İyi Kitap

Küçük Evler’in Büyük Ağacı dünyanın her yerinde rastlanabilecek bir mahallede geçiyor. Yoksul insanların sığınağı olan bu yerde, hayat mahallenin ortasındaki yaşlı ağaçla birlikte akıyor ve bir gün birileri ağacı kesmeye geliyor. Ödüllü yazar Luisa Mattia bildik hikâyeyi yepyeni bir tatla anlatıyor…

Şimdi… Bazı günler her şey ters gider, bazı günlerse hiç fena değildir işler. Peki, her şeyin olması gerektiği gibi olduğu, insana diyecek söz bırakmayan o kusursuz günlere ne demeli? Arada sırada böyle günler de yaşanır elbette. İşte, hikâyemiz benzer bir günde başlıyor. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğu bir günde. Önceki gün. Küçük Evler’in avlusunun, o öğleden sonraki güzelliğine diyecek yoktu. Sofia, günün tadını çıkarmaya bakıyordu, her gün yaptığı gibi. Bez ayakkabıları ve düşük çoraplarıyla, havası kaçmış bir topun peşinden koşturuyordu. Verdiği paslar hiç de fena sayılmazdı. Arkadaşı Süleyman’ı şaşırtmak istiyordu. Süleyman, Sofia’nın en iyi arkadaşıydı; bu uzun bacaklı çocuğun dünyadaki en büyük tutkusu top oynamaktı. “Büyüyünce futbolcu olacağım,” derdi Süleyman. “Büyüyünce… Ben ne olacağımı bilmiyorum,” diye karşılık verirdi Sofia da. Topun peşinden koşuyorlardı ve kan ter içinde kalmış olmaları hiç umurlarında değildi. İki çocuk, birbirine dirsek ata ata küçük avluyu bir ucundan diğerine turlayıp duruyordu.. Bir anda top, Pat! diye bir ses çıkardı. Sofia’nın vurduğu top, karşı girişteki kapıya çarpmıştı. Jöleyle kıvırtılmış siyah saçları ve zayıf bedeniyle Wilson, pencereye çıktı. “Ben de oynayacağım!” diye neşeyle seslendi ve yerinden fırladığı gibi, göz açıp kapatıncaya dek yanlarında bitiverdi.Küçük Evler’de yaşayan çocukların en küçüğü olan Gioconda pencereye çıkarak, “Eh… Ama burada oynayamayız ki!” diye homurdandı. “O hâlde avludan dışarı çıkalım!” dedi Sofia. Dedik ya, Küçük Evler’in avlusunun, o öğleden sonraki güzelliğine diyecek yoktu. Yeri gelmişken, eklemek lazım; avlunun dışında bir çayır vardı ve çayırın tam ortasında BÜYÜK AĞAÇ duruyordu. Yalnızca bir ağaçtı. O kadar. Bir ağaç. Büyük bir ağaç. Yaşlı bir ağaç. Kim bilir kaç zamandır oradaydı. Şu binaların yapılmasından çok önceden beri orada olduğuna şüphe yok.Binalar, yetişkinler henüz birer çocukken inşa edilmişti zaten. Öyle çok zaman geçmişti ki, saymakla bitmezdi. Hatta Küçük Evler’deki bütün kız çocukların, bütün erkek çocukların parmakları bile yetmezdi saymaya. “Sonsuzluk,” demişti Sofia. “Bu ağaç, sonsuz zamandır burada olmalı.” Ve bir gün, o sonsuzluğa tırmanmıştı Sofia. Daldan dala atlayıp ağacın tepesine çıkmıştı. Arkasından diğer çocuklar, karınca sürüsü gibi onu izlemişlerdi. Wilson, Gioconda, Sofia ve Süleyman, ağacın tepesinde buluşmuşlardı. Sofia, gökyüzünün mavisini ve yaprakların yeşilini seviyordu. Sofia, maymunlar gibi dalların üzerinde tatlı tatlı sallanmayı da seviyordu.

Küçük Evler’in Büyük Ağacı Luisa Mattia Resimleyen: Barbara Nascimbeni Çeviren: Âlâ Sivas Gülçur Kelime Yayınları, 160 sayfa

Küçük Evler’in Büyük Ağacı
Luisa Mattia
Resimleyen: Barbara Nascimbeni
Çeviren: Âlâ Sivas Gülçur
Kelime Yayınları, 160 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz