İyi Kitap

‘Hepsi Benim’ mi?

Irmak ZİLELİ

Yedi çocuklu Lili annenin çocuklarının büyüme serüvenlerini anlatıyor resimli kitap dizisi ‘Hepsi Benim!’ Abur cubur yeme alışkanlığı, televizyon bağımlılığı ve kardeşlerarası kıskançlık çocukların bazı kötü huyları. Ancak öykülerin diline hâkim olan öğretici ton biraz ağır basmış görünüyor.

Anne babaların dert yandığı şeyler vardır. Bizim kız sebze yemeklerine burun kıvırıyor, ama bıraksan sabah akşam dondurma yiyecek. Bizim oğlan da uyumak bilmiyor, yatağa yatırana kadar iflahım kesiliyor! O da bir şey mi, benimki televizyon diyor başka bir şey demiyor, gözü ne arkadaş görüyor, ne oyun. Ben de bizim kıza bir türlü paylaşmayı öğretemedim, bu yüzden hiç arkadaşı kalmayacak diye korkuyorum. Seninki yine iyiymiş, bizimki kardeşine diş biliyor, deli gibi kıskanıyor…

Bu ve benzeri dert yanmalara, anne ve babaların bir araya geldiği dost meclislerinde sık sık tanık olursunuz. Herkesin kendine göre çözüm önerileri vardır. Dert yanan anne babaya, hemen çeşitli reçeteler sunulur. Dondurma delisi mi, sebze yemeğini bitirmeden bir kaşık bile tattırmayacaksın diyeninden, geceleri uyumak bilmeyen çocuk için ceza çeşitlemeleri sunanına kadar pek çok dâhiyane öneri… Bazıları da mürekkep yalamıştır ve başınıza pedagog kesilip çeşitli analizlere girişerek içinizi bayabilirler…

Elimdeki yedi resimli kitap, dostlardan gelen tavsiyelere alternatif oluşturuyor. Anlatıcısının bir ‘anne’ olduğu hikâyelerde, bu annenin ağzından çocuklarının deminkilere benzer özelliklerini dinliyoruz. Bunu dinlemekle kalmıyor, bu dertlere ne türden devalar bulunduğuna ilişkin de fikir ediniyoruz.

Çocuklardan Peli isimli olanı dondurmayı çok seviyor ve annesinin yaptığı birbirinden lezzetli yemeklerin tadına bile bakmıyor. Loli, yeni doğmuş olan kardeşini herkesin bu kadar ‘tatlı’ bulmasına bir anlam veremiyor. Kıskançlık gözlerini o kadar kör ediyor ki, aynı kişilerin kendisine de ne çok sevgi gösterdiğini fark edemiyor. Foli, oyuncaklarını, kıyafetlerini, kitaplarını kimselerle paylaşmak istemiyor ve bu yüzden de çok yalnız kalıyor. Mali, gözünü bir an olsun televizyondan ayıramayacak kadar ona bağımlı. Ali uykuya ayrılan vaktin zaman kaybı olduğu görüşünde. Veli hayvanları çok seviyor ama severken biraz canlarını yakıyor. Dali ise resim yapmayı çok seviyor ama resim kâğıtlarına değil!

REÇETE TADINDA YEDİ KİTAP!
Peli, Loli, Foli, Mali, Ali, Veli ve Dali’nin kahramanı olduğu yedi kitapta dertler bir şekilde çözüme kavuşuyor. Kısa metinlerden oluşan kitaplarda, resimler baskın. Metinlerin kısalığı ve sorunun fazlasıyla çabuk çözüme kavuşması, bunların birer ‘reçete’ kitap gibi düşünülüp tasarlandığı izlenimini yaratıyor. Yani çocuğunuzu bir hikâyenin içine çekip, onu renkli ve keyifli bir yolculuğa çıkartmak yerine, sürekli dondurma yemenin, sürekli televizyon izlemenin, uyumamanın, eşyalarını paylaşmamanın, kardeşini kıskanmanın vb. ‘kötü’ bir şey olduğu mesajını vermek için hazırlanmış kitaplar.

Amaç hikâye anlatmaktansa mesaj vermek olunca, metin bir an önce sonuca gitmek için acele etmiş görünüyor. Sözgelimi, uyumayı sevmeyen Ali’nin hikâyesi, kahramanımızın oyuncakların da geceleri uyuduğunu ‘aniden’ fark etmesi ve geceleri uyanık kalınca çok sıkılmasıyla çözüme kavuşturulmuş. Bir başka öyküde ise, sürekli televizyon izleyen Mali, bir gün gözleri bozulunca doktor tavsiyesiyle onları dinlendirmesi gerektiğini anlıyor. (Televizyon sevdalısı çocukları bundan vazgeçirmek için fazla klişe bir argüman gibi gözüktü bana. Bugüne dek işe yaradığını hiç görmedim!)

Hikâyeler yine benzer mesajları verebilirdi ama bunu yaparken metni biraz daha işlemek, geliştirmek de mümkündü. Böylece resimlerin başarısına yetişen ve mesajlarını ‘direkt’ vermek yerine, çocukların bazı sonuçlara düşünerek ulaşmasına yardımcı olan, iyi işlenmiş metinler ortaya çıkarılabilirdi. Çocuklar hem keyifli bir okuma serüveni yaşamış, hem de okuduklarından sonuçlar çıkararak, öğrenmenin yeni bir biçimini keşfetmiş olurdu. Hap gibi mideye indirilince ağrıyı keseceği öne sürülen kitapların okuma zevki yaratacağını da sanmıyorum. Galiba kitapların rolü üzerine yeniden düşünmek gerekiyor.

Bir de küçük bir not: Kardeşini çok kıskanan Loli’nin hikâyesi şu cümleyle başlıyor; “Loli küçük kardeşi Foli’yi hiç sevmez.” ‘Sevmek’ fiilini “kardeşini hiç sevmez” gibi bir cümlede kullanmak, dondurmayı sevmez, uyumayı sevmez, paylaşmayı sevmez gibi cümleler içinde kullanmaya benzemez. Bir çocuk kardeşini kıskanabilir, ona gıcık da olabilir. Ama onu sevmediğini söylemek hem yanlış, hem de ağır bir itham olmaz mı? Bir çocuk kitabının böylesine negatif bir cümleyle başlaması talihsizlik olmuş, belirtmeden edemedim.

Hepsi Benim! Foli!
Tülin Kozikoğlu
Resimleyen: Banu Taylan
İletişim Yayınları / 28 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz