İyi Kitap

Ötekine bakmak…

Çocukların geleceğinin sorgusuz sualsiz belirlendiği ve günlerin biteviye birbirini kovaladığı mahalleye Schröder ailesi taşınınca, kasap olmayı istememek Paul’ün en alelade derdi haline gelecektir.

Şeyda İŞLER

Tüm dünyada “Rico ve Oskar” dizisiyle tanınan ve 2009 Alman Gençlik Edebiyat Ödülü’nü kazanan Andreas Steinhöfel, Çat Kapı romanında ötekine, daha doğru ifade etmek gerekirse ötekileştirilene bakarak bizi önyargılardan sakınmaya ve kendimize ayna tutmaya davet ediyor.
Alberto Manguel, Kelimeler Şehri’
nde “Yaşamımız asla bireysel değildir, öteki’nin varlığıyla ilelebet zenginleştiği gibi yokluğunda da fakirleşir. Bir başımıza, bir adımız ve bir yüzümüz yoktur, bize seslenecek biri ve ayırt edici özelliklerimizin farkına varmamızı sağlayacak bir yansımamız yoktur” der. Çat Kapı romanı, Manguel’in tabiriyle ötekinin yokluğunda herkesin birbirine benzediği, insanların ayırt edici özelliklerini törpülemeyi ya da saklamayı seçtiği Kayın Sokağı’nda geçer. Kitabın anlatıcısı Paul, yaşadığı yeri “şirin ve uyuşuk” olarak tanımlar: “Dar sokaklar, taşlarla döşeli bir pazar yeri, pek görkemli olmayan bir saray. Her şey dağ ve tepelerle çevrili. En son yirmi yıl önce önemli bir olay olmuştu. Savaş sırasında halkın sığınak olarak kullandığı Enzberg’in iç tarafındaki geçit ve mağaraların bir kısmı çökmüştü. O günden bu yana Kayın Sokağındaki huzuru hiçbir şey bozmamıştı. Bu da benim hayatımın ilk on dört yılının oldukça olaysız geçtiği anlamına
geliyordu.”

EZBER BOZAN AİLE
Dışarıdan cennet gibi huzurlu bir yer imajı yaratan bu sokağa bir gece ansızın bir aile taşınır ve sokaktaki “olaysız” hayat birdenbire değişir. Kayın Sokağı’ndaki annelerin geneli ev kadınıdır, babalar iyi kazançlı işlerde çalışır ve her ailenin iki çocuğu vardır. Çocukların kaderi küçüklüklerinden yazılmış gibidir. Misal, romanın kahramanı Paul üç kuşaktır kasap olan bir aileden geldiği için babasının görevini devralması beklenir. “Ben sıradaki kasaptım. (…) Bunda tartışacak bir şey yoktu. Ta eski zamanlardan beri parasını ölü domuzlar, sığırlar ve bazen de ölü atlarla kazanan başarılı bir sülalenin son ve en büyük başarısıydım. Benim canımsa kesinlikle kasap olmak istemiyordu.” Lakin çocukların geleceğinin sorgusuz sualsiz belirlendiği ve günlerin biteviye birbirini kovaladığı bu mahalleye Schröder ailesi taşınınca, kasap olmayı istememek Paul’ün en alelade derdi haline gelecektir. Schröderler dört çocuk ve bir anneden oluşan bir ailedir. Fakat mahalledeki diğer ailelere göre biraz farklılık gösterirler. Schröder çocuklarının her birinin alışılmışın dışında isimleri ve özellikleri vardır: Altı yaşındaki Sabrina uyurgezerdir, yedi yaşındaki Dandelion ise beyaz teni ve saçlarıyla dikkat çeken bir albino, on üçündeki Erasmus yaşıtlarına göre çok ufak tefektir ve on
dördündeki Delphine mahalledekilere kıyasla sözünü pek sakınmayan bir kızdır. Üstüne üstlük evcil hayvan olarak kırma bir köpekle yılan beslemektedirler. Sadece ev ahalisi değil, yaşadıkları arsa bile mahalleliye ters gelir: “Bakımlı bahçeler, temiz arabalar, süpürülmüş kaldırımlar; Schröder’lerde ise tüm bunların tersi. Evleri ve arsaları tüm civara yapılan bir hakaret, yaşam tarzları ise her bir komşunun yüzüne atılan bir tokat gibiydi.” Bunların üstüne bir de evde baba figürünün olmaması eklenince, mahalleli onları ötekileştirmek için kendince yeterli farklılık saptamıştır.

ABARTIDAN NEFRETE
Manguel kendimizi ötekinden daha fazla ayrıştırabilmek için, onun yüzeysel niteliklerini abarttığımızı ve yaşamımız pahasına onu düşmanımıza dönüştürdüğümüzü ileri sürer. Kayın Sokağı’nda olan tam da budur. İlk önce Schröderlerle ilgili abartılı dedikodular yayılır. Paul, “Annemin tamamen saptırılmış hikâyesini düzeltmeyecek kadar kendimle meşguldüm. Gelecek felaketlerin işaretinin bu abartılarda saklandığı aklıma hiç gelmemişti” diye bir itirafta bulunur. Haksızlığa ses çıkarmamanın nelere yol açabileceğini kötü bir şekilde deneyimleyecektir. Dedikodulara katılmayanlar karşı bir duruş da sergilemediklerinden abartılan hikâyeler nefret söylemine dönüşür. Mahalleli kısa sürede Schröderleri sadece dışlamakla kalmaz, onlara gününü göstermek için de harekete geçer. Paul, Schröderlerle iletişim kuran, hatta ailesinin “konu komşu ne der” nidalarına rağmen onlarla arkadaşlık eden tek kişidir.
Olaylar tırmandıkça Paul yaşadığı çevreyi, çocukluğundan beri tanıdığı insanları sorgulamaya başlar. Hem okuyucuya hem de çevresindekilere “Schröderleri diğerleri için bu kadar korkunç yapan şey neydi?”, “Bir başkasını kendisinden farklı bir hayat sürüyor diye yargılama hakkını ona kim vermişti?”, “Kim sürekli kendisinden uzak durulan ve düşmanlık gördüğü bir çevrede yaşamayı isterdi?” gibi sorular yöneltir. Tanımadığımız yabancı bir mahallede on üç yaşında bir çocuğun ağzından çıkan bu sorular, adeta günümüz Türkiye’sinde yaşananları sorgulamak adına elimize tutuşturulan bir meşale gibi. Steinhöfel’in ustalığı belki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: O, ele aldığı konu ve onu işleme biçimiyle zamanın ve mekânın ötesinde, okuyucuya ulaşan bir yazar. Usta yazar, Çat Kapı’da bu sorulara doğrudan bir yanıt vermese de bizi tamamen cevapsız da bırakmıyor.
Paul’ün annesi kendi hayatına bakarak, sıradan bir mahallede, kendi halinde yaşayan insanlar arasında nefretin ve şiddetin neden ve nasıl bu denli hızlı tırmandığına dair samimi bir açıklama getiriyor: “Burada herkesin Schröder’lerden korkmasının nedenini biliyor musun? Onları neden buradan olabildiğince çabuk sürmek istemelerinin nedeni? Ben sana izah edeyim, Paul: Onlar düzeni bozuyorlar. Onlar, hiç kimsenin sorgulama hakkının olmadığı şeyleri sorgulatıyorlar. Schröder’ler bize… Bize, bakarsak korkudan öleceğimiz için, içine hiç bakmadığımız bir aynayı tutuyorlar.”
Steinhöfel geçtiğimiz aylarda verdiği bir röportajda “Tek bir dileğim var, o da insanları şu ya da bu özelliklerinden dolayı değerlendirmeden ya da yargılamadan önce, hepimizin onlara gerçekten biraz daha yakından bakması” demişti. En yalın ifadeyle, Çat Kapı romanı, bizi peşin hükümler vermeden evvel “yakından bakmaya” davet ediyor.

Çat Kapı Andreas Steinhöfel Türkçeleştiren: Ziba Akkerman Tudem Yayınları, 136 sayfa

Çat Kapı
Andreas Steinhöfel
Türkçeleştiren: Ziba Akkerman
Tudem Yayınları, 136 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz