İyi Kitap

Şehre bir “yabancı” gelir…

Şehre bir “yabancı” gelir…

Aslı ULUŞAHİN

Handan Durgut, Can Çocuk Yayınları’ndan çıkan ilk çocuk romanı Denize Düşen Yıldız’da, kasabaya gelen bir “yabancı” üzerinden, çocukların ve büyüklerin yabancı olana, ötekine karşı tavrını ve aradaki farklılıkları bir macera eşliğinde anlatıyor.

“Çocuk olmanın en şahane yanı nedir?” diye sorsanız bir çırpıda yanıt veririm size: keşfetme heyecanı! Çocuklukta dünya sınırsız keşifler sunan bir yerden başka nedir ki? İçinde ne olduğu görülmeyen, yüksek çitlerle çevrilmiş bir bahçe, terk edilmiş bir kulübe, hatta bir ağaç kavuğu, maceraya atılmak için yeter de artar. Hele bir de hayal gücü görev başına çağırılmışsa, bir çocuk için çitin köşesindeki açıklıktan içine süzüldüğü bahçe, pekâlâ keşfedilen yeni bir kıta olabilir. Belki Kristof Kolomb bile bu gizli bahçede gezinen çocuktan farklı şeyler hissetmemiştir.

Handan Durgut’un yazdığı, Denize Düşen Yıldız adlı kitaptaki afacanlar da hikâye boyunca aynı heyecanı yaşıyorlar. Ama onların hedefinde, ilk kez ayak basılan bir yer değil, bir insan var: Yaz tatillerini geçirdikleri kasabaya gelen bir “yabancı”.

“Yabancı”, elbette çocukların yakıştırdığı bir isim değil. Ne de olsa çocuklar ayrıştırmaktan yana değildir. Ama yetişkinler öyle mi? Kasabaya gelen, kimsenin tanımadığı adam daha otobüsten iner inmez layık bulunuyor bu isme. Sonrasında da, ilkin meraklı bakışlara, ardından dedikodulara mazhar oluyor.

Bu görüşün bir tek bana ait olduğunu sanmayın. Kitabın kahramanlarından biri olan Can da benimle aynı fikirde. Bakın, durumdan nasıl yakınıyor: “Büyükler amma da tuhaf! Bize bilmediğiniz konuda, işin aslını öğrenmeden konuşmayın, diyorlar ama kendileri bunu bal gibi de yapıyorlar. Nereden mi biliyorum? Bütün bir yaz boyunca, tanımadıkları ‘yabancı’ hakkında ileri geri konuştular da oradan…”

Gerçekten de kasaba halkı gelen konuğa lakabını verir vermez, onunla ilişkilerini yalnızca arkasından konuşmakla sınırlı tutuyor. Merak ediyorlar etmesine, ama gidip sorularının cevabını muhatabında aramaya kalkışmıyorlar. Belki de, bu sakin kasabayı hareketlendiren merakın bir çırpıda kaybolmasını istemiyor, bilinmezin verdiği heyecanın tadını çıkarıyorlar. Yetişkinlerle çocukların eğlence anlayışları epey farklı. Neyse ki çocuklar var ve onlar çok geçmeden duruma el
koyuyorlar.

YANITLAR “YASAK BÖLGE”DE
Dört oğlan bir kızdan oluşan çocuk çetesi kuruluyor hemen. İşe profesyonel bir dedektif ekibi gibi bilgi toplayarak başlıyorlar. Tanıklar dinleniyor, kanıtların peşine düşülüyor. Gizemli adam, ortaya çıktığı kısacık zamanlarda dikkatle izleniyor. Tüm ipuçları “yasak bölge” olarak anılan, deniz fenerinin de olduğu alanı işaret edince, bu kez olay mahallinde gözlem yapılmaya başlanıyor.

Ne ki, çocukların uğraşmaları gereken başka sorunları da var. Kendi aralarındaki küçük tartışmalar kimi zaman küskünlüğe varıyor. Bir de çetenin üyelerinden biri olan Selim, annesi ile babası arasındaki kavgalardan dertli. Bu kavgalara arkadaşlarıyla küslük de eklenince, kendini çok yalnız hissediyor. İşte bu yalnız zamanlarından birinde ne oluyorsa oluyor, Selim’in tek başına yaktığı kamp ateşi büyük bir yangına dönüşüyor. Kasabalı yangını söndürüyor. Ancak yangını Selim’in çıkardığından haberleri olmadığı için suçu “yabancı”nın üzerine atıveriyorlar. Olayı aydınlatma görevi ise yine çocuklara düşüyor. Selim’i itiraf etmeye ikna edip, “yabancı”yı kurtarıyorlar. Böylece yetişkinlere yeni bir ders veriyor afacanlar.

Sırada “yabancı”yla tanışmak, başladıkları araştırmayı sonuca ulaştırmak var. Peki, tanışmayı sağlayan ne oluyor dersiniz? Yine keşif merakı. Can, kayan yıldızların nereye gittiğini çok merak ediyor. Hepsi kayıp gider ve gökyüzünde hiç yıldız kalmazsa diye endişeleniyor. Onları düştükleri yerden çıkarıp onarsa, tekrar gökyüzüne yollayabilir mi acaba? “Yabancı”nın deniz fenerinde yaşadığını artık hepsi biliyor. Acaba gökyüzünden kayıp denize düşen yıldızların nedeni bu
adam ya da fenerin ışığı olabilir mi? İşte bu soruların peşinden bütün arkadaşlarını deniz fenerine sürüklüyor Can. Karşısına dikilip, kasabalıların sormaya cesaret edemediği soruları “yabancı”ya soran da ilk o oluyor.

Kitabın sonu nasıl bitiyor dersiniz? Tüm hikâyeyi sayıp dökmüş olsam da mızıkçılık yapacak ve sonunu anlatmayacağım. Böylece kasabalıyı yaz boyunca merakta bırakan heyecanı az da olsa canlı tutabilirim. Ama bir ipucu niyetine Can’ın en başta aktardığım sözlerini yineleyeceğim: “Şu büyükler amma da tuhaf! Bize işin aslını öğrenmeden konuşmayın, diyorlar ama kendileri bunu bal gibi de yapıyorlar.”

Denize Düşen Yıldız
Handan Durgut
Resimleyen: Gözde Bitir Sındırgı
Can Çocuk Yayınları / 88 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz