İyi Kitap

Ayşegül Utku GÜNAYDIN

Orçun Can’ın anlatısında karşıt değerler arasında gerilim yaşayan, birbirine çok benzeyen ama aynı zamanda çok farklı iki karakterin yaşadığı çatışmayı görüyoruz. İkizlik ve karşıtlık teması “evrende her birimizin bir karşıtı vardır” düşüncesiyle veriliyor.

Orçun Can, Gökyüzüne Düşen Kız ve onun devamı olan Yeryüzünden Gelen Adam’da yeryüzünün karşıt ikizi olan bir evren kurguluyor. İlk kitapta Nil, anneanne ve dedesinin yanına yarıyıl tatili için gelmiştir. İki hafta boyunca yapmak istediği üç şey vardır: İkisi her çocuğun sevdiği gibi koşmak ve zıplamaktır. Üçüncüsü ise düşmektir. Nil’in, kendini en özgür hissettiği anlar, koştuğu ve zıpladığı zamanlardır. Düşmek bu sürecin doğal bir parçası olduğu için Nil onu da kabullenmiş hatta bundan zevk almayı öğrenmiştir. Nil, anneannesinin ona panayırdaki tuhaf görünüşlü adamdan aldığı trambolinde zıplarken yavaş yavaş yükselir ve gökyüzüne düşer. Romanın bundan sonraki kısmında Nil’in başına gelen olaylara tanık oluruz. Gökyüzü Krallığı, hepsi beyaz tenli ve beyaz giyinmiş insanlardan oluşur. Küçük kız eve dönmenin yollarını ararken kendi yaşlarında bir çocuk olan Aksel’le tanışır. Pembeye çalan kırmızı atkısıyla diğer insanlardan biraz daha farklı görünen Aksel, eve dönmesinde ona yardım edecektir. İkinci kitapta ise Aksel’in gökyüzünden gönderdiği mektuplar üzerine Nil’in, arkadaşını ziyarete gitmesi ve başlarına gelen olaylar ele alınıyor.

KARŞITLIKLAR

Bu iki kitabın pek çok farklı teması olduğunu söyleyebiliriz. Önyargı, farklılıklar, karşıtlıklar bunlardan bazıları. Ama temelde dünyada bütün renkler vardır mesajını veriyor. Merakı ve hayal gücünü yüceltiyor. “Normal”liğin de insan yapımı bir şey olduğunu ve değişkenliğini vurguluyor.

Düalizm ve hayatın kutupsal yapısından yola çıkarak benlik arayışı ve benlik çatışması gibi konulara da gönderme yapıyor. Karşıt değerler arasında gerilim yaşayan, birbirine çok benzeyen ama aynı zamanda çok farklı iki karakterin yaşadığı çatışmayı görüyoruz. İlk kitapta Gökyüzü Krallığı’na gittiğinde herkes Nil’e tuhaf şekilde bakar. Nil önce hepsi bir örnek beyaz tenli olan bu insanların arasında farklı göründüğü için yadırgandığını sansa da gerçek neden kısa sürede anlaşılır. Nil, Gökyüzü Krallığı’nın prensesi Lin’e çok benzemektedir. Bu durumdan rahatsız olan prenses, Nil’in yakalanıp zindana atılmasını emreder. Nil, bu durumun prensesi neden bu kadar rahatsız ettiğini anlamlandıramaz. Romanda ikizlik ve karşıtlık teması “evrende her birimizin bir karşıtı vardır” düşüncesiyle verilir. Birbirine çok benzeyen ama aynı zamanda çok farklı olan bu eşler bir araya geldiğinde birbirlerini tamamlarlar. Ama kaçınılmaz bir durum vardır ki o da önceden oldukları şeyden çıkmalarıdır. Ve bu her zaman kolay olmayacaktır. Çünkü birleşen her karşıt için aynı sonucu doğurmayacaktır. İyi ve kötü birbirine karıştığında ortaya çıkan şey, artık ne salt iyi ne salt kötü olacak ve bambaşka bir şeye dönüşecektir. Ya da güçsüz ve zayıf olan, güçlünün içinde yok olacak, salt güçlü olanı biraz daha güçlendirecektir.

