İyi Kitap

Ateş saçan bir iblis, savaş…

Ateş saçan bir iblis, savaş…

Şiirsel TAŞ

Marc Almond, Alevler Arasında adlı yeni kitabında, sıcak savaş dönemini yaşamış ve o travmanın izlerini hâlâ üzerinde taşıyan insanların ve onların çocuklarının öyküsünü anlatıyor. Yazarın önceki eseri Garajdaki Giz ile paralel bir okumaya da elverişli olan kitap dokunaklı ve etkileyici.

Pek çok kişi gibi ben de, ölümünün ardından, Steve Jobs’un 2005 yılında Stanford Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde yaptığı konuşmayı izledim. Üniversite mezuniyetine o güne kadar en fazla o törende kadar yaklaşmış olduğunu söyleyen Jobs üç öykü anlattı. Kendi yaşamından üç mesel: noktaları birleştirmekle, sevmek ve kaybetmekle, ölümle ilgili üç öykü. Başkasının hayatını yaşamakla zaman kaybetmeyin, diyen bir adamın konuşmasıydı izlediğim; tutkuyla sevdiğiniz, gerçekten yapmak istediğiniz neyse onu arayın ve bulun, emin değilseniz bulana dek aramaya devam edin, diyen birinin konuşması.

Konuşmayı izlediğim gün, David Almond’ın bir, düzelteyim, iki kitabını okuyordum. Jobs’un sözleriyle Almond’ın yazar kimliği tuhaf bir biçimde örtüştü zihnimde. Çünkü Almond kesinlikle tutkuyla yazan bir yazar. Öyle ki, okur olarak bana da bu tutkuyu hissettirmeyi başarıyor; bir kitabını okurken, daha önceden okunmuş kitaplarına yeniden göz atıp paralel okuma yapmaya davet ediyor.

ÖLÜMÜN SICAK ALEVLERİ
İngiliz ve Amerikan Edebiyatı alanında öğrenim görmesinin ardından, kısa çalışma saatleri ve uzun tatilleri nedeniyle öğretmenlik mesleğinin kendisine yazmak için yeterince zaman bırakacağını düşünen Almond, öğretmenliğe başladıktan sonra Hanya’yı Konya’yı anlamış. Son derece yorucu ama bir o kadar da büyüleyici ve öğretici bulduğu bu mesleği beş yıl sürdürdükten sonra kendini yazma uğraşına adayabilmek için işini bırakmış, evini satmış, hayatını değiştirmiş. Yani kitap yazmak için öğretmen emeklisi olmayı beklemeyip, öğretmenlikten vazgeçerek edebiyat alanında emek vermeye başlamış.

Alevler Arasında, sıcak savaş dönemini yaşamış ve o travmanın izlerini hâlâ üzerinde taşıyan insanların ve onların çocuklarının öyküsü. 1962 Küba kriziyle doruğa tırmanan gerginlik döneminde, Newcastle civarında bir sahil kasabasında yaşayan üç ailenin yaşamından bir kesit sunan Almond, ölümün keskin dokunuşunu -ya da sıcak alevlerini- hissettiriyor okura. Ve bir ateş yutanın harlı nefesini duyuyoruz ensemizde.

YARALI KALPLER
Öyküyü bize Robert (Bobby) Burns adında bir çocuk anlatıyor. Bobby, bir gün annesiyle birlikte indikleri şehir meydanında, ateş yutan McNulty’nin yaptığı gösteriyi izler, hatta yanaklarından şiş geçirme gösterisinde ona kısa bir süre istemeye istemeye de olsa asistanlık yapar. Bobby’nin babasının, 1945’te savaş sonrası Burma’dan gemiyle ülkesine dönerken, McNulty ile birlikte yolculuk yapmış olduğunu öğreniriz ve Bobby ondan söz edince, babası ateş yutanı hemen hatırlar. Sadece ateş yutanı değil, savaş sırasında yaşadıkları acıları da. “Benim yaşımdaki biri için çok da uzak olmayan bu geçmiş, hepimizi biraz ruh hastası, biraz kederli yaptı, kalplerimizi yaraladı,”diyerek dile getirir duygularını.

Savaşta fiziksel olmasa da gerçek yaralar almış iki kişi var bu öyküde. Biri “En büyük ateş yutanlarda ateş nerde bitiyor, adam nerde başlıyor, ayırt edemezsiniz,” diyen McNulty. Yani ağzından alevler püskürten adam. Diğeriyse Bobby’nin, “Ateş yutmaktan ciğerlerini kaybeden, yaşamını yitiren çok kişi oldu. Soluğunu dışarı verecekken, içine çekersen,” diyen babası. Sigarasından içine derin nefesler çeken adam…

Almond, ateş yutanın ağzından çıkan alevleri, varlığını her an hissettiren savaşla ilgili bir metafor olarak kullanmış. Ateş yutan McNulty karakteri, Almond’ın Garajdaki Giz adlı kitabında karşılaştığımız, arkeopteriks benzeri doğaüstü bir yaratık olan Skellig karakterini anımsatıyor. Bu kitapta McNulty’nin çocuklarla (Bobby ve arkadaşı Ailsa’yla) olan ilişkisi de, Skellig’in çocuklarla olan ilişkisine benziyor. Skellig de McNulty de yalnızlığa mahkûm. Her ikisi de toplumun geneline hilkat garibesi gibi görünen iki karakter; toplumun genel tavrının tersine, yargılayıcı olmaktan çok uzak iki çocuk dışında kimseyle iletişimi olmayan iki meczup. Biri kanatlı bir melek, diğeri ateş saçan bir iblis…

Bu kitapta karşılaştığımız bir başka çocuk karakter olan Daniel ile Garajdaki Giz kitabının ana karakterlerinden Mina arasında da çarpıcı benzerlikler var. Her ikisi de ailelerinin, toplumda genel kabul gören eğitim sistemine göre değil de kendi yönetimlerine göre yetiştirmeye çalıştığı çocuklar. Başka pek çok paralellik var iki kitap arasında: Mina’nın şarkı söyleyen annesine karşılık Bobby’nin şarkılar mırıldanan annesi; Michael ile Mina’nın izlediği baykuş ve karatavuk yavrularına karşılık Ailsa’nın bulduğu geyik yavrusu…

Genç okurlara önerim, bu kez farklı bir deneyim için kolları sıvamaları ve Almond’ın bu iki kitabıyla paralel bir okumaya girişmeleri. Tutkuyla yazan her yazar, tutkulu okurları hak etmez mi sizce de?

Alevler Arasında
Marc Almond
Çeviren: Mine Kazmaoğlu
Günışığı Kitaplığı, 244 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz