Hukuk eğitimi almış bir yazar olan Dilge Güney, bu romanda insan hakları, çocuk hakları, sosyal adaletsizlik, ceza ve adalet sistemi gibi konuları çocuk edebiyatına incelikli bir şekilde dâhil ediyor.
Hak, adalet, sosyal adaletsizlik, hak ihlalleri, suça sürüklenen çocuk ve çocuk hakları gibi olgular, felsefi etik bakışla sorgulanması gereken hassas ve derinlikli konulardır. “Suça sürüklenen çocuk” ifadesi ise yalnızca hukuki bir terim değil, yapısal ve toplumsal bir “insan” problemi olarak ele alınması gereken bir kavramdır. Edebiyat eserleri de bu gibi hassas konuları incelikli bir şekilde gündeme getiren eşsiz hazinelerdir.
Çocuk ve ilk gençlik edebiyatında adalet, yargı ve çocuk cezaevleri gibi hassas konular pek işlenmez. Çünkü ebeveynler, öğretmenler, yayınevleri tıpkı savaş, ölüm ya da aşk gibi, bu konuları da ilgili yaş grubunun evreninde görmeye pek istekli değildir. Ama hukuk eğitimi almış bir yazar olan Dilge Güney, 1 GB Adalet kitabında insan hakları, çocuk hakları, sosyal adaletsizlik, ceza ve adalet sistemi gibi konuları çocuk edebiyatına incelikli bir şekilde dâhil ediyor. Didaktik bir üsluptan her zaman kaçınan Güney, 1 GB Adalet’te bu çetrefilli konuları özenli bir dil ve kurguyla işliyor.
İki bölge, iki çocuk ve adaletin sınırları
Adalet de tıpkı özgürlük ve barış gibi insan aklının ürettiği bir fikirdir. İnsanlar adalet talep ettiğinde, aslında kendilerine borçlu olunanın verilmesini isterler. Bu karşılıklı borç, esasında “insan olmanın borcu”dur; yani insanca muamele görme ve insanca muamele etme yükümlülüğümüzdür.
1 GB Adalet’teki Meto adındaki robot ve Ethem âdeta biz insanlara bu borcumuzu hatırlatıyor.
Romanın arka planında keskin bir hatla ikiye bölünmüş distopik bir şehir bulunur: Robopolislerin denetiminde olan güvenli “yeşil bölge” ve kaderine terk edilmiş, yoksulluğun, kanunsuzluğun hüküm sürdüğü “turuncu bölge”. Bu mekânsal ayrım, günümüz büyük şehirlerindeki sınıfsal uçurumların kurgusal bir yansımasıdır. Kurgu, bu iki farklı dünyanın sınırlarında var olan iki karakterin yolu kesiştiğinde derinleşir. Ethem, turuncu bölgenin sınırında yaşam mücadelesi veren, üvey babası tarafından evden atılmış, bisiklet hırsızlığından sabıkalı bir çocuktur. Meto ise yeşil bölgedeki “DeepLoop” şirketi tarafından reklam faaliyetleri için üretilmiş, milyonlarca hayranı olan fenomen bir robot.
Esrarengiz bir bisiklet hırsızlığı davası, bu iki karakteri sanık sandalyesinde bir araya getirir. Kenti keskin hatlarla bölen bu düzende, normalde o güvensiz bölgeye ne polisin ne de ambulansın girdiği gerçeği de açığa çıkar. Hukuk sisteminin ve kamuoyunun ön yargıları, sabıkalı Ethem’i işaret etse de mahkeme, anı arşivi arızalandığı için suç ânına ilişkin kayıtları deşifre edilemeyen robot Meto’yu suçlu bularak çocuk cezaevine gönderir. Çalıntı bisiklet Meto’nun şirketinden çıkmış ve bir görgü tanığı onu işaret etmiştir. Ne var ki bir robotun neden sıradan bir bisikleti çalmaya yelteneceği sorusu yanıtsız kalır. Yazar, adaletin algoritmalarla ölçüldüğü bu düzende, sırrı saklayan tek kişi olan Ethem ile hapse gönderilen Meto üzerinden adalet kavramını tartışmaya açar.
Dijital dünyanın kıskacında çocuk ve suç
Romandaki en dikkat çekici eleştirilerden biri, dijital kapitalizmin ve sosyal medyanın yarattığı tüketim illüzyonudur. Şirketler tarafından yönetilen fenomen robot Meto, çocukların sevgi ve onaylanma ihtiyaçlarını manipüle eden bir araçtır. Meto, gençlerin sorunlarına yanıtlar üretir; herkesi dinleyip hak verir, sonra da sosyal medya hesabından analiz yayınlayıp onları reklam aldığı ürünleri tüketmeye yönlendirerek takipçilerini ürünün kendisi hâline getirir. Güney, teknolojinin yarattığı tekelleşme nedeniyle halkın giderek fakirleştiğini belirterek suçun toplumsal ve ekonomik kaynaklarına işaret eder. İnsanlar aç kaldığında hayatta kalmak için suça sürüklenebilmektedir.
Robot Meto’nun çocuk cezaevindeki gözlemleri aracılığıyla, kapatılma mekanizmalarının ve cezalandırma odaklı sistemlerin dönüştürücü olmaktan uzak, korku temelli yapısı sergilenir. Cezaevinde mahkûm çocuklar, topluma kazandırılmak yerine birbirlerine kasa kilidi açmak veya araba çalmak gibi çeşitli suç yöntemleri öğretmektedir. Müdür Mir gibi otorite temsilcileri, buranın bir gelişim yeri değil, “cezaevi” olduğunu savunarak çocukların spor yapmasına dahi engel olurlar, insan hakları taleplerini sertlikle sustururlar. Oysa adalet, kişilerin temel haklarının yerine getirilmesini gerektirir.
Geleceğin yapay zekâ teknolojilerine karşı insanın en büyük direnç alanı ise duygu dünyası ve etik duruşudur. Cezaevindeki çocuklardan Yakut’un, kalbi olmayan Meto’ya bakıp “merhamet”i sorması ve azıcık bisküvisini bir kuşla paylaşmak istemesi, insanın içindeki o yok edilemez etik olanağın kanıtıdır. Asıl korkulması gereken mekanik robotlar değil, insanın etik bilgiyle aydınlanmamış karanlık yanıdır.
1 GB Adalet, adaletin niceliksel verilerle ya da “gigabaytlarla” ölçülemeyecek kadar hakiki ve insani bir değer olduğunu hatırlatıyor bize. Dilge Güney, bir yandan çocuk edebiyatının sınırlarını etik ekseninde genişleterek adaletin sağlanmasında etik değerlere sahip kişilerin rolünü açığa çıkarırken, diğer yandan “çocuk” oldukları unutulan ve sistemsel adaletsizliğin nesnesi hâline getirilen bir kesimi görünür kılıyor.


1 GB Adalet
Dilge Güney
Editör: Ümit Mutlu
Tudem Yayınları, 144 sayfa