İkinci kitapta Nil’in dedesi gibi başka insanların da çocukken Gökyüzü Krallığı’na düşebildiklerini ama yaşları ilerledikçe bu yetilerini kaybettiklerini görüyoruz. Bir başka deyişle çocukluktaki masumiyetle karışık, koşulsuz merak duygusu ve hayal gücünü yitirdikçe gökyüzüne düşememeye başlıyoruz. Bunun için sembolik araç ise trambolin. Yani oyun ve hayal gücü.

PRENSESİN KORKUSU

Romanda atmosferi daha canlı kılmak için yapılan betimlemeler ve hoş ayrıntılar yer alıyor. Nil’in gökyüzüne düştüğünde çevresini daha iyi anlayabilmek için dilini değdirerek bulutların tadına bakması gibi. Çocukların etraflarını keşfederken sıklıkla kullandıkları bu yöntemi bir ayrıntı olarak vermiş Orçun Can. Nil ve Aksel’in aydaki gezintileri ve Gökyüzü Sirki de canlı bir biçimde betimlenmiş. Bu ve bunun gibi hoş ayrıntıların yanı sıra anlatma isteği ve mesajı daha açık verme ihtiyacı bazı noktalarda metni biraz durağanlaştırıyor. Örneğin “Severek yaptığı bir şeyin sonucundan yakınmanın hiçbir anlamı yoktu öyleyse,” (10) türünden cümlelere metnin hiç de ihtiyacı olmadığını, bunları zaten satır altında bize verdiğini söyleyebiliriz. Bu bağlamda bir metnin inşa aşamasında eksildikçe ve sadeleştikçe güçlendiğini ekleyebiliriz.

Bir de kutuplar, karşıtını muhakkak kendi içinde barındırdığına göre kişisel olarak Prenses Nil ile bir araya geldiğinde prensesin de bir dönüşüme uğramasını bekledim. Çünkü bu haliyle salt kötü ve sahtekâr bir tip olarak kalıyor, dolayısıyla Nil’in ikizi ve karşıtı olarak çok düz ve ete kemiğe bürünmemiş kalacak. Kitapta prensesin korkusu ile ilgili olarak şu tespit yapılıyor: “Nil, Prenses senden korkuyor; çünkü sen onun zıddısın. Korkuyor; çünkü bir araya gelirseniz ne olacağını bilmiyor. Belki o kısa çubuk olacak, belki yok olacak, belki sadece seni güçlendirecek. Belki de bambaşka bir şeye dönüşecek. Bir düşünsene, sen buraya geldiğinden beri dikkatleri nasıl üzerine çekiyorsun. Korkuyor; çünkü onun karşıtı, onun yerini alabilir, onu devirebilir, onu ortadan kaldırabilir… Eğer seni zindana atarsa bunu düşünmesi gerekmeyecek.”

Kesin bir yargıya ulaşmak içinse üçüncü kitabı beklemek gerekecek. Kendi adıma bir okur olarak karşıt kutupların bir araya geldiklerinde birbirlerini dönüştürmelerini daha vurucu bir şekilde görmeyi umuyorum.

Gökyüzüne Düşen Kız A. Orçun Can Resimleyen: Buket Topakoğlu Yapı Kredi Yayınları, 132 sayfa

Gökyüzüne Düşen Kız
A. Orçun Can
Resimleyen: Buket Topakoğlu
Yapı Kredi Yayınları, 132 sayfa

Yeryüzünden Gelen Adam A. Orçun Can Resimleyen: Buket Topakoğlu Yapı Kredi Yayınları, 148 sayfa

Yeryüzünden Gelen Adam
A. Orçun Can
Resimleyen: Buket Topakoğlu
Yapı Kredi Yayınları, 148 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz