İyi Kitap

1990’da, Gölayna adlı bir kasabada…

Mehmet Erkurt

Kora da Kelebek de yarım kalmışlıklarını farklı şekillerde yaşayan çocuklar. Kelebek hayatın ritmine kendi kaygılarıyla kapılıp giderken; Kora durmayı, düşünmeyi, yüzleşmeyi ve ifade etmeyi tercih ediyor.

Farklı yaşlar için kaleme aldığı öykülerinde gizemi, fanteziyi ve gerilimi; psikoloji ve bireyler arası iletişim eksenine oturtan bir yazar Hanzade Servi. Yeni romanı Kora ile Kelebek’te, bir evlilikle birleşmekte olan iki ailenin öyküsünü, onları çevreleyen sırları; her iki ailenin kızlarını merkez alarak anlatıyor.

İKİ YARIM, BİR TAM OLUR MU?

Bir yanda Kelebek var. Türkiye’de yaşıyor ve annesi evleneceği için son derece heyecanlı. Paranoya düzeyinde kaygılı bir kız. Her şeyin önlemini almak, her türlü riski hesaba katmak için ince ince düşünüyor. Özellikle de konu sağlıksa. Lokantaya, nikâh yemeğinde sunulacak balıkları birlikte tutmayı önerecek kadar! Romandaki mizah duygusunu en yoğun taşıyan karakter olmakla birlikte, geçmişi o kadar da mutlu mesut değil. Babası iki yaşındayken ölmüş ve o zamandan beri çiçek dükkânı işleten annesiyle yaşıyor. Pek fazla arkadaşı olduğu da söylenemez. Sadece Nedime ve Budak. Nedime, “İsmi Kelebek olan biri için tam bir hayal kırıklığısın. Bence kelebekten çok, kozasının içinde bekleyen sıkıcı bir tırtıla benziyorsun,” diyor Kelebek’e. Budak ise… O konu biraz karmaşık. Birbirlerine karşı hislerini tanımlayamıyorlar. Yine de onun pimpirikli, abartılı seviyede kuruntulu hallerine “dalga geçerek” de olsa katlanabilen şu ikisi olmasa, Kelebek hayata dair soruları ve tuttuğu defterlerle yalnız kalırdı muhtemelen.

Kora ise ABD’de yaşıyor. Adının birkaç anlamı var ama onun en sevdiği, karda açılan ince yol. Annesini on aylıkken, bir kazada kaybetmiş. Elindeki tek fotoğraf dışında onu hatırlamıyor bile. Yedi yaşındayken, babası onu Los Angeles’ta bir yatılı okula, babaannesinin yanına göndermiş. Orada, ünlü oyuncularla çevrili bir yaşam sürüyor. Çünkü babaannesi bir stilist ve Hollywood ünlüleriyle çalışıyor. Ama tek bir ünlü var ki Kora için yalnızca o önemli. Annesi gibi sevdiği Amerikalı oyuncu Fiona. Kora, babasının evlenecek olması karşısında ne hissedeceğini bilemiyor. Çünkü babasıyla ilişkisi zaten çok zayıf. Duygusal bir kız ve duygular üzerine düşünmeyi seviyor. Kendiyle ilgili bilinçli yanıtları var: “Galiba kalbim annesizlikten o kadar parçalanmıştı ki, parçaları tekrar yerleştirmeye çalışırken tökezliyor; söylememem gereken şeyler söylüyordum.”

Kora da Kelebek de yarım kalmışlıklarını farklı şekillerde yaşayan çocuklar. Kelebek hayatın ritmine, kendi kaygılarıyla kapılıp giderken; Kora durmayı, düşünmeyi, yüzleşmeyi ve -en azından kendine- ifade etmeyi tercih ediyor.

Yıl 1990 ve Gölayna adlı bir kasabada, Kora’nın babası Uzay ve Kelebek’in annesi Seven evlenecekler. Ancak, kızların henüz birbirlerinden haberleri yok. Hatta… Önlerinde uzanan gizemlerin ve açığa çıkacak sırların bütününe bakıldığında, birbirleri dışında da pek çok şeyi henüz bilmiyorlar.

“ZAMAN, DELİRMEYELİM DİYE BİZE HER ŞEYİ UNUTTURUYOR.”

Budak’ın bu cümlesi, Kora ile Kelebek’teki ana karakterlerin en belirgin ortak özelliğini özetliyor: Aile trajedileriyle dolu bir geçmiş; kayıplar, tanıklıklar ve yerini her zaman bulamayan adalet. Romandaki gizem ve sürprizlere ilişkin ipucu vermemek için bu yazıda sözünü edemeyeceğimiz farklı karakterler üzerinden, Hanzade Servi insanın sebebiyet verdiği trajediler üzerine de düşünüyor.

İnsanın maddi kazançlar uğruna ne kadar kolay harcanabildiğini hatırlatırken Servi, kitaptaki en vurucu konulardan birinde, silahsızlanmanın önemine gönderme yapıyor. Son günlerimize bolca damgasını vuran çocuk ölümleri de kitapta yerini buluyor. Sebepleri başka başka da olsa, şu duygu son derece berrak: “Bir çocuk kaybolduğunda, ardında ne çok acı, ne çok pişmanlık kalıyordu.” 

Hanzade Servi, isim oyunlarıyla renklenen romanında, klişeleri kıran karakter tahlilleri yapıyor. Özellikle de kültürün kızlara dayattığı belli davranış kalıplarını. Öykünün genelinde ve sonlanışında Amerikanvari kurgu hâkim. Bir eleştiri, kitabın başındaki anlatımla devamında gelen polisiye örgünün arasındaki kopukluk. Roman, Kora’nın birinci ağızdan anlatımıyla ilerleyen ilk bölümünde, okura daha çok bir aile ve yakınlaşma öyküsü anlatacağının vaadini veriyordu. Başlara, polisiye detaylardan bazıları serpiştirilseydi, bölümler arasındaki anlatım dengesi daha iyi kurulabilirdi.

Bir diğer konu da kötünün tanımıyla ilgili. Servi, aslında dramı kuvvetli, gerçekçi bir öykü anlatıyor. Ancak kötünün ele alınışında yüzeysele kaçan bir şeyler; yapılan kötülüğün ciddiyetine yetişemeyen bir nedensizlik var. Çok ciddi trajedilere neden olmuş karakterlerin kendini ifadelerindeki yetersizlik, elbette bir gerçeğe de dokunuyor: Her kötülüğün bir açıklaması vardır ama o açıklamaya her zaman ulaşacağımızın bir garantisi yok. Buna karşın, özellikle Kora’da yakalanan “betimleyici” derinliği, karşıt karakterlerde de biraz bulmayı bekliyor okur.

Servi’nin karakterleri özellikle mizahi yönleriyle öne çıktıklarında parlıyorlar. Kelebek’in paranoyası, abartılı kaygıları, ama bunu ifade etmekte başvurduğu o parlak ve sivri zekâ okura kahkaha bile attırıyor. İlginçtir ki Kelebek öykünün en karikatürize olmakla birlikte en gerçek karakteri. Aynı şeyi Kora için söylemek daha zor. Çünkü Kora’nın üslubu, romana da hâkim olan aşırı açıklama eğilimini koyuyor ortaya. Her düşünce, his ve görüş çok net tasvirler üzerinden veriliyor. Anlatıma hâkim bu yüksek bilinç ve doğrudan ifade edişler, edebi tatta ve doğallıkta bir eksilmeye yol açıyor. Özellikle anlatımı birinci ağızdan götüren Kora, hüznü gerçek ve olgunluğu anlaşılır bir karakter olmakla birlikte, romanın mantık ve sağduyu sabitine dönüşmüş durumda. Oysa hislerin ifadesi biraz daha davranışlara, tepkilere ve tasvirlere bırakılsa, okur sahne üzerinde kendi duygulanımını yaşayabilirdi. Onların okurda uyandıracağı dolaylı his, insani doğallıktaki eksiklikler ve “acaba”lar, bu kadar ince düşünülmüş ve boşluk bırakmamacasına kurgulanmış bir roman olan Kora ile Kelebek’teki karakterin gerçekliğini de, okurun metinle ilişkisini de, eminim şu an olduğundan daha güçlü kılardı.

 

 

 

Kora ile Kelebek Hanzade Servi Altın Kitaplar, 224 sayfa

Kora ile Kelebek
Hanzade Servi
Altın Kitaplar, 224 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

Yorum yaz