İyi Kitap

Hey, denize bir martı düşmüş, boğuluyor!

Doğan Gündüz, yetişkinlerin bönlüklerini öylesine hınzırca, muzip bir dille ve ironik mizahi ayrıntılarla sergiliyor ki duygu dolu bir eğlencenin tavan yaptığı bir şenliğe dönüşüyor anlatı.

Yazan: Cahit Ökmen

Bir canlıyı yaşatmak kaygısı ve kararlığıyla çırpınan çocuğun, denizde boğulmaktan kurtarmak için paralandığı martıya gözlerinizi iri iri açarak bir bakın bakalım ey yetişkinler, ne göreceksiniz!
O martı sizlersiniz!
“Tüm kıyılar beton duvarlarla çevrilmiş durumda. Uçmayı öğrenemeden denize düşen martılar bu yüzden bir daha karaya çıkamıyor, denizin içinde yorgunluktan telef oluyorlar.” Bu iki cümle, salt martıların gerçekliğini mi anlatıyor? “İnsan” sözcüğüyle değiştiriverin “martı” sözcüğünü… E artık, uçmayı öğrenmek, denize düşmek, telef olmak hangi anlamları yüklenirse… Uçmayı hiç öğrendiniz mi ya da ne zamandır gardıroplarınıza katlayıp astınız ve unuttunuz kanatlarınızı?
Çocuk varoluşunun gerçeklikle kurduğu yaşamsal bağ, yetişkin tuhaflıklarına çarpa çarpa alan açıyor kendine bu kitapta. Karikatür tadında yaşatılıyor “büyüklerin” o katı çokbilmişlikleri, hayatı yemiş yutmuş yanılsamasıyla poz kesmeleri.
Doğan Gündüz, yetişkinlerin bönlüklerini öylesine hınzırca, muzip bir dille ve ironik mizahi ayrıntılarla sergiliyor ki duygu dolu bir eğlencenin tavan yaptığı bir şenliğe dönüşüyor anlatı. Çocuk gözüyle birçok örneğiyle karşılaştığımız bu ironiden bir tadımlık: (Çocuk, martıyı boğulmaktan kurtarma telaşıyla koşuştururken denizin ortasından yayılan müzikle irkilir.) “Bize derslerimizde, dünyanın yuvarlak olduğunun kanıtlarından biri olarak, ‘Gemilerin önce dumanı görünür, sonra bacası, en son da kendisi’ demişlerdi. Ama bu gezi teknesinin önce sesini duymuştum.”
Başta anne olmak üzere, güçlü sezgileri, sahici sevgileri ve hayat duruşlarıyla, derinlikli kadınlar da kitabın unutulmazları arasında. Hayatı ve aşkı “jest”lerle sınırlı görerek çocuğa kaba davranan sevgiliye haddini bildiren kadın; inceliği dilinde, hüneri limonata ve keklerinde “Harika Neriman Hanım”.
J.D. Salinger’in Teddy öyküsündeki çocuk anne babasının sevgi anlayışını şöyle betimler: “…olduğumuz gibi sevemiyorlar. Bizi birazcık değiştirmezlerse sevemiyorlar. Bizi sevme nedenlerini neredeyse bizi sevdikleri kadar, hatta çoğu zaman bizden fazla seviyorlar.” Çocuğunun derslerini her şeyden fazla önemseyen babanın tutumu karşısında romandaki çocuğun hissettiklerine bakalım bir de: “Babamın takıntılı halde, her durumda bana derslerimi sorması yüzünden bazen, ‘Babam beni mi daha çok seviyor, yoksa derslerimi mi?’ diye kendime sormadan edemiyorum.” Ne dersiniz, denize düşen martılar sınır tanımıyor, değil mi?
Çocukların denizlerde kitleler halinde boğulduğu bir dünyada, denize düşen martıları boğulmaktan çocuklar kurtarıyor, dostlar!

18_kd

Bisküvi Kutusundaki Martı Doğan Gündüz Resimleyen: Vaghar Aghaei Can Çocuk Yayınları, 96 sayfa

Bisküvi Kutusundaki Martı
Doğan Gündüz
Resimleyen: Vaghar Aghaei
Can Çocuk Yayınları, 96 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1963 yılında doğdu. ODTÜ Geliştirme Vakfı Okullarında özellikle öğretmen eğitimine yönelik Türkçe ve Edebiyat dersleri koordinatörlüğü yapıyor. 1998 yılında Öteki Yayınları’ndan yayımlanmış “Melankolik Masal” adlı bir şiir kitabı var; 1990 yılında Varlık Dergisi Şiir Başarı Ödülü’nü, 1995 yılında Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü, 1998 yılında Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü aldı. Pera adında bir kızı var, Ankara’da yaşıyor.

Yorum yaz