İyi Kitap

Türkülerle geçen bir yaz…

Türkülerle geçen bir yaz…

Zarife BİLİZ

Feyza Hepçilingirler’in Türkü Çocuk adlı kitabı, tütün yetiştiriciliğinin kentli çocuğa yabancı dünyasını olduğu kadar, kurguya yedirilmiş türkülerle folklorik bir değeri, ayrıca kardeş kıskançlığı, tarihi eser kaçakçılığı gibi laytmotifleri de içeriyor.

Asıl olarak yetişkinler için kaleme aldığı hikâye ve romanları, özenli Türkçesi ve Türkçe dilini mesele edindiği denemeleriyle tanıdığımız Feyza Hepçilingirler, çocuklar için de yazıyor; masallar, öyküler, tiyatro oyunları kaleme alıyor. En son Kırmızı Kedi Yayınları’ndan iki kitabı yayımlandı. Biri, çeşit çeşit valizin gözünden zaman, değişim ve değer kavramının sorgulandığı Üç Valiz İki Sandık. Diğeri ise bu söyleşimize konu olan Türkü Çocuk. Anne babası öğretmen olan ve kentte yaşayan 9 yaşındaki Barış’ın yazın babaannesinin köyüne yardıma giderek ortak olduğu köy yaşamına, orada mevsimlik işçilerin çocuklarıyla kurduğu dostluğa ve görüp yaşadıklarının onda yarattığı sorgulamalara tanık oluyoruz Türkü Çocuk’ta. Anlatı, çocuk okura tütün yetiştiriciliğinin hiç bilmedikleri dünyasını olduğu kadar, kurguya yedirilmiş türkülerle folklorik bir değeri, ayrıca kardeş kıskançlığı, tarihi eser kaçakçılığı gibi laytmotifleri de içeriyor.

Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan son kitabınızın adı Türkü Çocuk.  9 yaşındaki Barış’ın başından geçenler kurgu içinde hep türkü sözleriyle kaynaştırılmış, türküler kitaba dâhil edilmiş. Nereden aklınıza geldi bir çocuk kitabına, böyle artık daha çok dedelerinin ninelerinin dinlediği türküleri dâhil etmek?..

Çocukların türküleri sevmelerini, dinlemelerini, türkülerin dilinden anlamalarını çok önemsiyorum. Kendi kültürlerine ısınmalarının bir yolu da bu… Çocuklarımızı farkında olarak ya da olmayarak yabancı hayranlığıyla büyütüyoruz. Yabancı dil öğrenmelerini sağlamaya çalışırken o yabancı dilin sahibi olan ülkeye hayranlıkla bağlanmalarına da yol açıyoruz. Kendi kültüründen yeterince beslenmemişse bu o çocukta yabancı ülkeye hayranlığın yanı sıra kendisine yabancılaşmaya da neden oluyor. Kendisine (kültürüne, şiirine, müziğine, özellikle türkülerine) güvenmeyen bir insanın ayaklarının yere sağlam basamayacağını; basacak sağlam yer bulmakta zorluk çekeceğini düşünüyorum. Kentli çocuklarımızı türkülerimizle barıştırmaya bir katkım olmasını bu yüzden istiyorum.

Hikâyenin kahramanı Barış İzmir’de yaşıyor ve yazın anne babasıyla birlikte köye babaannesine “tütün kırmaya” gidiyor. Yaz boyunca orada kalarak artık günümüz şehir çocuklarının pek de bilmediği bir hayatın parçası oluyor. Fakir Baykurt, Necati Cumalı, Yaşar Kemal gibi yazarlardan hatırladığım bir tat bu benim, ama artık çağdaş çocuk yazınında köyün, köy yaşamının böyle canlı aktarıldığı anlatılara pek rastlamıyoruz…

Oysa hâlâ köylerimiz var; köylerde yaşayan insanlarımız var. Çocuklarımız Alplerde yaşayan küçük çobanlarla, uzak ülkelerin ormanları içinde, gölleri kıyısında dolaşan yaşıtlarıyla duygudaşlık kurabiliyorsa kendi ülkesinin çocuklarıyla da kurabilir. Ne zamandır (en az 20-25 yıldır) “köylü” sözcüğü hakaret anlamında kullanılıyor. Oysa sözcüğü böyle hakaret içeriğiyle kullananların yaldızını kazıyıp birkaç kuşak gerisine gitseniz altından mutlaka köylülük çıkar. Kentte yaşamak insanı yüceltmeye yetmediği gibi, köyde yaşamak da aşağılanma gerekçesi olamaz. Hiç değilse çocuklarımızın “köylü” sözcüğünden böyle bir aşağılama kokusu almamasını, salt kentte yaşadığı için kendisini, yaşıtı köylü çocuklardan üstün görmeye kalkmamasını sağlamaya çalıştım. Bir de insanın değerini doğduğu, büyüdüğü yerin belirlemediğini, yetişmesinde çevrenin, koşulların ne kadar önemli olduğunu düşünmesini, en azından sezmesini istedim.

Anlatı o kadar canlı ki sanki sizin çocukluğunuzdan izler taşıyormuş gibi geldi bana, bilmem yanılıyor muyum?..

Bir gözlemin izlerini taşıdığı doğru; ancak benim çocukluğum kadar eski değil bu gözlem. İzmir’de yaşadığım yıllarda eşimin ağabeyinin Bulgurca köyü yakınlarında bir çiftliği vardı. Biz de ailece sık sık giderdik oraya. Çoluk çocuk tütün işçilerinin yaşamına orada yakından tanık oldum. Türkü Çocuk’un “hakiki” yanını oluşturan, o süreçte aldığım notlar, yazdığım taslak oldu. Yoksa benim Ayvalık’ta geçen çocukluğumda tütün işçiliğinden çok, zeytin işçiliğinin izleri vardır. O dönemde tuttuğum notlar olsa ve onları bulsam belki bir gün zeytin işçileri ile ilgili bir şeyler de yazarım ama çocukluğum o kadar geride kaldı ki anımsamakta zorluk çekeceğimden korkarım.

Kitapta salma, tapa, kargı, keletir, kırmandala, bazlama, evlek gibi pek çok yöresel deyiş, terim var; bunları kurgu içinde göze batırmadan çocuk okura açıklıyor, onun yaşam bilgisine olduğu kadar, söz dağarına da katkıda bulunmaya çalışıyorsunuz. Biraz çocuk yazını çabanızın bu yönünden bahsetsek…

İnsanımızın, özellikle gençlerimizin yaşamlarını pek az sözcükle sürdürdükleri, 200 – 300 sözcükle konuştukları çok yazıldı, söylendi. Kimi bilgi yarışmalarında, o yaştaki bir insanın dağarında bulunacağından kuşku duymadığınız bir sözcükle karşılaştığında, gencin, “Hiç duymadım!” diye tepki gösterdiğine ne de çok tanık olduk. Üstelik özel alanların az kullanılan sözcükleri değildi o bilemedikleri. Çoğu, bir kuşak öncesinin farkında olmaksınız öğrendiği sözcüklerdi. Gencimiz niye duymamış onları? O sözcükler dilimizde var oysa. Demek karşısına hiç çıkmamış,  çıkarılmamış. Ama biz genellikle suçu Türkçeye yükleyip, “İngilizcede şu kadar bin sözcük var, Türkçede ise ne yazık ki…” diye dilimizi aşağılamaya bayılırız. Var olan sözcüklerin tümünü biliyor ve kullanıyormuşuz ama yine de yeterli bulmuyormuşuz gibi. Kaldı ki Türkçeyi düşürüldüğü bütün uçurumlardan “köylü” diye küçümsenen halkın dili kurtarmıştır. Standart dile girmemiş pek çok sözcük, halkın dilinde yaşayıp duruyor; yazı diline kazandırılacağı günü bekliyor. İnsanın bilmediği sözcüklerle düşünemediği, dünyayı bildiği sözcükler kadar algılayacağı dikkate alınırsa dilimizi çocuklarımıza bütün zenginliğiyle öğretmek gerekliliği ortaya çıkar. Benim değindiğiniz sözcükleri kullanmaktaki amacım bu kadar büyük ve bu kadar iddialı değil. Ben yalnızca okur çocuğumun farklı bir dünyada dolaştığını o sözcükler aracılığıyla kavramasını sağlamaya çalıştım.

Barış köyde mevsimlik işçilerle bir arada; onlarla yarenlik edip çocuklarıyla arkadaş olurken pek çok şeyi de sorguluyor. Mevsimlik çocuk işçi temasını da sokmuşsunuz aslında kitaba. Zor bir konuyu çocukların seviyesine yerleştirmişsiniz…

Çocuğa bir çeşit gözdağı vermek için, “Sen harçlığını beğenmiyorsun, önüne konan yemeğe burun kıvırıyorsun ama senin yaşındakiler…” diye başlayıp Afrika’nın açlıktan karnı şişmiş bebelerinden, tarlada çalışan, ekmeğini çöpten çıkarmak için uğraşan kendi çocuklarımıza kadar pek çok örnek gösterip nutuklar çekmeyi severiz. Ben böyle demeler yerine okur çocuğumu, yakından tanımadığı, görmediği, bilmediği bir dünyaya sokmak, orada yaşayanlarla tanıştırmak, onlarla arkadaşlık etmesini sağlamak istedim. Böylesinin hem çocuğun yaşam algısını değiştireceğini hem de başka hayatlarla ilgili kalıcı etkiler bırakacağını düşündüm. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim. Siz yapmaya çalıştıklarımın tümünü o kadar iyi anlamış, o kadar iyi yorumlamışsınız ki bana çoğu zaman “Evet, öyle yapmaya çalıştım,” demekten başka bir şey kalmıyor. Anlama çabanıza çok ama çok teşekkür ederim.

Şehirde yaşayan bir çocuğun yazın köyde yaşadıklarını çok yalın bir kurgu içinde anlatırken aynı zamanda sınıf çelişkisi, eşitlik, kadercilik, ölme/öldürme, empati, özlem, çocuk ve yetişkin olmanın farklılıkları gibi çok çeşitli ve derin temaları kurgunun içine gene aynı yalınlıkla yerleştirmişsiniz…

Öğretici olmadan anlatmak, olay içinde yaşatarak kavratmak, göstermek ve algılanmasını sağlamak… Bütün derdim buydu. Romanı okuyan çocuğun dünyası genişlesin, zenginleşsin, bilmediği dünyaların kapıları aralansın önünde, farklı kaynaklardan, farklı renkler düşsün yaşamına… Bunları istedim.  Sorularınız, yorumlarınız beni gönendirdi. İstediklerimi başarabilmişim kanısına ulaşmamı bile sağladı. Umarım öyledir, umarım başarabilmişimdir.

Türkü Çocuk Feyza Hepçilingirler Resimleyen: Yusuf Tansu Özel Kırmızı Kedi Yayınları, 136 sayfa

Türkü Çocuk Feyza Hepçilingirler Resimleyen: Yusuf Tansu Özel Kırmızı Kedi Yayınları, 136 sayfa

Üç Valiz İki Sandık Feyza Hepçilingirler Resimleyen: Yusuf Tansu Özel Kırmızı Kedi Yayınları, 64 sayfa

Üç Valiz İki Sandık Feyza Hepçilingirler Resimleyen: Yusuf Tansu Özel Kırmızı Kedi Yayınları, 64 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz