İyi Kitap

Gökyüzü neden mavi?

İnci ÖZGÜR

Bilim insanı olmak için yetenek gerekli mi? Yetenek doğuştan mı gelir, sonradan mı kazanılır? Çocukluğumuzda geliştirebildiğimiz becerilerimiz ileride yaratıcı bir dâhi, büyük bir bestekâr veya yeni bir gezegenin kâşifi olup olamayacağımızı belirleyecek…

Okulların kapanmasına çok az kaldı, ama asıl önemlisi sınavların bitmesine
de az kaldı. Bütün çocuklar gibi ben de SBS denen şu sınava girmekten hiç hoşlanmıyorum. Okulda, evde, hafta sonu dershanede hep sınav, sınav… Oysa yapacak ne kadar güzel şey var. Kitap okuyabilirim, arkadaşlarımla oynayabilirim, biraz daha fazla uyuyabilirim.

Anneme bu sınava neden girmek zorunda olduğumu sorunca, o da yüzünü ekşite ekşite, “Daha iyi bir geleceğin olsun,” diye yanıt veriyor. Daha iyi bir gelecek mi? Ben daha ne olacağıma karar veremedim ki. Hatırlarsanız önceden arkeolog olmak istiyordum ama bugünlerde kararımı değiştirdim. Bilim adamı olmak istiyorum. Annem, “Bilim kadını olabilirsin bilim adamı değil,” diye düzeltiyor sürekli. Babam da, “Biliminin kadını erkeği olmaz, bilim insanı,” diyor. Her neyse, ben bilimle uğraşmaya, deneyler yapmaya ve insanlar için önemli şeyler bulmaya karar verdim.

İçinizden, “İnci birdenbire neden karar değiştirdi?” diye soruyorsanız,
yanıtımı hemen söyleyeyim: “Bir kitap okudum ve kararım değişti.”

İş Bankası Yayınları’ndan çıkan Darwin kitabını okudum. Charles Darwin’in 9 yaşında koleksiyon, 13 yaşındayken de kimya laboratuarında
deneyler yapmaya başladığını, kısa zaman içinde pek çok soru sorup onların yanıtlarını bulmaya çalıştığını öğrendim. Kitap bir çocuğun nasıl ve neden sorularıyla başlayan hayatını, merak ederek, izleyerek ve çalışarak
sürdürmesini anlatıyor. O çocuk sonra dünyanın en çok tartışılacak kuramlarından birini ortaya atıyor: ‘Evrim Kuramı’.

Kitaptan çok etkilendim. Bilim insanı olmak istediğim ya da okuduktan sonra buna karar verdiğim için değil. Pek çok şeyi merak ettiğim halde yanıtlarının peşinden koşmadığım ve etrafımda da kimsenin bununla ilgilenmediğini fark ettiğim için çok şaşırdım.

İÇSEL YETENEK
Bir kitap daha okudum sonra: Elma Dersem Düş. ‘Örnek Hayatlar’ başlığı altında fizikçilerin anlatıldığı bir kitap. Yine çok şaşırdım.
“Gökyüzü neden mavi?”
“Ya da deniz?”
“Suyun bir rengi var mı?”

En son soru kolay, suyun rengi yok. Peki, o zaman gökyüzü neden mavi? Bugün bu sorunun yanıtını vermek oldukça kolay gelebilir hepimize (Ben
yeni öğrendim ama olsun). Bu soruyu bundan 1200 yıl önce sorup yanıtını
bulanın El-Kındî adında bir fizikçi olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik
El-Kındî, Gökyüzünün Mavi Renkte Olmasının Sebebi diye bir kitap bile
yazmış.

Peki ya Madam Curie… Madam Curie olmasaydı, bugün röntgen çektiremeyeceğimizi biliyor musunuz? Ya da kanser hastalığının tedavisindenkullanılan radyolojinin de Madam Curie’nin bulduğu radyum sayesinde oluştuğunu…

Bütün bunlar bana çok şaşırtıcı geldi. Ben de bilimle uğraşmaya karar
verdim. Bu arada arkeolojinin de bir bilim olduğunu ve pek çok bilimsel
yöntemi kullandığını biliyorum elbette. Yazın sonuna doğru kararımı daha iyi verebileceğimi biliyorum.

Bu ay masamın üstünde okumam gereken kitaplar birikti. Sanırım artık daha seçici olmalıyım. Çok kitap okumam gerektiğini biliyorum ama içlerinden bana yeni dünyalar açanlarını seçmem gerekiyor. Okumak söz konusu olunca biraz çabuk büyüdüm galiba.

Çok güzel resimleri olan bir kitap buldum: Ottoline Okula Gidiyor. Ottoline oldukça sıradışı bir kız. Bataklıktan bulduğu cüce kılıklı arkadaşı Bay Munroe ile farklı yetenekleri olan çocukların eğitim gördüğü bir okula gidiyorlar. Bu okulun amacı, öğrencilerin farklı yeteneklerini keşfetmek ve onları yeteneklerini sergilemek için cesaretlendirmek. (Bizim okullarımıza ne kadar benzemiyor değil mi?) Çubuklar üzerinde tabak döndüren, salıncakta sallanırken havada çiçek düzenleyen, perdelerle kâğıt katlama sanatı yapabilen çocukları gören Ottoline da kendi yeteneğinin peşine düşüyor. Sanırım okuyan herkes aynı şeyi yapacak. Kendi yeteneğini bulmaya çalışacak. (Ottoline’ın başka maceraları da varmış.)

BARIŞ HABERCİSİ SANAT
Dünyanın pek çok başka ülkesinde yaşayan çocuklara göre şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Ya Filistin’de savaşın ya da Afrika’da yoksulluğun içinde yaşasaydık. Evet, Türkiye’de de her şey çok iyi değil ama savaş yok, yoksulluk insanların açlıktan öleceği kadar çok değil. Salih Mercanoğlu’nun, başka çocukların da var olduğunu, hem de büyük acılarla ve yoksulluklarla var olduklarını anlatan İyi Geceler Kitabı’ndaki şiirleri okuyorum. Her gece uyumadan önce bir şiir okuyup anlattığı çocukları düşünüyorum. ‘Filistinli Çocuğun Gecesi’ şiiri ne kadar acıklı: “Sonra tüm masalları cebime koyup / Yeryüzünde bırakacağım / Tek oyuncağım sapanımı. / Gideceğim dünyanızdan / Parmağımda misket / Tenimde fosfor bombası.”

Kim ister ki küçücük bir çocuğun ölmesini? Iraklı çocuğun, Sudanlı çocuğun hayattan neler beklediklerini anlatan dizeleri okudukça boğazım düğüm düğüm oluyor. Dünyada barıştan, iyilikten daha güzel ne olabilir ki.

Annem yazdıklarımı okuyunca bana bir kitap aldı: Bach Yürürken. Büyük besteci Johann Sebastian Bach’ın hayatını anlatıyor. Şimdi onu okumaya başladım. Annem bu kitabın içimdeki yeteneği keşfetmemde yardımcı olabileceğini düşünüyor. Bach kadar yetenekli olsaydım herhalde şimdiye
kadar belli olurdu. Ama olsun çok yetenekli bir müzisyenin hayatını okumak çok heyecan verici.

Çok yetenekli birini bulsam ve onunla biraz konuşsam, belki benim için çok
iyi olur. Öyle birini tanıyorsanız bana haber verir misiniz? Ben de gidip kendisiyle konuşayım, kabul ederse bir de röportaj yapayım. Hepinize iyi tatiller…

Elma Dersem Düş-Fizikçiler
Duygu Kaçaranoğlu
Resimleyen: İbrahim Çiftçi
Timaş Yayınları / 158 sayfa
İyi Geceler Kitabı
Yazan ve resimleyen:
Salih Mercanoğlu
Tudem Yayınları / 64 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz