İyi Kitap

Modern İran edebiyatından “sıradan” hikâyeler

Modern İran edebiyatından “sıradan” hikâyeler

Nilay KAYA

İran edebiyatının ödüllü resimli çocuk kitapları serisinden iki kitap daha: Küt Küt Küt ve Sıradan Bir Hikâye. Bu kitaplar küçücük cüsseleriyle insanın ve toplumların iç dinamiklerine dair meseleleri sadelik ve derinlikle, üstelik harika çizimler eşliğinde anlatıyor.

Küçük Kara Balık ve Bir Şeftali Bin Şeftali ile kaç nesil büyüdü… Samed Behrengi’nin masal ve öyküleri sıradan çocuk kitapları değildi. Her yaşa ve zamana hitap eden, bütün iyi edebiyat eserleri gibi, ele aldığı temalar ve onları ele alış biçimiyle zamanı aşan, evrensel boyut taşıyan eserlerdi. Adalet, doğruluk, güzellik, dışarıdan dayatılan her türlü dogmayı sorgulamak, direniş temaları, yazdıklarının belkemiğiydi. Çocukluğunda onun kitaplarını okuyanlar, bu kavramların bilincinde ve onlara sahip çıkmaktan vazgeçmeyen yetişkinler oldular desek abartmış olmayız. Yaşlar ilerledikçe, şehirler, evler değiştirildikçe, kütüphanelerdeki kitaplar elenirken, onun kitapları saklanmaya devam etti desek de abartmış olmayız. O kitaplar o kütüphanelerden çıkarıldıysa, sevdiğimiz bir küçük de okusun diyedir.

İran edebiyatının geçmişi ve zenginliği malumumuz, ancak İran edebiyatıyla organik bağımız düşünüldüğünde, son derece ironik bir şekilde, İran edebiyatı eserlerinin Batı edebiyatından dilimize çevrilen eserler kadar Türkçe kitap dünyamıza misafir olmadığını söylersek yanlış olmaz. Son yıllarda çeşitli yayınevlerinden çıkan İran çocuk edebiyatı örnekleri ise bu durumu tersine çevireceğe benziyor. Örneğin, Evrensel Çocuk Kitaplığı tarafından yayımlanan iki resimli kitap, Küt Küt Küt ile Sıradan Bir Hikâye dikkate değer eserler olarak karşımızda.

BİN YILLIK YOLCULUK

Fatemeh Mashhadirostam’ın yazıp Afra Nobahar’ın resimlediği Küt Küt Küt, Homeros’un Odysseia’sından bu yana edebiyatın sıklıkla yararlandığı yolculuk temasını son derece minimal bir biçimle yeniden kurguluyor. “Küçük Adam’ın dünya yolculuğuna çıkmasının üzerinden bin yıl geçmişti. Yola koyulmadan önce annesine, ‘Of… Her şeyden çok bıktım!’ demiş.” Bu cümleyle başlayan kitap, büyümenin, kendini tanımanın, algı kapılarını genişletmenin, değer biçtiklerinin zamanla farklılaşmasının, çevrenizdeki büyükler size ne öğütler verirse versin, tebdil-i mekâna kalkışmadan mümkün olmadığını gösteriyor. Elbette bunun için herkesin dünya turuna çıkması gerekmiyor! Fakat yolculuğun şekli ve uzunluğu ne olursa olsun, insan, hikâyedeki Küçük Adam gibi, çevresindekilerin yol göstericiliğine rağmen, kendi yolunu kendisi bulmak zorunda kalıyor. “Bin yıllık yolculuk” ibaresinden anlaşıldığı üzere kitap masalsı bir dile sahip; Küçük Adam bin yıllık yolculuğu esnasında Odysseia gibi sirenlerle mi boğuştu, Pinokyo gibi bir balinanın midesinde mi yaşadı, bunları bilemiyoruz ama yolculuk noktalanıp köyüne döndüğünde, geçirdiği değişim her türlü yolculuğun kaçınılmaz sonucuna götürüyor bizleri. Küçük Adam, fiziksel ve ruhsal anlamda değiştiği gibi, köyüne döndüğünde annesi de dâhil olmak üzere her şeyin değiştiğini görüyor. Kimse eskisi gibi görünmüyor; binalar, ağaçlar, komşular yaşlanmalarına rağmen artık ona daha çok kendi benliğini gösteriyor ve her zaman olduklarından daha güzel görünüyorlar gözüne. Değişmeyen tek şey ise başını annesinin göğsüne dayadığında yıllar önce duyduğu aynı ses: “Küt küt küt…” Kalpleri her zamankinden daha yüksek sesle atıyor. Ne mutlu ki Küçük Adam’a, Kavafis’in dizelerindeki gibi başka kentler başka denizler bulmaya çalışıp bulamazken kendini bulma şansını elde ediyor.

KÖTÜ OLANIN SIRADANLAŞMASI

Marjan Keshavarziazad’ın yazıp Afra Nobahar’ın resimlediği Sıradan Bir Hikâye ise bir kahramana odaklanmak yerine bir köydeki insanların yaşamına odaklanarak “sıradanlık” kavramını sorguluyor. “Bir varmış bir yokmuş, sıradan bir köy varmış. Bir gün köye bir kurt dadanmış…” “Sıradan” bir masal girişinin hemen ardından, öyküdeki sıradanlığı bozacak bir durum bekleriz ki karşımıza bir macera ve olay örgüsü çıksın. Hikâye ve masalların en temel kalıbını kullanan bu öykü, bütün olay örgülerinde olması gerektiği gibi olağandan, olağandışına geçiş yaparak bizleri içine alıyor. Ama bir farkla. Bu defa, olağandışı durumun yarattığı gerilim çözüldükten, kötüler bertaraf edildikten, kahramanlar boy gösterdikten sonra eski olağan hâle geri dönülmüyor. Köye dadanıp bütün huzuru kaçıran, şiddet saçan kurtlar zamanla köydeki eski sıradanlığın bir parçası hâline geliyorlar. Köylüler sıradanlıklarını ve huzurlarını bozan kurtlara karşı koymak yerine, başlarını önlerine eğip mevcut durumu kabulleniyorlar. Onlar başlarını eğdikçe kurtların hayatlarının rutini hâline gelmesi kaçınılmaz oluyor. Kurtların her gece kuzuları katletmesi sıradanlaşıyor ve “Bundan sonra, çayırlara gitmeye cesaret eden koyunların cezası kurt tarafından yenmek,” oluyor. İşin ironik tarafı da bir süre sonra köylüler bu yeni sıradanlıkla mutlu olmaya başlıyorlar. Bu durum size tanıdık geldi mi? Samed Behrengi’nin yıllar önce baskıcı düzenlere karşı direnişi öneren hikâyeleri belli ki modern İran edebiyatında yaşamaya devam ediyor.

Gerek Küt Küt Küt gerekse Sıradan Bir Hikâye küçücük cüsseleriyle (kitapların her ikisi de yaklaşık 10’ar sayfa) insanın ve toplumların iç dinamiklerine dair meseleleri sadelik ve derinlikle, üstelik harika çizimler eşliğinde anlatıyor. Kitaplığınızın Samed Behrengi köşesinde yeni yerler açmanın zamanı gelmiş olabilir.

Küt Küt Küt  Fatemeh Mashhadirostam Resimleyen: Afra Nobahar  Çeviren: Fulya Alikoç Evrensel Yayınları, 10 sayfa

Küt Küt Küt
Fatemeh Mashhadirostam Resimleyen: Afra Nobahar
Çeviren: Fulya Alikoç Evrensel Yayınları, 10 sayfa

Sıradan Bir Hikâye Marjan Keshavarziazad Resimleyen: Afra Nobahar  Çeviren: Fulya Alikoç Evrensel Yayınları, 10 sayfa

Sıradan Bir Hikâye Marjan Keshavarziazad Resimleyen: Afra Nobahar
Çeviren: Fulya Alikoç Evrensel Yayınları, 10 sayfa

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz