İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Birtakım baş belalarıyla Orabura’ya seyahat

Çoğu çocuğun hızına yetişilmiyor, doğru ama hikâyelerin hızı ve ritmi hassas bir konu. Defne ve Diğer Baş Belaları tabiri caizse “hiperaktif bir roman”. Bir an olsun frene basmıyor.

Yazan: Nilay Kaya

Serdar Uslu’nun, 2020 Tudem Edebiyat Ödülleri Roman Yarışması’nda ikincilik kazanan romanı Defne ve Diğer Baş Belaları’nın başlığına bakınca bile kahramanlarının hayli egzantrik tipler oldukları anlaşılıyor. Sıra dışılık konusunda, sevgili uzun çoraplımız Pippi’den hâllice bir Defne var karşımızda: “… uzun, kahverengi saçları, küçücük ela gözleri olan; çilli suratlı, okka burunlu, oldukça zayıf, olmadık derecede çatlak bir kızdı. Dişlerine tel taktırmış, saçlarını iki yandan toplamış, bulabildiği en kocaman tokayı alnının çatına yerleştirmişti. Omzunda yerlere kadar uzanan hasır bir çanta taşır, gittiği her yere onu da beraberinde götürürdü.” Böyle bir Defne’nin çantasında silgi, kalem, tarak ve benzeri sıradan nesnelerin olmasını bekleyemeyiz. Nitekim o evlere şenlik çantasından akla hayale gelmeyecek şeyler çıkıyor: Pullu peri padişahı kartpostalı, karakaşlı Hint bebesi figürü, zürafa tarağı, takma dişli Rapunzel, çevrile çevrile bitmiş topaç ve daha neler…

Defne, parkta bulduğu, çantasına atıp getirdiği köpekle odasında takılırken asıl baş belası karşılarına çıkıyor: Dünyaya her istediğini yapmaya ve yaptırmaya gelmiş mahlukların efendisi, yani bir kedi. Üstelik, meşhur cehennem şairi John Mırton’ın soyundan geldiği için adı da John Mırton olan bu kedinin bütün ataları bir meşhurlar geçidi oluşturuyor: Cheshire kedisi, Çizmeli Kedi, Kedi Murr, bu isimlerin birkaçı. Kendisi ip bükücülüğü, harita yürüyücülüğü gibi işlerle meşgul. Söylediğine göre, patini harita üstünde bir yere koyup gözlerini kapatmak ve patini koyduğun yerde olduğunu hayal etmek, dünya seyahati için kâfi. Ama öyle kuru kuru hayal de yeterli değil, bunun için harita bilgisi de gerekiyor. Hafiften ukala olduğunu söyleyebileceğimiz Mırton, bir de okusaydı neler neler olabileceğini gururla dillendiriyor. Romanın kahramanı Defne gibi gözükse de çok kısa bir süre içinde, Mırton’ın ondan epey rol çalacağını belirtelim.

Defne ve diğer baş belası arkadaşlarının -yıkana yıkana köpüğe dönen köpek ve gölgesi bile olmayan Düşük adlı çocuk- macerası, Mırton’un kuyruğuna takılarak hep birlikte dünyanın ucundaki kütüphaneye doğru yol almalarıyla başlıyor. Bir yandan da onlara musallat olan Kaytan Adam denilen canavarla baş etmek zorundalar. Gidecekleri yerin adı “Orabura”. Pek de varlığı somut bir yeri çağrıştırmıyor değil mi? Defne’nin “evvel zamanlarda” geçen hikâyesine yakışan da Peter Pan ülkesine benzeyen bir mekân olsa gerek. Mırton’ın büyükdedesi John Mırton “gerçek yerler haritalarda görünmez,” diyor. Bu hikâyede de gerçekler ve hayaller düpedüz yer değiştiriyor zaten.

Bu dünyada her şey tepetaklak. Orabura, herkesin günde bir iki kez taşındığı; “herkesin herkese yemeğe davetli olduğu”; sürekli amuda kalkarak gezen insanların yaşadığı köyleri olan; adlarını kaybeden ya da adı sadece uzun bir “Aaaaa…” olan sakinleriyle Alice Harikalar Diyarında’nın “abukluklarını” andırıyor. Dahası, bir adet “Abuklu Köyü” de yok değil. Mırton’ın atalarının soyunda Cheshire kedisinin de olduğunu söylemiştik. Ama Mırton burada daha ziyade beyaz tavşanın rehberlik görevini üstleniyor.

Kahramanların karşısına çıkan Doktor Hoffmann’ın icadı bir otomaton, masallarıyla tanınan E.T.A. Hoffmann’a ve onun Kum Adam öyküsünün Olimpiya adlı otomaton karakterine gönderme olsa gerek. Romanda başka masallara göndermelerin ardı arkası kesilmiyor, bütün masalların alametifarikası nesneler, burada bir mağaraya toplanarak iyiden iyiye fetişleşmişler: Peter Pan’ın tüylü şapkası, Külkedisi’nin camdan ayakkabısı gibi kült objelerle dolu hazine odası, kleptoman bir kedinin eseriymiş meğer. Kahramanların buldukları Eski Dünyalar Atlası ise Oz Ülkesi, Fareli Köy, Altın Şehir El Dorado ve Binbir Gece Masalları’nın tılsımlı diyarları gibi bütün masal diyarlarının haritalarını içinde barındırıyor. Tahmin edilebileceği gibi, Dünyanın Ucundaki Kütüphane türlü tuhaf kitaplarla dolu, bazıları sözcüklerle okuyanın o an yaptıklarını yansılayarak ayna etkisi yaşatıyor. Kahramanlarımız ise “olmayan kitabın” peşinde. Kütüphanenin, sütunları yılan gibi saran helezonik merdivenlerle birbirine bağlananan koridorlarını da görünce, “yetişkin masalcı” Borges’i ve Babil Kütüphanesi’ni düşünmeden edemiyoruz. Kısacası, romanın aslında kendisini de özetlediği gibi, burası “La  Fontaine’nin Newton’dan daha fazla saygı gördüğü bir dünya”, fizik kurallarının alaşağı olduğu bol cümbüşlü bir âlem. Bu arada hikâyenin çok renkliliğine tezat bir biçimde çizimlerin kara kalem olmasının dikkat çekici olduğunu da söyleyelim.

Çoğu çocuğun hızına yetişilmiyor, doğru ama hikâyelerin hızı ve ritmi hassas bir konu. Defne ve Diğer Baş Belaları tabiri caizse “hiperaktif bir roman”. Bir an olsun frene basmıyor, her cümleden edebi göndermeler, her kelime üzerinden dil oyunları, her adım atılan yerden tuhaf diyar özellikleri fışkırıyor. Felsefe ve fantastik edebiyatla yoğun bir mesai harcadığı aşikâr olan, çağrışımların hızla birbirini kovaladığı bir zihnin ürünü bu roman, bazı okuyuculara yorucu ve hikâyeyi takip etmesi zor gelebilir, bununla birlikte eğlenceli bir okuma deneyimi yaşatıyor.

Defne ve Diğer Baş Belaları
Serdar Uslu
Resimleyen: Emre Karacan
Editör: Burhan Düzçay
Tudem Yayınları, 136 sayfa
Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.