İyi Kitap

Derinlerden gelen çağrıya kulak verin

İngiliz yazar Helen Dunmore, Sapphire ve Connor adlı iki çocuğun kayıp babalarını arama sürecini
epey “derin”lemesine anlattığı İngo adlı kitabında, deniz altı dünyasının ve insan ruhunun saklı
dehlizlerine ışık tutuyor.

Elif TÜRKÖLMEZ

Helen Dunmore’un kaleme aldığı İngo adlı roman, Sapphire ve ağabeyi Connor’ın kayıp babalarını arama sürecinde, “derinlerdeki gizemi keşiflerini” anlatan şairane bir roman. Bunda hiç kuşkusuz İngiliz yazar Dunmore’un aynı zamanda şair de olmasının payı var. Dunmore, romanlarıyla olduğu kadar şiirleriyle de sevilen biri.

İngo, yazarın 2005 yılında yayımlanan ve tüm dünyada çok satan ilkgençlik kitaplarından biri. Yazar bu kitabında “deniz” ve “kayıp” imgesini şairane bir anlatımla deşerken, hayal gücünü
muazzam ölçüde tetikliyor. Sizi bilmem ama ben uslanmaz bir “deniz altı” meraklısı olarak, gördüğüm her deniz altı belgeseline takılır, hakkında yazılan her kitabı inceler, efsanelerine bayılır, içinden çıkan kabukları ve taşları biriktiririm. Siz de benim gibi, “Neler oluyor acaba oralarda?” diye düşünüyorsanız; denizkızlarına, bir gün mutlaka bir denizkızıyla karşılaşacağınıza inanıyorsanız bu kitabı çok seveceksiniz.

BAŞKA BİR DÜNYA
Sapphire, denizkızı Zennor’la ilgili hikâyelerini dinlediği babasını bir gün ansızın kaybeder. Babası bir gün denize açılmış ve dönmemiştir. Peggy Gordon adlı teknesi bomboş bulunmuş, babasından ne bir iz ne de işaret kalmıştır. Babası nereye gitmiştir? Annesini terk edip başka bir kadına mı? Acaba başka çocukları mı vardır? Yoksa denizkızı Zennor’ı görmek için okyanusun derinliklerine doğru yolculuğa mı çıkmıştır?

Sapphire, babasının kilisede bulunan denizkızı Zennor heykelinin hikâyesini anlattığı günü hatırlar. Babası, kendisiyle aynı isimde olan Mathew Trewhella adlı adamın denizkızı Zennor’ın aşkı uğruna okyanustaki İngo Krallığı’na gidişini öyle bir anlatmıştır ki Sapphire o efsanedeki adamın babası olduğuna inanır.

Sapphire ve Connor babalarının öldüğüne inanmaz. Onun, sık sık anlattığı masal diyarlarında yaşadığına emindirler. Babaları ortadan kaybolduktan sonra garson olarak çalışmak zorunda olan anneleriyle araları açılan çocuklar, annelerinin babalarının öldüğüne inanmasına ve yeni bir sevgilisi olmasına da ayrıca öfkelenirler.

Bir gün Sapphire, Connor’ı hiçbir yerde bulamaz. Arar tarar, her yere bakar ve en son sahilde bulur onu. Gözlerine inanamaz. Connor gerçek bir denizkızıyla konuşmaktadır. Çocuklar, inandıkları hikâyenin gerçek olmasına sevinirler. Sapphire, deniz altında nefesini tutabildiğini görür ve “o dünyayı” keşfe çıkar. Bu yeni dünya onlara babalarını getirecek midir? Çok merak ederler. Ama bütün bu süreçte köpekbalıklarıyla, yunuslarla, balinalar, ahtapotlar ve yengeçlerle dost olurlar. Kayıp babalarını arama süreci aslında ikisi için de yeni bir
dünyayı keşif sürecine dönüşür. Kitabın bu kısmı rüya gibi, insanı içine çekiyor, gündüz düşlerine davet ediyor.

Ne var ki farklı kuralların geçerli olduğu deniz altındaki bu yaşam, iki kardeşi tuhaf bir şekilde kendine çekmeye başlar. Öyle ki karadan çok denizde zaman geçirmeye başlarlar ve özgürlük ile sadakat duygularının çarpışmasına tanık olurlar. Macera bir yandan içsel bir yolculuk halini alır; sevgi hem sınanır, hem yeniden anlam kazanır.

Sapphire ve Connor’ın babalarını bulup bulamadığını söylemeyeyim, sürpriz kalsın. Ama şu kadarını söyleyeyim hikâye biraz buruk. Şairane dili ve kelimelerin neredeyse birer nota gibi kullanılmasıyla insanın kulağına denizin derinliklerinden gelen büyülü bir müzik fısıldıyor. Aile, sevgi, bir arada olma, kayıp duygusu ve mistik öğelerin muazzam uyumuyla hayatı içindeki çelişkileri atlamadan, romantik bir hisle anlatıyor.

Yaz tatiline şunun şurasında ne kaldı? Tüm çocuklara, gençlere, denize karşı uzanıp bu kitabı okumalarını öneriyorum. Ayrıca Dunmore’un İngo’nun devam kitaplarını yazdığı müjdesini de veriyorum.

Helen Dunmore
İngo
Çeviren: Belgin Selen Haktanır Us
Doğan Egmont Yayıncılık, 316 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz