması olarak, satır aralarında belli bir öğretiyi çocuğa aktarmak için güdümlü olarak mı kullanılıyor?

Birinci durumda, din-inanç kavramları, tıpkı diğer izlek ya da yan izlekler için geçerli olduğu gibi, yapıtın yazınsal niteliği ve düşünsel boyutu dahilinde incelenebilir ancak. Oysa ki, daha güdümlü olan ve asıl meramını doğrudan anlatmak yerine, yazınsal bir kimliğin ardına gizleyerek sunmayı hedefleyen kitaplar, en azından bu ikircikli ve dürüstlükten uzak yaklaşımlarıyla daha baştan sorunludur. Çünkü yazın alanının kendi etiği vardır. Çocuk kitaplarının pedagojik açıdan
satır satır incelenerek tartışıldığı ve “Acaba bu kadar didiklemek çocuğu örselememek adına, yapıtın yazınsal niteliğini mi örselemektedir?” sorusunun hâlâ yanıtsız kaldığı günümüzde, asıl üzerinde durulması gereken etik konusunun bu denli geri planda bırakılması ise son derece şaşırtıcıdır.

Fransız yazar Martine Pouchain’in Bağdat 2004 adlı romanı, din ve inanç kavramlarını, ana izleği savaş olan bir kurgunun içinde inanç, inançsızlık, dinler arası çatışma, uzlaşma, Tasavvuf gibi farklı yönleriyle karşımıza çıkaran başarılı bir örnek. Kitapta Tasavvuf düşüncesinin temsilcisi yaşlı Nebil, “Cihadın, insanın kendini geliştirme iradesi olduğunu asla unutmayın,” der kendisinden feyzalmaya gelen öğrencilerine. Gençlerden biri, “Ama bana, cihadın Allah yolunda savaşmak olduğu söylenmişti,” diyerek karşı çıkınca, şöyle yanıt verir Nebil: “Ama bu savaşı kendine karşı vermelisin, çünkü tek gerçek düşmanın kendinsin (…)”

Pouchain, bir yaşam biçimi olarak Tasavvuf anlayışı ile ‘varmış gibi gözüken’ ama gerçekte, içi boşalmış ritüellerden ibaret ‘sözde inanç’ arasındaki karşıtlığı vurgular kitabında. Kahraman olma hevesiyle Amerikan ordusuna katılıp Irak’a giden Thomas ve ailesiyle ilgili olarak şunları okuruz: “Annesiyle babasının evinde bir İncil vardı, ama kimsenin onu okuduğu yoktu. London ailesi, kiliseye yılda bir-iki kere giderdi, Noel’de ya da Paskalya’da. Tanrı’ya inançları da, aşağı yukarı sağlık sigortasına olan inançları gibiydi. Ancak ihtiyaç olduğunda ilgilenilmeye başlanırdı.”

Thomas, sevdiği kıza yazacağı mektuba, Neşideler Neşidesi’nden birkaç güzel cümle eklemeye karar verir. Ama rasgele açtığı sayfada karşısına Sina İttifakı’nın 43. babı çıkar: “Öldürmeyeceksin.” Bunun üzerine Thomas’ın arkadaşlarına yönelttiği “Burada ‘öldürmeyeceksin’ diye yazıyor. Siz biliyor muydunuz bunu?” sorusu, içinde bulundukları koşullar düşünüldüğünde hayli ironiktir.

Bağdat 2004, çocuk-gençlik kitapları içinde din-inanç kavramlarına, herhangi bir dini öğretiyi dikte etmeden, eleştirel bağlamda ve kurgunun bir parçası olarak yer veren, okuru düşünmeye davet eden bir kitap. Thomas ise yıllarca ertelenmiş bir akıl yürütmeyle vardığı noktada şunları düşünür: “Peki ya eğer Tanrı, Allah’ın tercümesiyse? Ya da bunun tersiyse…”

1) Tarih Vakfı, Türkiye Bilimler Akademisi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın işbirliğiyle hazırlanan Ders Kitaplarında İnsan Hakları II Projesi bulgular ve tavsiyeleri, konuyla ilgili müfredat ve ders kitaplarını değerlendirme açısından aydınlatıcı olup, dikkat çekici bir bölüm içermektedir: T(avsiye) 11. “… Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersleri için ilahiyat disiplini yerine din çalışmaları disiplini çerçeveli yeni bir müfredat programı ve bununla uyumlu yeni ders malzemeleri hazırlanmalıdır. ‘Ahlâk’ konusu dini bir çerçeveyle sınırlandırılmayıp, bu dersin içeriğinden çıkarılmalıdır. ‘Din kültürü’ dersiyle Sünni İslam inanışının belletilmesinden vazgeçilmeli, dersin içeriği, dersin başlığının çağrıştırdığı şekilde ‘dinler tarihi ve kültürü’nü kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Tüm bunlar yapılamıyorsa, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin müfredattan çıkarılması için gerekli adımlar atılmalıdır.” (http://www.tuba.gov.tr/userfiles/ insanhaklari.pdf)

2) “(…) çocuklarımızın duygu ve düşünce sağlığı, şiddet içeren, ideolojik ya da dinsel didaktizmi (öğreticiliği) yeğleyen kitaplarla örselenmekte; çocuklar güdümlü, insan doğasına aykırı, insan duyarlığını yok etmeye yönelik, saldırganlığı ve şiddeti doğallaştıran anlayışlarla kuşatılmaktadır.” (Sedat Sever, Çocuk
Kitaplarına Yansıtılan Şiddet [Milli eğitim temel yasası ve çocuk haklarına dair sözleşme bağlamında bir değerlendirme] Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi 2002; cilt 35, sayı 1-2, s.28)

Bağdat 2004
Martine Pouchain
Çeviren: Nükhet İzet
Can Yayınları / 124 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz