İyi Kitap

Acının gölgesinde yaşamak üzerine…

Belçika asıllı dünyaca ünlü barış karikatüristi Michel Kichka’nın İkici Kuşak – Babama
Söylemediklerim adlı otobiyografik çizgi romanı, Nazi soykırımının gölgesinde yaşanan bir
çocukluğu, baba-oğul ilişkisi merkezinde, mizahi, dokunaklı ve yer yer eleştirel bir dille anlatıyor.

Kutlukhan KUTLU

İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan büyük soykırım üzerine bugüne kadar çok sayıda öykü yazıldı, çizildi ve filme çekildi. Muazzam sayıda Yahudi’nin, Roman’ın, eşcinselin ve Nazilerin kendilerinden “aşağı” gördükleri daha nice insanın ortadan kaldırılışı, ortadan kaldırılmayanların ise çektikleri büyük acılar ve ruhlarında açılan onarılması imkânsız yaralar farklı farklı açılardan ele alındı. Bazen tek tek insanlara, bazen de koca koca topluluklara mercek tuttu bu öyküler. Fakat Holokost’a Michel Kichka’nın çizgi romanının yaklaştığı açıdan yaklaşan pek bir film, kitap ya da çizgi roman gördüğümü hatırlamıyorum. Çünkü Kichka meseleyi mizahi tonları da bulunan bir çizgi romanda ele almakla kalmıyor; o müthiş acının gölgesinde büyümenin zorluklarına da odaklanıyor ve bu anlamda kitabını babasıyla yaşadıkları konusunda “içini döktüğü” bir itirafnameye çeviriyor.

ACIYA KARŞI MİZAH
Michel Kichka’nın babası, gençken Holokost’ta bütün ailesini kaybetmiş ve kendisi Nazi kamplarından kıl payı sağ çıkmış olan Henri Kichka. Belçika’da Holokost tanığı Yahudilerin önemli sözcülerinden biri. Adı “Kampların Karanlığında Yitip Giden Bir Gençlik” olarak tercüme edilebilecek bir otobiyografik kitabı da bulunuyor.

Henri Kichka, kamplardan canlı çıkmış çıkmasına ama Holokost’un ruhunda derin yaralar açtığı kesin: Geçmişindeki o feci olayların anısı yakasını bir an bile bırakmıyor; çorba içmekten tutun da çocuğunun okuldaki başarısına tanık olmaya kadar herşey ona bir şekilde Nazilerin elinde çektiği acıları hatırlatıyor. Bu durumla başa çıkmak için farklı yollar bulmuş. En başta da işi sık sık mizah konusu yapmak geliyor: Hem yaşadıklarını hem de onların suçlularını gülünçleştirerek, sürekli karanlık anıların bombardımanı altındaki zihninin dizginlerini biraz olsun kendi eline geçiriyor.

SOYKIRIMA DAİR…
Elbette çetin olduğu kadar, etraftan soyutlanması da neredeyse imkânsız bir mücadele bu. Nitekim Henri Kichka’nın çocukları, babalarının geçmişinin ezici ağırlığını ister istemez her an kendi üstlerinde de hissediyorlar. Bir noktada Michel ile ablası Hannah sohbet ederlerken, küçükken babalarına daha fazla acı çektirmemek için kendi isyanlarını hep bastırdıklarını, babalarının kamplarda çalınan ergenliğiyle birlikte kendilerinin de ergenliklerini yaşama haklarının ellerinden alındığını söylüyorlar.

Evet, bir yandan bir gücenikliğin ifadesi bu: Michel Kichka, babasının acısının kendi hayatlarındaki birçok şeyi ezip geçişine isyan ediyor; yatılı okula gönderilmiş olmaya, ailedeki bir ölüm için bir araya geldiklerinde bile ölen kişi için çekilen acı yerine babasının geçmişindeki acıların konuşulmasına… Ayrıca Kichka babasının tüm hayatını bu acı üzerine kurmasının, özellikle emekliliğinde toplama kamplarına tanıklık gezileri düzenlemesiyle birlikte, giderek hayatında başka bir şeye yer bırakmamasının, hatta kendi kuşağından diğer insanların acılarını küçümsemeye başlamasının
da altını kalın kalın çiziyor.

Öte yandan, elbette Holokost’un açtığı yaraların genelde düşündüğümüzden de derine indiğini gösteren bir gerçek hikâye bu aynı zamanda. Nitekim kitabın bir yerinde “ikinci kuşak”tan birinin intiharı üzerine yazarın bir arkadaşı, “Bir Holokost kurbanı daha!” diyor. “Öylesine şok altındaydım ki arkadaşımın bu sözlerine önce önemsemedim,” diye yazıyor Kichka, “İkinci Kuşak sendromundan söz edildiğini evvelce duymuştum. Kendim güvende miydim acaba?”

SAMİMİ BİR İTİRAFNAME
Michel Kichka’nın, sadeliği ve yumuşaklığıyla dikkati çeken, doğduğu ülke olan Belçika’nın “temiz çizgi” geleneğine yakın duran kareleri, bu iç burkan itirafnamenin samimiyetini ve hüznünü çok iyi yansıtıyor. Mizahını da. Holokost gibi muazzam bir acıyı öykülemek bile kendi başına hassas bir işken, bu acıya bir de mizahın penceresinden bakmak şüphesiz daha da zor bir iş. Fakat Kichka’nın kitabında mizah, yazarın kendisinden de öte, karakterlerin kullandığı, onların sırtını yasladığı bir araç, dolayısıyla insanın içine işleyen bir tarafı var.

Tüm bu özellikleriyle İkinci Kuşak, dokunaklı bir kişisel öykü üzerinden Holokost’a yeni bir pencere açmasıyla Art Spiegelman’ın başyapıtı Maus’u biraz hatırlatan, ama nihayetinde çokfarklı çizgide, ustalıklı bir çizgi roman.

İkinci Kuşak – Babama Söylemediklerim
Michel Kichka
Çeviren: İzel Rozental
Gözlem Basın Yayın, 112 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz