İyi Kitap

Şu çocukluk dediğin…

Sema ASLAN

Aytül Akal’ın Gökyüzünde Balonlar ve Refik Durbaş’ın Kurabiye Ev adlı öykü kitapları, ilkokul çağındaki çocuklara gündelik yaşama ilişkin ipuçları veriyor. Yüzleşmelere açık bu öykülerde çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik hâlleri birbirine karışıyor, parçalar bütünleniyor.

Aytül Akal, yayımlanmış yüzü aşkın kitabı ile çocuk edebiyatının en üretken isimlerinden biri. Hem Türkiye’de hem de yurtdışında okunan yazarın, okurlarıyla öykü, roman, derleme, oyun ve şiir türlerine yayılan geniş bir yelpazede buluştuğunu da anımsamakta fayda var.

Yaklaşık iki yıl önce, yine İyi Kitap’ın bir yaz sayısında, Aytül Akal’ın seçme masallarından derlenen Masal Masal kitabı üzerine yazmışım. O yazıdan, şimdi okuduğumda dikkatimi çeken küçük bir alıntıyla konuyu Gökyüzündeki Balonlar’a bağlamak niyetindeyim: “Akal’ın edebiyatı için yapılan yorumlardan biri, ‘demokratik’ olduğu. Bu hakikaten ilginç bir saptama. İlk anda neyin kastedildiğini anlamayabilirsiniz, fakat Akal’ın masallarını okuduğunuzda kolayca kavrıyorsunuz ne denmek istendiğini; kendinizi bir diyalogun içinde buluyorsunuz çünkü. Aytül Akal, masallarında çoklu diyaloglara bolca yer veriyor, zamanda ve mekânda yer değiştirip duran, birbiri olabilen insanlar, hayvanlar, dünyalar yaratıyor. Bu hem bağımsızlık duygusunu pekiştiriyor, hem de bugün için neredeyse ‘tuhaf’ kaçan uzlaşmacı bir dil yaratıyor.”

ÖYKÜLERDEKİ DEMOKRASİ

Gökyüzünde Balonlar tam da o “demokratik” tonlamanın hissedildiği öykülerden oluşuyor. Öykü kişileri çocuklarmış gibi görünürken, zaman zaman aslında çocuklar aracılığıyla üzerlerine büyüteç tutulan yetişkinler oluyor. Bazen de bir yetişkini okurken aslında bir çocuğun dünyasını, dilini okurmuş gibi hissediyoruz, yetişkinin yetişmişliğine ikna olamıyoruz. Kişileri karşı karşıya getiren, kahramanlarını, sorularını okurla çıplak bir hâlde buluşturan bu tavır, çocuk ya da yetişkin fark etmez, okurun önüne genişçe bir pencere açabilir. Örneğin insana hafakanlar bastıran karakterleriyle, “Hiperaktifin Kralla Kraliçesi” tam da böyle bir öykü. Okurunu öykü kişisiyle birlikte oradan oraya sürükleyen bir fikri sabiti işleyen yazar, finaldeki yüzleşme sahnesiyle çocuklardan çok, yetişkinlere seslenir gibi. Mesela bu tavır, okuru edilgen bir figür gibi gören yaklaşımı kolayca çürütüyor çünkü öyküyü birlikte okuyan ebeveyn ve çocuk, final sahnesinden sonra ister istemez bir soruyla karşı karşıya kalacak. Hoş, öyküyü ayrı ayrı okusalar da bu soru sorulacak ya… Kitabın en “zor” anlatısı diyebileceğim “İyinin İyisi” de, sorusu bol öykülerden. Üç kuşağı bir araya getiren öyküde yazarın odaklandığı karakter, bir yetişkin. Öykü, yetişkinler için yazılmış gibi… İki hususa dikkat çekmek gerekiyor fakat: Öyküyü okumaya başladığınız ilk andan itibaren, böylesi kısa bir öykü için uzun denilebilecek bir süre boyunca, öykü kişisinin bir yetişkin olduğunu anlayamıyorsunuz. Bu elbette bilinçli bir tavır. Anneyle ilişkide “yetişkinlik” bir bahane değil mi dersiniz, bilemem ve doğrusu o hassas yere değmek istemem. Ancak kendisi de ergen bir kız çocuğu annesi olan bu kişinin, kendi annesiyle birlikteyken ergenleşmesi, çocuklaşması çeşitli açılardan incelenmeye değer. İkinci husus da yüzleşmenin hemen öykü içinde yaşanıyor ve çözüme ulaşılıyor olması. Özellikle kadın kuşakları arasındaki yüzleşmelerin bir kez değil, birçok kez yaşanmasına rağmen çözümün bir türlü üretilemiyor olması gerçeğini bir yana bırakacak olursak, diyebiliriz ki, bu öyküde bir tür farkındalık yaratmaya gayret ediyor yazar.

Öykülerin tamamı yüzleşmelere açık. Sanki özellikle yetişkin okura sesleniliyormuş gibi bir algı oluşsun istemem, sözgelimi “Kim Bu Palyaço” ve “Salatamın Solucanı” adlı öyküler, eşit gibi görünen çocuklar arasındaki hassas ilişkilere bakıyor, çocukların özdeşlik kurabilmeleri için fırsatlar yaratıyor.

Sabit durmayan öykü kişileriyle oradan oraya, o fikirden bir diğerine, bu gerçeklikten ötekine savrulan okur, elbette kendi yolunu, kendi doğrusunu bulacak.

İÇTEN BİR ANLATI

Gazeteci, yazar, şair, araştırmacı Refik Durbaş, yazdığı onlarca kitapla üretken yazarlardan biri. Hem çocuklara hem de yetişkinlere yönelik yapıtlarıyla tanınan yazarın çocuk kitapları yazmasındaki önemli etkenlerden biri “çocukluğunu seviyor” olmasıymış. Kurabiye Ev isimli öykü kitabında bu çok kolayca anlaşılıyor. Öykülerin anlattıkları, onların anlatılışı önemli elbette, fakat daha da önemlisi, alttan alta yaydığı duygu. İçtenlikli bir kavrayış, bir anımsayış var öykülerde  hakikaten de.

Kurabiye Ev, tamamında ismi geçmese de belli ki Alican’ın maceraları etrafında gezinen bir kitap. Alican’ın ağzından okuduğumuz öykülerde daha çok bir baba-oğul ilişkisi görüyoruz. (Ancak bu baba-oğul ilişkisinde sadece “erkeklere yaraşır” diye öğretilenler değil, eğlenceli, öğretici, yaratıcı birçok şey deneyimleniyor.) Her biri kısacık olan bu öykülerde, Alican’ın büyük bir olgunlukla babasını idare edişine tanık oluyoruz.

Alican, bir çocuk. Yani, çocuk deyince aklımıza ne geliyorsa o! Sevimli, meraklı, enerjik, sevgi dolu vs. Tüm bu niteliklerine ilaveten bir de babasının nezdinde yetişkin dünyasına bir “yukarıdan bakma” ve “anlayış gösterme” hâli var ki bu sanki bugünün çocuklarında giderek daha fazla görülen bir özellik. Neyse, babasının resim yapma hevesine de, ilk maç heyecanına da anlayış ve sabır gösterir Alican, “Büyükleri fazla üzmemeli… Hevesini alınca nasılsa bırakır,” diyerek telaşsız bekler, ara ara tüm çocukların anne babalarını idare ettiklerini ima eder ama bunu çok keyifli bir şekilde söyler. Mesela şöyle der: “Mecburen, babam keyiflensin diye, ne de olsa ilk kez bir maça geliyor, ayrıca Galatasaray’a küçük hizmetimiz dokunsun, bir atkı ile bir şapka alıyoruz. Bakıyorum, benim gibi başka çocuklar da atkılar, şapkalar, bayraklarla donatıyorlar babalarını…”

Kurabiye Ev ince ince işlenmiş küçük dünyaları anlatan bir kitap. Diliyle, vurgusu ve bakış açısıyla kalabalık etmeden, telaşa düşmeden, anlatırken rahatlayan/rahatlatan bir üslupla yapıyor bunu üstelik. Çocuk olmak eğlenceli elbette fakat bu öyküleri okuyunca çocuklarla birlikte yaşamanın da unutulan çocukluğun da güzellikleri tekrar anımsanıyor. Bir de sürprizi var: kitabın sonunda, “Kurabiyeden Ev” hikâyesine  eklenen bir kurabiye tarifi!

Gökyüzünde Balonlar Aytül Akal  Resimleyen: Anıl Tortop Redhouse Kidz Yayınları, 120 sayfa

Gökyüzünde Balonlar Aytül Akal
Resimleyen: Anıl Tortop Redhouse Kidz Yayınları, 120 sayfa

Kurabiye Ev Refik Durbaş  Resimleyen: Burcu Yılmaz  Can Çocuk Yayınları, 56 sayfa

Kurabiye Ev Refik Durbaş
Resimleyen: Burcu Yılmaz
Can Çocuk Yayınları, 56 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz