İyi Kitap

Çocuklar dünyayla ilgilensin diye…

Tudem Yayın Grubu’nun çıkardığı, çocuklar için aylık genel kültür dergisi Dünyalı 1. yaşını doldurdu. Dünyalı, Milliyet Çocuk ve Doğan Kardeş’ten bu yana çocuklar için nitelikli bir dergi eksikliğini giderme hedefiyle yayın hayatına başladı

Şiirsel TAŞ

Tudem Yayın Grubu’nun çıkardığı çocuk genel kültür dergisi Dünyalı 1. yaşını doldurdu. Nitelikli içeriği olan, çocuklara saygı duyan, onların kavrama ve yorumlama becerilerini hafife almayan bir genel kültür dergisi çıkarma hedefiyle yola çıktıklarını söyleyen, derginin yayın yönetmeni Yıldıray Karakiya’yla çocuklar, dünya, dergicilik ve çağımızın genel ahvali üzerine söyleştik.

Dünyalı’nın çıkış noktası ne oldu? Dergi nasıl ve hangi ihtiyaçtan doğdu? Dünyalı’nın mevcut çocuk dergileri içinde kendini ayrıştırabildiğini düşünüyor musunuz? Öyleyse, nasıl?

Dünyalı’yı hayal etmeye başlamadan önce bize bir kaşıntı geldi. Ne yaptıysak, ne ettiysek geçmedi bu kaşıntı.Derken bir gün, çocuklara yönelik dergilerin sergilendiği bir rafın önünde aydık: Nitelikli içeriği olan, çocuklara saygı duyan, onların kavrama ve yorumlama becerilerini hafife almayan bir genel kültür dergisi yoktu. Kendimizi şöyle bir yokladık; biz Milliyet Çocuk okumuştuk, Doğan Kardeş okumuştuk. Bu dergiler dünyayı odamıza, masamıza, dergiyi her nerede okuyorsak oraya getiriyordu. O zaman, dünyayı çocuklara götüren bir dergi çıkarmamız gerektiğini anladık. Kaşıntı geçti. Dünyalı’nın, çocuklara yönelik hazırlanan diğer dergilerden bariz olarak ayrıştığı birçok nokta var. Bu noktalar, derginin ilk taslağını bile hazırlamadan önce benimsediğimiz ilke ve hedeflerin bir yansıması. Her söylediğimizde insanlara tuhaf gelen en ilginç özelliklerinden biri, Dünyalı’nın okunmak üzere hazırlanan bir dergi olması. İçeriği var yani. Hem de ciddi, çeşitli ve çocukları hafife almayan bir içerikten söz ediyorum. Dünyalı’nın en önemli kabullerinden biri şudur: Bu dünyada her ne oluyorsa, çocuklara da oluyor. “Falanca yerde savaş varmış, büyük kıyım yapılmış, aman çocuğum duymasın da geceleri uykusu kaçmasın,” yaklaşımını doğru bulmuyoruz. Yetişkinler kendilerini nasıl kandırırlarsa kandırsınlar, çocuklar olup bitenlerle ilgili bir şeyler duyuyor, hissediyor ve bunlardan bir anlam dünyası oluşturuyorlar. Dünyalı’nın bu noktada tavrı açık: Madem dünyada olan biten her şey çocukları da etkiliyor, o hâlde uygun bir dil kurmak şartıyla her konu çocuklara anlatılabilir. Anlatılmalıdır! Elbette, dünyanın kahrını çocukların sırtına yüklemek değil maksadımız. Yapmaya giriştiğimiz iş, ele aldığımız konuyu çocukların önüne çeşitli bakış açılarıyla koymak, yeni bakış açıları yaratacak boşluklar bırakmak ve ne olursa olsun umudu vurgulamak.

Çocuk kitapları yayıncılığının son yıllarda Türkiye’de büyük bir ivme kazandığını söylemek mümkün. Bir bütün olarak baktığımızda üretilen eserlerin niteliğini hep tartışıyoruz zaten ama en azından niceliksel olarak büyük bir artış olduğu kesin. Benzer bir saptamayı çocuk dergileri için de yapmak mümkün mü, yoksa bu alanda süreç farklı mı işliyor? Süreli çocuk yayınlarını bu tablonun içinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kimi dergiler, Türkiye’deki yayıncının yabancı yayıncılarla yaptığı çoksatar kitap anlaşmalarının bir parçası olarak zoraki yayımlanıyor mesela. Kimi dergilerse, televizyonda çok ünlenen bir ürünün ya da çocuklara yönelik bir televizyon kanalının “yan ürünü” olarak hazırlanıyor. Çocuklara yönelik kitaplarda toplama baktığınız zaman, nitelik konusunda da bir hareketlenme var. Yani yayın sayısı artıyor, özensiz yayınlar bu artışla doğru orantılı olarak daha çok görünür oluyor belki ama aynı zamanda, tek işi çocuklara yönelik yayınlar hazırlamak olan yayınevleri niteliği artırmak için daha çok çabalıyor. Aynı gözlem dergiler için geçerli değil ne yazık ki. Bu nedenle, çocuklara yönelik kitap yayıncılığında bir ivmeden söz edebiliriz ama dergi yayıncılığında, yerinde saymanın ötesinde, bir yığılma söz konusu daha çok.

Kendi çocukluğumuza dönüp bakarsak, Doğan Kardeş, Milliyet Çocuk gibi dergilerle büyüyen bir kuşağız. O dönemin yayıncılık anlayışıyla bugünkünü karşılaştırdığınızda, çocuk dergilerinin de dâhil olduğu süreli yayınların büyük bölümünün görsel açıdan zenginleştiği ama içerik açısından içinin boşaldığı fikrine katılıyor musunuz?

Bugünün çocuk dergilerinin görsel açıdan zenginleştiği görüşüne katılmıyorum. Basılı yayınlar için içerik dediğimiz, metinle görselin buluşması olabileceği gibi tek başına metin, tek başına görüntü ya da grafik tasarımı çok iyi bir metin parçası da olabilir. Hepsinin ortak noktası bir duyguyu, bir düşünceyi dile getirmesi, bir durumu aktarıyor olmasıdır. İçerik dediğimiz zaman bir şeyin anlatılmasından, aktarılmasından, ifade edilmesinden, bakış açısı vermesinden, soru sormasından, empatiye neden olmasından, iletişim sağlamasından söz ediyoruz. Yani dergiler daha çok fotoğraf kullanıyor, daha fazla çizerle çalışıyor ya da daha iyi grafik programlar kullanıyor diye içerik zenginleşmiyor. İçeriği görmek için makyajın altına bakmak lazım. Oysa (ve tam da bu nedenle) piyasadaki dergilerin neredeyse tamamının derdi çocuklara, “Cambaza bak!” demek. Asıl uğraş bu olunca içeriğe sıra gelmiyor, daha doğrusu gerek kalmıyor.

“Dergi” kavramına iki farklı gözden bakalım: Bir tarafta Dünyalı’yı dünyaya getirenlerin çocukluğu var, diğer yanda okurlar, yani günümüz çocukları. Bu iki farklı dönemin çocukları için “dergi” kavramının anlamı değişti mi sizce? Ayrıldığı ya da ortaklaştığı noktalar neler? Ve dergiyi hazırlarken bütün bunlar gerek içerik gerekse tasarım konusundaki yaklaşımınızı nasıl etkiliyor?

Yalnızca dergi kavramının anlamı değil, neredeyse her şey değişti bizim çocukluğumuzdan bu yana. Bir iletişim aşırılığı, iletişim görgüsüzlüğü çağında yaşıyoruz. Benim kuşağım bu görgüsüzlüğe az çok uyum sağladı ve bu tür iletişimde deneyim kazandı. Okurlarımız ise içine doğdular. Hitap ettiğimiz yaş grubunun soruları arasında, “Nasıl yani? Telefonlar duvara bağlı bir kablonun ucunda mıydı gerçekten?” var mesela. Televizyonun tek kanal olduğunu, zamanımızın çoğunu sokakta oyun oynayarak geçirdiğimizi ve bunun hiç de sıkıcı olmadığını, video oyunlarının neredeyse hiç olmadığını, yanımızda taşıyabileceğimiz kadar küçük bir kasetçalar için bin takla attığımızı anlatmak hiç de kolay değil. Zaten pek ilgilerini de çekmiyor gibi görünüyor. Her alanda fark çok büyük. Artık metinler üzerinden değil, görseller üzerinden, yani görme hızıyla, yani ışık hızıyla yürüyor işler. Bloglar eskidi, mikrobloglarla devrim illüzyonu yaşıyoruz. Bunların küresel boyutta etkileri var. Araştırmalar gösteriyor ki, tüm dünyada çocukların kendilerine ait olan (kendi istedikleri dışında herhangi bir şey yapmak zorunda olmadıkları) zamanlarda okumayı tercih etme oranları düşüyor. Böyle bir zamanda katı, basılı bir iletişim aracı üretmek mantıklı mı diye sorası geliyor insanın. Yani evet, dergi kavramının anlamı günümüzün çocukları için bizimkinden çok farklı. Dünyalı’yı hazırlarken tüm bunları ortalamaya çalışıyoruz. İletişim esas olarak görsellik üzerinden kuruluyorsa, asıl olan kısa ve vurucu metinlerse biz de konuları okura elimizden geldiğince böyle sunmaya çalışıyoruz. Bu konuda giderek bilendiğimizi ve becerilerimizin arttığını söyleyebilirim. Dünyalı’yı tasarlamaya başladığımız ilk günlerde kendimize bir soru sorduk: “Biz okunacak, biriktirilecek, önerilecek bir dergi yapmak istiyoruz. Öyleyse rakibimiz kimdir?” Düşününce gördük ki rakibimiz diğer dergiler değil; televizyon, internet ve mobil cihazlar. Konularımızı ele alırken, derginin tasarımını yaparken, bunu aklımızdan çıkarmıyoruz.

Özellikle Avrupa kökenli çocuk dergilerine, sözgelimi Fransa’da yayımlananlara baktığımızda çizerlerin yoğun emeği ve desteği dikkati çekiyor. Okuru yormayan, yalın bir tasarım, sayfalar dolusu bant karikatür, espri ve zekâ pırıltısı… Oysa Türkiye’de yayımlanan çocuk dergilerinin tarzı çok farklı. Bol fotoğraflı, tasarımı göz yoran, sadelikten hayli uzak… Dünyalı’ya baktığımızda bu iki tarzın arasında bir çizgi tutturmuş gibi görünüyor. Piko, Şapşal Kuş Piyu ve Tokaçcan da Fransa kökenli ve herhalde çocukların en sevdiği sayfalar arasında yer alıyor. Çok daha fazla çizerin katkısıyla bu güzel sayfaların artma ihtimali var mı diye sorsak?…

Daha çok çizerle çalışmak, kendi çizgi öykülerimizi üretmek istiyoruz. Bunu sağlamak için hem fiziksel koşulları hem maddi koşulları sağlamamız gerekiyor. Dünyalı 48 sayfa olarak hazırlanan bir dergi. Dergiyi şöyle bir karıştırıp içerik çeşitliliğine bakarsanız, 48 sayfaya ancak sığdığımızı görürsünüz. Ayrıca çizgi öyküler üretmek oldukça maliyetli bir iş. Ama evet, daha fazla çizerin katkısıyla Dünyalı’da daha fazla resimlenmiş sayfa görme ihtimali var. Hatta Mart sayısında bu işe bir ucundan başladık bile. Hazır görsellerle de geçebileceğimiz bazı sayfaları, işbirliği yaptığımız çizer arkadaşlarımıza emanet ettik. Karikatürist Hicabi Demirci’nin Şubat sayısından beridir bir köşesi var Dünyalı’da.

Dergilere de artık tüketim malzemesi gözüyle bakmak kaçınılmaz mı? Ve dergiyle birlikte dağıtılan promosyonlar bu bakış açısını çocuğun gözünde de pekiştirmiyor mu?

Promosyon konusu çok zor bir konu. Okur promosyon istiyor. Buna alıştırıldı da mı istiyor? Muhtemelen öyle. Sonuçta bizler kuponla edinilmiş ansiklopedilerin ışığında okul bitirmiş bir neslin temsilcileriyiz. Promosyona alıştırılmış olmamızdan daha ciddi bir sorunumuz var aslında: Dergilerin temel kaygısı içerik olmayınca, dergiler sundukları içeriklerle farklılaşamadıkça, okurun ilgisini çekemedikçe çareyi promosyona abanmakta, dergiyi satın alması için müşteriye rüşvet vermekte buluyorlar. Promosyonlar elbette çocukların dergileri birer tüketim nesnesi olarak algılamalarına, bellemelerine neden oluyor. Öte yandan, bu dergiler promosyon vermezlerse ne verecekler? Benim yanıtım koca bir hiç! Zaten içerikleri olmadığı için promosyon veriyorlar. Bu artık o kadar yerleşmiş ki bizi de zorluyor. Bir içerik hazırlıyorsunuz, doğal olarak bu içeriği okura ulaştırmak istiyorsunuz. Fakat okur öyle bir şartlanmış ki önce armağana bakıyor. Direnmek kolay değil!

Dünyalı’ya başka gezegenlerden abone olunabiliyor mu?

Elbette, tüm uzaylı dostlarımızı Elbette, tüm uzaylı dostlarımızı Dünyalı abonesi olmaya davet ediyoruz. Tek sorun, kargo şirketlerinin o kadar uzak noktalara hizmet veremiyor oluşu. Dünyalı’yı basılı olarak Türkiye’nin her yerine ve KKTC’ye ulaştırabiliyoruz. Galaksinin diğer bölgelerindeki okurlarımıza dijital aboneliği öneriyoruz. İsterlerse magzter.com’dan Dünyalı’ya abone olabilirler.

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz