İyi Kitap

Ne varsa sokakta var!

Ne varsa sokakta var!

Elif TÜRKÖLMEZ

Söğütlerdeki Rüzgâr, tıpkı kahramanları iyi huylu Köstebek, fedakâr Fare, kendini beğenmiş Karakurbağası ve huysuz Porsuk gibi, asla eskimeyen bir başyapıt… Üstelik dostluğun ne olduğu ve hayattaki önemi gibi hiç eskimeyen bir temayı işliyor.

Kenneth Grahame’in klasik eseri Söğütlerdeki Rüzgâr çocukken okuduğum kitaplar arasında en sevdiklerimdendi. İlk kez 1908 yılında basılan ve kır hayatının güzelliklerini incelikle ören bu kitap, dostluğun değerini bir köstebekle bir fare üzerinden anlatır; bende hiç unutamadığım bir “Haydi pikniğe gidelim!” duygusu yaratırdı. Çünkü piknik demek, okuduklarıma biraz daha yaklaşmam demekti; Porsuk’u, Karakurbağası’nı bulmaya niyet etmekti… Tabii ki bulamazdım ama yine
de bu durum onlarla ilgili hayaller kurmamı engellemezdi.

Yapı Kredi Yayınları, Söğütlerdeki Rüzgâr’ı tekrar basmış. Bilgin Adalı’nın güzel çevirisiyle kitap su gibi akıyor. Yalnız gönül isterdi ki E. H. Shepard’ın çizimleri daha çok göz önünde olsun. Karakurbağası’nın yeşili göz alsın, Fare’nin ceketi uzun uzun baktırsın… Çizimler hem çok küçük hem de renksiz, hal böyle olunca resimleriyle de göz doldurabilecek bu öykünün bir yanı eksik kalıyor.

ESKİMEYEN KAHRAMANLAR
Söğütlerdeki Rüzgâr, aynen kahramanları iyi huylu Köstebek, fedakâr Fare, kendini beğenmiş Karakurbağası ve huysuz Porsuk gibi, asla eskimeyen bir başyapıt. Bugüne kadar çizgi filmi yapıldı; 1950’lerde televizyon dizisi, 2000’lerde sinema filmi çekildi. Yani her dönemin hikâyesi oldu. Böyle bir okumayı bugünün çocuklarının da kesinlikle atlamaması gerekiyor.

İyi huylu Köstebek, bir sabah kalkıp bahar temizliği yapmaya karar veriyor ama sonra yaptığından sıkılınca asıl öykümüz de başlıyor. Süpürgesini bir kenara atıp dışarı çıkıyor. Kırlarda dolaşırken nehir kıyısında Fare’yle karşılaşıyor. Bu karşılaşma onun için yeni ve çok güzel bir dönemin başlangıcı oluyor; adeta bütün hayatı değişiyor. Kayıkla dolaşıyor, piknik yapıyor, yabanıl ormanda gece gezmesinin tehlikesini keşfediyor. Yani evden dışarı çıkmasıyla hayatında daha önce hiç görmediği yeniliklerle, belki de kendisiyle tanışıyor. Bütün bunlar onda heyecan ve şaşkınlık yaratıyor. Tabii biz okurlar da onunla birlikte deneyimliyoruz tüm bunları. Adeta biz de “Kulübelerimizden çıkıyor, doğayı keşfediyor, arkadaşlarımızla piknik yapıyoruz”. Fare sayesinde Karakurbağası ve Porsuk’la tanışana kadar arkadaşlığın ne olduğunu bilmeyen Köstebek, daha önce hissetmediği bir boşluğu da görmüş oluyor. Gerçek dostların birbirleri için en büyük zorluklara göğüs gerdiğini onlardan öğreniyor.

İnsanların davranış özelliklerini gösteren hayvan portresi sunma başarısında adı ilk sıralarda geçen kitabın ana teması, hayatın sert, acımasız yüzüyle, yumuşak ve merhametli anlarını bir araya getirmesi; bunlar arasındaki çekişmeyi tüm açıklığıyla yansıtması. Grahame’ın memleketi İngiltere’de tüm zamanların en çok okunan çocuk kitaplarından olan Söğütlerdeki Rüzgâr, anlatım dilinin epikliği ve olayların gelişimi bakımından, ülkedeki eleştirmenler tarafından çoğunlukla Homeros’un Odysseia’sına benzetilmiş.

YENİ BİR AİLE MODELİ
Kitaptaki karakterler bir yandan birbirinden çok farklı; Köstebek mutlu ve hevesli. Fare, cömert ve sakin. Yemek yemek ve dedikodu yapmak gibi küçük zevkleri var. Karakurbağası varlıklı, iyi kalpli, biraz da kalın kafalı. Porsuk ise yalnız kalmayı seviyor ama her daim arkadaşlarının yardımına koşmayı ihmal etmiyor. Karakterler birbirinden ne kadar farklı olsalar da birlikte iyi vakit geçiriyor, birlikte öğreniyor ve birlikte büyüyorlar. Burada iyi anlaşmanın “aynı olmaktan” geçmediği, “birbirini tamamlamakla” ilgili olduğu vurgulanıyor.

Benzetmelerden bir diğeri ise ormanda yaşayan ayı, kaplan, domuz gibi hayvanların dostluğunu anlatan Winnie the Pooh hikâyesi. Tabii kronolojik olarak bakıldığında, ilham alınan öykünün Söğütlerdeki Rüzgâr, alanın da Winnie the Pooh olduğu ortada. Aslında iki kitap da en büyük takdiri yeni bir aile biçimi yaratma konusundaki başarısıyla hak ediyor. Eğlenceli, öğretici, birbirine bağlı ama birbirini sevgiyle boğmayan, sıkmayan ve “kan bağıyla bağlı olmayan” yeni bir aile bu…

Türlü maceradan sonra birbirine daha da kenetlenen, birbirini daha çok destekleyip daha çok seven ve en sonunda birbirlerine verdikleri destek, güven ve teşvik sayesinde “kendilerini gerçekleştiren” karakterlerin “son”u da pek güzel ve umut verici. Tavsiyem: En eğlenceli “klasik” olan Söğütlerdeki Rüzgâr’ı kırda okuyun, sokakta okuyun. Bir de, elinizde ne varsa bırakın, hemen sokağa çıkın, hava alın. Ne varsa “sokakta” var!

Söğütlerdeki Rüzgâr
Kenneth Grahame
Resimleyen: E. H. Shepard
Çeviren: Bilgin Adalı
Yapı Kredi Yayınları
276 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz