İyi Kitap

Bu kızlar başka kızlar!

Beatrice Masini’nin “Güzel, Açıkgöz, Cesur Kızlar” serisinin 5. kitabı çıktı. Beatrice Masini farklı
coğrafyalarda, hayatı farklı sorular ve koşullar içinde tanımaya çalışan kızların hikâyelerini
anlatıyor. Son derece tatlı, akıcı, ferah ve acar bir dille…

Melek Özlem SEZER

“Bir solukta okunuyor!” lafı kulağa basmakalıp gelebilir ama bu kitaplara birkaç bakımdan yakışıyor. Dağ başında şöyle derin bir soluk almış gibi ferahlatıyor, yaşama gücü veriyor. Kâğıttan yapılma bir nesne olmaktan çıkıp canlı olduğu hissi veriyor ve solukları hiç kesilecek gibi görünmüyor.

Kral Kızının Armağanı şöyle başlıyor: “Savanada yaptığım yolcuk sırasında iki şey öğrendim: Gözyaşlarının güzel ve değerli olabileceğini ve büyümemize yardımcı olanın kendi başımıza yapmayı öğrendiğimiz şeyler olduğunu… Annem bunu bana söylemişti söylemesine ama ne anlama geldiğini ancak tehlike altında anladım. Ve hiç korkmadım… Daha doğrusu, pek korkmadım. Uma.”

Twistle’ın talimatıyla şehri kötülüklerden koruyacaklar. “Hapishaneden uzak durmalarına yardım etmek için fakir çocuklara eğitim veren” Madrabaz Usta’nın Suç Akademisi’nde az da olsa eğitim alan Ve Uma’nın kimlik kartı: Babasının adı Molefi, annesinin adı Kumi, alâmetifarikası sürekli gülümsemesi, en sevdiği oyuncak inci taneleri, en sevdiği hayvan aslan yavruları, en sevdiği tatlı tapyokalı kek, şans getiren Smiff ve Alice’in ilk görevi, Belediye Başkanı Twistle’ın evini soymak oluyor. Peki, bu sevimli ikili, karlı, soğuk gecede bunu becerebilecekler mi? Üstelik peşlerinde iki korkunç polis varken? Hırsızlığa suç ortaklığı yapmamak için ayrıntıları anlatamayız, ama siz okursanız, bir şey olmaz. Koskoca akademi bu, eğitimini tabii ki iyi verecek! Ne de olsa eğitim şart!
eşyası tavşanayağı, büyüyünce ne olacak: kraliçe ya da veteriner.

Masini okuyucuyu öyküsüne pratik bir yöntemle, kişilik haritasıyla hazırlıyor. Böylece sonrasında lafı uzatmama şansına kavuşuyor. Karakteriyle hemencecik yakınlaşmamızı, kişiliğinin açık ve net olduğuna inanmamızı, o coğrafya ve kültürle bağ kurmamızı sağlıyor.

Dönelim Uma’ya. Öykü toplumsal cinsiyet rolleri açısından ürpertici bir cümleyle başlıyor: “Sıcak ve uzak bir ülkede, yedi farklı eşten, altısı erkek biri kız, tam yedi çocuğu olan iyi yürekli ve
bilge bir kral yaşarmış.” Hürmüz’ün yedi karılı versiyonu mu deyip kaşları çatıyoruz. Ama yazar kimseyi yargılamıyor, çocuğa kendi yargısını oluşturma özgürlüğü tanıyor. Yargılayan
değil, seçimleri sorgulayan bir tavırla fikrini öykünün içine -göze sokmadan, bağırmadan- yediriyor.

Kral ölüme yaklaştığının ve yerine geçecek bir veliaht bulması gerektiğinin farkındadır. Gerçi tacın en büyük oğula geçmesi beklenir ama onun gözünde bütün çocukları eşittir. Çocuklarından otuz günlük bir yolculuğa çıkmalarını ister. Ve der ki: “Geç kalırsanız beni bulamayabilirsiniz, daha önce dönerseniz de değeri yok benim için. En güzel hediyeyi getiren tacımın sahibi olacak ve yerime o geçecek.”

Oğlan anneleri şimdiden tacı kendi çocuklarının kafalarına takmış olsun, Uma’nın annesi de kızının bu yarışa katılmasını ister. Uma sorar: “Anne gerçekten kraliçe olmamı istiyor musun?” “İlle de istiyor değilim,” der annesi. “Ben sadece diğerleriyle aynı fırsatlara sahip olmanı istiyorum.” Uma henüz on yaşındadır. Aslanların, yılanların, gergedanların özgür ve vahşice gezdiği bir yerde tek başına yolculuğa çıkacaktır ve annesi, alışkın olduğumuz annelerin tersine, bu yolculuğu teşvik etmektedir: “İnsanın tek başına yapması gereken bir dolu şey vardır Uma. Bu da onlardan bir tanesi.” Masallarda da sıkça yer bulan, ilkel dönemden devraldığımız bir erginlenme ritüelidir tek başına yolculuk. Böylece çocuk tek başına yaşamını sürdürebilecek bir yetişkin olmanın sınamasından geçer. Annenin söylediği gibi: “Tek başımıza yaptığımız şeylerdir bizleri büyüten. Tek başımıza verdiğimiz kararlar…”

Bu tür yolculuk masallarının çoğunda olduğu gibi, kahramana öyküdeki kilit noktalarda yer alacak bazı nesneler verilir. Ayakları yumuşatmak için otlardan yapılma bir krem, bir çalgı olan okarina, zürafa derisinden bir örtü, matara, galeta. Bunların hepsini başkaları için, kendini cesurca tehlikeye atarak kullanır Uma. Krem, aslanın diken batmış ayağına; okarina müzikten çok etkilenip ağlayan yılana; zürafa derisinden örtü, annesini kaybetmiş ve çok üşüyen yavru timsaha; galeta, anne sütüne muhtaç aç bir gergedan yavrusuna gider. Bunların karşılığında bir şey beklemez Uma, ama yardım ettiği hayvanların inciye benzeyen gözyaşlarını toplar. Derken karşısına bütün öykülerin kralı örümcek Anansi çıkar. Bu incileri kendi ağıyla bağlayıp bir kolye yapar. Ona inanmayacaklarını, ama ağ kopmadığında gerçeği anlayacaklarını söyler.

GÖZYAŞLARINDAN KOLYE
Sonunda yolculuk biter. Çocuklar hediyelerini krala verir: Bir aslan derisi, bir sandık dolusu altın, evrensel bilginin kitabı, rüyaların halısı, görünmez kılan yüzük, düşmanını yalnızca sahibinin düşüncesiyle öldüren bir silah ve inci bir kolye.

Kral diğer hediyeleri, ya kendi nitelikleri ya da elde edilişi biçimleri nedeniyle doğru bulmaz. Onu bugüne kadar hayatta tutan tek şey, çocuklarını kaybetme düşüncesinin verdiği acıdır. Gözyaşı değerlidir; taç ve kolye Uma’ya verilir. Ama Uma henüz bir çocuktur ve yalnızca çocuk olmayı hak etmektedir. Kralın hayatı onun verdiği neşeyle uzar ve uzun yıllar krallığa devam eder. Sonra kim kral ya da kraliçe oldu bilmiyoruz, çünkü yazarla birlikte bu hikâyeden ayrılıyoruz.

Serinin diğer kitaplarına da kısaca göz atacak olursak, Ejder Çocuk’un kahramanı Min, sivri diliyle insanları kırıp geçiren, alay etmeyi zevk edinmiş, kibirli bir çocuktur. Ancak yaş gününde yaptığı kötülük cezasız kalmaz ve bir yıl süreyle yaşamını bir ejder olarak geçirir. Bu sırada farklı insanlar tanır, sorumluluklar alır, zorluklar yaşar ve hayatla olan çarpışması onun kötü huylarını en azından makul bir düzeye çeker.

Korkusuz İsabelita ise kâşif olan babasını ancak annesinin ölümünden sonra tanır. Onunla maceralı gezilere katılır. Bu kitapta İsabelita’nın etik seçimleri kadar, babasının yetersiz ilgisi karşısında İsabelita’nın aldığı içsel tavır, yazarın babanın yanlışından çok çocuğun kendini koruma, tavır oluşturma tarzının üzerine gitmesi, “baba” meselesiyle ilgilenenlerin özel ilgisini hak ediyor. Yazar bir solukta okunacak kitaplar yazıyor ama özellikle İsabelita’yla, nefesimizi boğazımıza dar eden iletişim sorunlarına renkli diliyle ve ergin tavrıyla farklı türde ışık tutuyor.

Güzel, Açıkgöz, Cesur Kızlar
Kral Kızının Armağanı
Korkusuz İsabelita
Beatrice Masini
Resimleyen: Desideria Guicciardini
Çeviren: Nükhet Amonoel
Can Çocuk Yayınları, 72 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

21 Aralık 1971’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde ekonomi okudu. Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde masal analizi dersleri verdi. Milliyet Çocuk (Miço) dergisinde köşe yazarlığı yaptı. TRT radyolarına masal programları hazırlayıp sundu. Şiir, öykü ve masal alanlarında uğraş veriyor. Yaşamını senaryo yazarlığı ve seslendirme yaparak kazanıyor. 1998 Cemal Süreya, 2000 Behçet Aysan ve 2011 Nüzhet Erman Şiir, 2001 Arıburnu En İyi Uzun Metrajlı Film Öyküsü, 2010 Oğuz Tansel Halk Bilimi ödülleri var. Kitapları: Şiir: Derin, Söğüt Sefareti, Söğüt Sefası Meyhanesi, Yusuf ile Zeliha, Sözcük Dülgeri Ali (Azerbaycan), Nefser Araştırma-İnceleme: Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, Masal Masal Matitas (Yetişkinler için masal antolojisi) Çocuk Kitapları: Sakız Çiğneyen Kedi, Eldivenlerimi Kim Çalıyor? Büyüklere Mektuplar, Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri, Karagöz’ün Gölgesini Kim Çaldı? Eyvah Gölgeler Değişiyor, Ejderhamın Sevdiği Oyunlar, Dolapta Kim Var, Benim adım On üç, Uuuu, Yokoko, Sordum Durdum, Şiir Yazdım Masal Sandım

Yorum yaz