İyi Kitap

Kâşifler: Büyümeyen çocuklar

“Kâşifler: Büyümeyen çocuklar”

Mehmet KARTAL

Dünya küçük! Sanki giderek daha da küçülüyor! Nereden Nereye Keşifler, bir zamanlar ucu bucağı olmadığı düşünülen dünyanın, seyyahlar ve kâşifler sayesinde “küçük bir yer” haline gelişinin öyküsünü anlatıyor.

Çocukluğun ve gençliğin ruhuyla keşif ruhu arasında bir paralellik kurmak güç değil. Kâşifler, odalarını ya da evlerini altüst eden meraklı çocuklar gibi, dünyamızın altından girip üstünden çıkmış, adım atmadık yer bırakmamışlardır. “Dünya ne kadar küçük,” deyip dururuz. Ama dünya her zaman küçük müydü? Hiç de değil. Dünyayı küçülten, binlerce yıldır her türlü güçlüğü göze alarak, demir asa demir çarık yollara düşen kâşifler ve seyyahlar olmuştur.

Muhtemelen her şey bir nehrin geçilmesiyle ya da bir çölün aşılmasıyla başladı. Gün geldi, bir kıtadan bir başka kıtaya geçildi. Ve nihayet Ay’a gidildi. Keşifler tarihinin en çarpıcı taraflarından biri, bütün bu seyahatlerin ve seferlerin önemli bir kısmının, bilinmeyene ya da insan ayağı değmemiş
bölgelere yapılmasıdır. Bu gözle bakıldığında, insanoğlunun çocukluktan
miras kalan merakının ve tutkusunun bir birleşimidir keşifler tarihi. Bu yüzden, çocuklara ve gençlere yönelik kitaplar arasında, keşiflere ayrılan eserlerin sayısının çok olmasına şaşırmamalı. Nereden Nereye Keşifler de karşımıza çıkan güzel örneklerden biri.

Kitap dört ana bölüme ayrılıyor: İlk Keşifler, Dünyaya Açılmak, Bilim ve Keşifler, Son Sınırlar.

“İlk Keşifler” bölümü, eski Mısırlı serüvenci Harkuf ’un hikâyesiyle başlıyor.
Mısır’ın güneyindeki bölgelere bir keşif ve ticaret gezisi düzenleyen Harkuf ’un en büyük sürprizi, dönüşte yanında bir de pigme getirmesi olmuş. Pigmenin, kısacık boyuyla, hükümdar ve maiyeti önünde dans etmesi büyük
bir ilgiyle karşılanmış. Keşfedilen topraklardan getirilen yerli halk, ileriki
tarihlerde de bu tip gezilerin ayrılmaz bir parçası olmuş −aynen Kolomb’un
Amerika’dan getirdiği yerliler gibi−. Ancak yerli “numuneleri”nin başlarından geçenlerin çoğu zaman buruk hikâyelere dönüştüğünü de gizlememeli.

“İlk Keşifler” bölümünde, gençlerin ve çocukların daha yakından bildiği bir
isim de çıkıyor karşımıza: Marco Polo. Kitabında anlattığı bütün ülkeleri ve
kişileri gerçekten görüp görmediği halen bir tartışma konusu olsa da, bu en
renkli seyahatname metinlerinden birinin ona ait olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bilindiği gibi, Marco Polo, kitabını bizzat yazmamış, dikte ettirmiştir. Kubilay Han’ın sarayına kadar uzanan bu yolculuğun hikâyesinde, gerçeklerle olağanüstü bilgiler iç içe geçmiş ve bu nedenle, doğru olması gayet muhtemel bazı bilgilere de gölge düşmüştür.

DOĞU’DAN BATI’YA YOLCULUK
Ortaçağ’ın bir başka büyük seyyahı olan İbn-i Batuta’ya da kitapta geniş yer ayrılmış. Kuzey Afrika’dan yola çıkan İbn-i Batuta, ünlü seyahatnamesi Rıhle’de Çin’den de bahsetmiş olsa bile, tarihçiler ilgili bölümlerin doğruluğundan her zaman şüphe etmişlerdir.

Ters istikamette, Doğu’dan Batı’ya yolculuk edenlerin başını çeken Zheng
He, Çin’den yola çıkarak Afrika’ya kadar ilerlemiş. Ömrünün büyük bir kısmını yollarda ve uzak diyarlarda geçiren Zheng He, altmış yaşında hayata
gözlerini yumduğunda, bedeni Hint Okyanusu’na bırakılmış. Bir gezgine yakışır bir ölüm ve defin olmuş olsa gerek!

Tarih içinde ilerledikçe, daha tanıdık, daha bildik isimler çıkıyor karşımıza.
Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfi, daha sonra Amerika kıtasına ayak basan İspanyolların ve Portekizlilerin öyküsü, Macellan’ın olağanüstü yolculuğu, Kaptan Cook’un seyahatleri, kitabın amacına uygun şekilde, eksiği fazlası olmadan anlatılmış. Keşifler ve seyahatler tarihinin en ilginç anekdotlarından biri de kitapta kendine yer bulmuş: Henry Stanley ile Livingstone’un Afrika’nın içerlerinde buluşması. Afrika’nın iç bölgelerine
doğru ilerledikten sonra kendisinden uzun müddet haber alınamayan Livingstone’u bulmak üzere yollara düşen gazeteci Stanley, güçlüklerle dolu, maceralı bir arama çalışmasından sonra, yerli köylerinden birinde bir beyazla karşılaşır ve emin adımlarla ilerleyerek, sanki Londra’da bir kafede buluşmuşlar gibi, “Dr. Livingston, değil mi?” der. Evet, karşısındaki Dr. Livingstone’dur!

Kitabın ilginç bölümlerinden birinde de, Livingstone’un yazdıklarını okuyup, şu Afrika’yı bir de ben göreyim, diyerek yollara düşen Mary Kingsley konu ediliyor. Kadın kâşiflerin ve seyyahların sayıca azlığı göz önüne alındığında, Kingsley’in öyküsü daha da önem kazanıyor. Gezip gördüğü yerlerden British Museum adına hayvan örnekleri toplayan ve Travels in West Africa (Batı Afrika’ya Seyahatler) isimli önemli bir kitap yazarak, Afrika kültürünün önemini çağdaşlarına anlatmaya çalışan Bayan Kingsley, otuz yedi yaşındayken tifoya yenik düşmüş.

Bütün bu öyküleri okuduktan sonra, “Ne yani, keşfedilecek bir yer kalmadı
mı?” diye üzülenler çıkarsa, “Hâlâ Keşfedecek Çok Şey Var” başlıklı bölüme bir bakmalarında fayda var! Anna Claybourne, kutuplardaki bazı bölgelerin, yer altı mağaralarının, okyanusların ve nihayet engin uzayın hâlâ keşfedilmeyi beklediğini müjdeliyor.

Nereden Nereye Keşifler
Anna Claybourne
Çeviren: Gizem Sakar
Timaş Yayınları / 96 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz