İyi Kitap

Evsizler, yalnızlar, ailesinden uzak olanlar…

Evsizler, yalnızlar,  ailesinden uzak olanlar…

Şiirsel TAŞ

İspanyol yazar Alfredo Gómez Cerdá bizi Walt Whiteman’dan dizeler okuyan bir evsiz ile Miguel adlı sıradan bir çocuğun dostluğuna tanık ediyor. Ancak Miguel başlarda sıradan bir hayat sürse de yeni dostuyla tanışmasının ardından gözleri bambaşka bir dünyaya açılıyor.

Önce birkaç alıntı: “Süpermarketten aldıkları haftalık öteberileri arabanın bagajına yerleştirdikten sonra, yürüyen merdivenlerle bir aşağı bir yukarı inip çıkarak, akşamın geri kalanını bıkıp usanmadan mağazalarda dolanarak geçirdiler. […] Akşam çökerken kafeteryalardan birinde oturup sandviç yedikten sonra, yorgun ve mutlu bir halde evlerine geri döndüler.”

“…[B]u trafik lambasının yanında, biri taş çatlasa on yaşında, diğeri on dört yaşlarında iki çocuk dururdu. Kaldırımda, yanı başlarında içi sabunlu su dolu bir kova, ellerinde de bir tarafı süngerli diğer tarafı çekçekli cam temizleyicilerinden olurdu.”

Hani desem ki sözünü edeceğim öykü bu ülkenin bir kentinde geçiyor, kimse yadırgamaz. Alıntılar, hafta sonunu tüketici cenneti alışveriş merkezinin korunaklı ortamında geçiren herhangi bir aileden söz ediyor olabilir. Trafik lambasının yanında bir kova sabunlu suyla bekleyen çocuklar da fazlasıyla anonim.

Öykünün ana karakteri Miguel, hafta sonu gittiği alışveriş merkezinde annesiyle babasını kaybedince, otoparka gidip beklemeye karar verir. Otoparkta arabayı ararken çöp kutularını karıştıran evsiz bir derbederle karşılaşır. Süpermarketten çıkarken parasını ödemeyi unuttuğu çikolatayı verir adama. Zamanında aynı marketten epeyce çikolata çaldığını söyleyen adam, günün birinde sardalye konservesi çalarken yakayı ele verip mimlendiği için artık çöp kutularını karıştırarak karnını doyurduğunu söyler. Ama huylu huyundan vazgeçer mi? Evsizin yeni ganimeti çaldığı kitaplardır. Dilediğini satın alabilen Miguel, satın alarak değil de çalarak yaşamak fikri karşısında dehşete kapılır. Fakat ana babasının “Sakın ola ki yabancılarla konuşma!” tembihlerini hatırlamakla birlikte, karşısına çıkan bu uçuk kaçık, hafif tertip gizemli adamın çekim alanına kapılmaktan alıkoyamaz kendini.

Adam cebinden çıkardığı kitaptaki bir şiirden kısa bir bölüm okur Miguel’e: Her gün dışarı çıkan bir çocuk vardı / Ve baktığı ilk şeyde / Dönüşüverirdi o nesneye.

Walt Whitman’ın bir şiirinden alıntıdır bu dizeler; aynı zamanda bir hafta boyunca Miguel’in yaşayacağı her günün kapısını farklı bir dünyaya açan paroladır. Her şeye, herkese dönüşebilmek, kimliğinden sıyrılıp kendini anonim kılabilmek. İspanyol yazar Alfredo Gómez Cerdá, ana karakterin adını taşıyan Miguel adlı uzun öyküsünde, okura tam da bu duyguyu yaşatmak için dünyanın farklı coğrafyalarından gelen karakterleri bir araya getirmiş: Miguellerin evinde yardımcı olarak çalışan Perulu kadın Casilda, araba camlarını silerek para kazanmaya çalışan Chiqui ile Loren, Miguel’in çağdaş Oliver Twist olarak tanımlayabileceğimiz sınıf arkadaşı Mario, Afrika’nın kalbinde yapılan bir katliamdan canını kurtaran ama bunun karşılığında sözcüklerini yitiren küçük kız… Geçmiş ya da bugünleri parçalanmış olsa da parçaları bir araya getirmeye, öyle ya da böyle yaşamaya çalışan insanlar.

Diğer karakterlerin yanında tuzu kuru görünen Miguel, her gün yüz yüze geldiği ya da teğet geçtiği bu başka yaşamları ne ölçüde anlayabilir? Yazar, yarattığı çilekeş karakterlere yazıklanmadan, “Bana benziyor, sana benziyor, ona benziyor, vay canına basbayağı bize benziyor,” duygusunu yaşatmayı başarmış.

Cerdá’nın öyküde Miguel ile bir biçimde ilişkilendirdiği bu karakterlerin hepsi aslında Miguel üzerinden okurla bağlantı kuruyor. Miguel, otoparkta karşılaştığı, nevi şahsına münhasır adamın okuduğu şiirin ardından, tıpkı şiirdeki çocuk gibi, bir hafta boyunca her gün farklı bir metamorfoz yaşıyor. Her günün sonunda yeniden kendine dönüyor ama bu geri dönüşlerin hepsi aslında bir dönüşüm. Bize doğru… Ve en önemlisi Miguel bu dönüşümün kendinde başlayıp bitmediğini fark ediyor.

Dizeler dilden dile,  Cerdá’nın bu güzel öyküsü elden ele dolaşsın diyelim. Bir Whitman alıntısı da bizden: Ben bir dünya değilim, ya da bir dünyanın uzantısı değilim,

Ben dostu, yol arkadaşıyım insanların, hepsi benim kadar ölümsüz, benim kadar derin,

(Onlar bilmez ne ölümsüz olduklarını, ben bilirim.)*

Miguel Alfredo Gómez Cerdá Resimleyen: Javier Zabala Çeviren: Saliha Nilüfer İletişim Yayınları, 128 sayfa

Miguel Alfredo Gómez Cerdá Resimleyen: Javier Zabala Çeviren: Saliha Nilüfer İletişim Yayınları, 128 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz