İyi Kitap

Sağlıklı gelişimin üç atlısı…

Sağlıklı gelişimin üç atlısı…

Ceyhan USANMAZ

Amerikalı çocuk psikologu Profesör David Elkind, Oyunun Gücü adlı kitabında anne babalara ve eğitmenlere, çocukların hayatında oyunun önemini ve mutlu bireyler olmak için hepimizin yaşamında tutması gereken yeri anlatıyor.

Tavanlarına kolay bükülmeyen uzun bir tel tutturup kaldırımlarda sürdüğümüz “Kara Şimşek”lerimizi toplu iğneler kullanarak, rengârenk pullarla, gazoz kapaklarıyla, çeşitli metal ve ağaç parçalarıyla süsleyen bir mahalle arkadaşım vardı. Ailelerimizle birlikte pikniğe gittiğimizde, dönüşümlü olarak mangal başında duran babalarımızın yardımlarıyla, çevredeki taşları toplayarak taş fırınlar yapardık, bu fırınların içinde patatesleri tam kıvamında közleyen bir başka arkadaşımı daha hatırlıyorum.

Merak ediyorum: Acaba arkadaşlarımın bu becerileri hayatlarının ilerleyen evrelerinde onlara neler kattı? Bir başka deyişle, verili olanın ötesinde, imkânlarımızın görece kısıtlılığı ve teknolojik yetersizliklerin bir sonucu olarak, işin içine hayal gücümüzü katarak uydurduğumuz oyunlar, oyuncaklar ve boş zaman etkinliklerinin gelişimimizde ne denli etkisi olduğunu kestirmek güç. Ama bu beceriler ciddi bir “başarı”ya neden olmamışlarsa bile, David Elkind’a göre, zamanlarının büyük bir bölümünü ekran karşısında geçiren günümüz çocuklarına oranla, en azından daha lüks bir çocukluk geçirmişiz: “Öğrenme, merak, imgelem ve düş kurma için çocukların doğuştan getirdikleri yatkınlık olan oyun, yarattığımız yüksek teknolojili ticarileştirilmiş dünyada susturulmaktadır. Çocukların bir zamanlar üzerinde kendi kişisel efsanelerini yarattıkları oyuncaklar, şimdi edilgin tüketim alışkanlıklarının pek ötesine geçememektedir. Eskiden kendiliğinden başlayan sokak oyunlarının yerini örgütlü takım sporları ve bilgisayar oyunları almıştır. Televizyon dizileri ve film CD’leri, bir zamanlar yetişkin dünyasını canlandıran (ve taklit eden), kendi kendine başlayan dramatik oyunları ortadan kaldırmıştır. Ana-babalar, gittikçe rekabetin arttığı küresel ekonomilerde çocuklar için kaygı duymakta ve oyunu, günümüz çocuğunun harcayamayacağı bir lüks olarak kabul etmektedirler.”

Özellikle çocuk gelişimi konusunda uzmanlaşmış ve bu doğrultuda çok sayıda eser kaleme almış olan David Elkind, Oyunun Gücü kitabında aslında çok “temel” bir noktayı ön plana çıkarıyor. Büyükanne ve büyükbabasına, hatta anne babasına göre bilgisayarı, cep telefonunu ya da mp3 çaları çok daha ustaca kullanabilen çocuklara rastlamak artık şaşırtıcı değil. Karışık bir elektronik aleti, çocukların hiç zorlanmadan öğrenmeleri ve kullanmaları karşısında önceki kuşakların mensupları beyaz bayraklarını çoktan çekmiş durumda (üstelik bu teslim oluş içinde büyük bir gurur duyma da var). Ama iş söz konusu elektronik aletlerin
yapısına geldiğinde, kuşaklar arasında hiçbir farkın olmadığının altını çiziyor Elkind: “Bir şeyi çok iyi kullanabilme yeteneği, zorunlu olarak onun nasıl çalıştığının anlaşılacağı anlamına gelmez. Bir bilgisayar klavyesini aynı kolaylıkla sanki daktilo yazar gibi kullanabilirsiniz. Ancak daktilo çalışmadığı zaman neyin bozuk olduğunu anlayabilirsiniz. Oysa bilgisayar aniden çökerse, ne olduğunu anlamak zordur.” Elkind elbette bir teknoloji düşmanlığı sergilemiyor, yalnızca her şeyin bir zamanının olduğunu hatırlatıyor; daha doğrusu, çocukların merakının cesaretlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor.

Çocukların her alanda bir yarış içine sürüklendiği; birçok şeyin artık doğrudan doğruya çocuklara pazarlandığı; çizgi filmlerin dahi işlerini ciddiyetle yapan, eğlenceye dönüştürmeyen kahramanlarla dolup taştığı; belli ekipmanlarla donatılmış bir şekilde, yoğun yetişkin kontrolünde gerçekleştirilen “programlanmış” spor etkinliklerinin yaygınlaştığı bir dönemde işimiz zor. Peki, ne yapmalıyız? Elkind, çocukların tüm duyularına hitap eden oyuncaklarla ve akranlarıyla birlikte kurallarını nispeten kendilerinin belirleyeceği, değiştireceği ve en önemlisi kendi kendilerine başlatacakları oyunlarla ilişkilerinin artırılması gerektiğinin altını çiziyor. Çeşitli televizyon programlarını, bilgisayar oyunlarını, anne babaların maruz kaldıkları baskıları, medyadan yansıyanları, çocukların nasıl öğrendiklerine ilişkin yanlış anlayışları ve çocuk oyunlarını susturmanın zararlarını mercek altına alarak, oyunun sağlıklı bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimdeki merkezi rolünü ortaya sermeyi amaçlıyor. Kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar Elkind’ın her daim vardığı yer ise oyun, sevgi ve çalışmadan oluşan “temel üçlü.”

Ortaya atılan “oyun kuramı”nın temelinde yalnızca oyun yer almıyor. Yazar oyunun yanına, (çocuklar için öğrenme anlamında) sevgi ve çalışmayı da ekleyerek, insan yaşamının başlıca evrelerini bu üç kavramın etkileşimi çerçevesinde ele almış. Sırasıyla bakarsak: Bebeklik ve çocukluk döneminde öne çıkan unsur elbette oyun. Altı ya da yedi yaşından sonra oyunun yanı sıra daha önce ikincil durumda kalan sevgi destekleyici bir rol oynarken, temel eğitim yılları boyunca da çalışmanın üstün gelmeye başladığını, ergenlikte ise sevginin baskınlık kazandığını belirtiyor Elkind. Yetişkinlik dönemine girildiğinde gerçekleşense oyun, sevgi ve çalışmanın birbirinden tamamen ayrılması. Ancak bunların birlikte çeşitli kombinasyonlarla bir arada bulunabileceklerini de söylüyor yazar ve mutluluğu yakalamanın formülünü bu temel üçlüyü bir araya getirmekte görüyor: “Kont Leo Tolstoy Anna Karenina romanında şöyle yazmıştır: ‘Bütün mutlu aileler birbirlerine benzer ve bütün mutsuz ailelerin de kendilerine özgü mutsuzlukları vardır.’ Ben de bütün mutlu ailelerin, günlük yaşamlarında oyun, sevgi ve çalışmayı birleştirmenin bir yolunu bulmuş olmaları nedeniyle birbirlerine benzediklerini düşünüyorum.” Bu temel üçlüyü bir araya getirme noktasında da çimento görevini mizaha vermiş Elkind; bu kitabı, kısmen mizah duygusunun ve oyuncu olmanın, çocukların yanı sıra anne babaların mutluluğuna da nasıl katkıda bulunacağını açıklamak için yazdığını belirtmiş.

Ağırlığın sağlıklı çocuk gelişimine verildiği Oyunun Gücü kitabında, “kişisel gelişim” kitaplarındaki gibi çabuk uygulanabilir gibi görünen reçeteler, listeler sunmuyor Elkind. Çocukların sağlıklı gelişiminin sabır gerektiren ve bireyden bireye değişkenlik gösteren özelliğini gözardı etmeden, hem kendi akademik ve aile yaşantısından deneyimlerine, hem de başka uzmanların yaptıkları araştırma ve kitaplardaki örneklere dayanarak, önerilerini anne babalarla ve eğitimcilerle paylaşıyor.

Uygulamaya geçmek adına yaz tatili bir fırsat yaratabilir. Güzel havalar, tatil planları çocukları ekranların karşısından kopartıp, tatili birlikte geçirilecek zamanlara dönüştürmeyi kolaylaştıracaktır hiç kuşkusuz.

Oyunun Gücü
David Elkind
Çeviren: Demet Erol Öngen
İmge Kitabevi Yayınları / 310 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1980 Bursa doğumlu. Yayın hayatı sona erene kadar, yaklaşık dokuz yıl, aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül’ü çıkaran ekibin içinde yer aldı. Kanat Kitap'ın kuruluşundan itibaren editörlerinden biri olarak çalıştı. Çeşitli yayınevlerinde serbest editörlük yaptı. Şu sıralar, Açık Radyo'daki haftalık programlarına devam ediyor ve güncel edebiyat dergisi SabitFikir’in genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Yorum yaz