Bir çocuğun sessizliği kabalık, tuhaflığı tehdit, kendisini geri çekişi soğukluk sanılabilir. Oysa ona yakınlaştıkça, davranışlarının ardında bambaşka bir hayatın izleri görünmeye başlayabiliyor.
Nejla’nın başı beladan pek kurtulmuyor. Annesi Gülten Hanım’ın tek kaşı hep havada; çünkü kızdığında yüzünde beliren ilk işaret bu. Nejla’nın bir şekilde dâhil olduğu bazı olaylar neticesinde, örneğin bazen babası Fikri Bey’in arabasının brandası yırtılıyor ya da bazen annesinin çok değer verdiği halıya yoğurt dökülüyor… Gerçi Nejla’nın bu konuda gayet haklı bir itirazı da var: “Halı bu kadar değerliyse, onu neden yere koyup üstüne basıyoruz ki?” Bu soru, onun dünyaya bakışını da ele veriyor sanki. Büyüklerin doğal kabul ettiği şeylerdeki tuhaflığı fark eden bir çocuk Nejla; orijinallikleri pek seviyor, gördükleriyle söylenen arasındaki boşluğu kurcalıyor.
Hilal Gürsu’nun 2024 Tudem Edebiyat Ödülleri’nde ikincilik ödülünü kazanan romanı Sihirli Dokunuş, tam da bu boşlukta ilerliyor diyebiliriz: görmekle anlamak, bilmekle hüküm vermek arasındaki mesafede. Nejla; annesi, babası, abisi Bahadır ve sevimli köpeği Leydi ile yaşarken, komşuları Bay Şirret ile oğlu Memo da zamanla hikâyenin önemli bir parçası hâline geliyorlar. Bay Şirret, çevresine öfke ve korku saçan bir adam. Memo ise içine kapanık, alışılmışın dışında tepkiler veren, kolayca “tuhaf” diye yaftalanabilecek bir çocuk.
Sihirli Dokunuş romanının alametifarikası, Memo’yu uzaktan tanımlamak yerine Nejla’nın bakışındaki değişimi izlememize izin vermesinde. Başlangıçta merak, tedirginlik ve önyargı iç içe. Memo’nun Leydi’ye yaklaşma isteği de Nejla’ya önce anlaşılmaz, kuşkulu gelir. Oysa bir köpeğe dokunmak gibi bazı basit isteklerin ardında, bir çocuğun açıkça söyleyemediği eksiklikler, yasaklar ve özlemler olabilir. Hilal Gürsu, bunu küçük davranışların ve beklenmedik seçimlerin içinden sezdiriyor.
Bu arada Sihirli Dokunuş, okurlarını “sakın ha önyargılı olma” türünden hazır bir sonuca çağırmıyor. Daha değerli bir şey istiyor: Bakışını sınamasını. Çünkü bazen yanlış olan gördüğümüz şey değil, ona acelecilikle verdiğimiz ad olabiliyor. Bir çocuğun sessizliği kabalık, tuhaflığı tehdit, kendisini geri çekişi soğukluk sanılabilir. Oysa ona yakınlaştıkça, davranışlarının ardında bambaşka bir hayatın izleri görünmeye başlayabiliyor. Nejla ile Memo’nun hikâyesindeki yakınlaşmada, Leydi’nin önemli bir yeri var. Çünkü bazen bir köpeği sevmek, anlaşılmanın ne demek olduğunu anlatabilir. Korkmadan yaklaşmayı, karşılık beklemeden sevgi göstermeyi, kelimelerin yetmediği yerde sessizce yanında durmayı… Bir köpeğin yumuşacık tüylerine dokunmak, iki çocuk arasında dostluğun temelini atabilir; dünyada yalnız olmadığımızı yeniden hatırlatabilir. Üstelik sevgi, bazen sevdiği şeyi korumak için beklenmedik bir yükü sessizce üstlenmektir.
Kitabın adı da burada anlam kazanıyor. “Sihirli dokunuş”, fiziksel bir temas değil yalnızca; bir başkasına önyargısızca yaklaşmanın, onun söylemediklerini de fark etmenin, onu değiştirmeye çalışmadan kabul etmenin dönüştürücü gücü. Memo’nun Leydi’ye duyduğu yakınlık ile Nejla’nın Memo’ya bakışındaki değişim aynı noktada buluşuyor: Bir kez daha anlıyoruz ki, gerçek temas, korkunun ve hazır hükümlerin gerisine çekilebildiğimizde mümkün oluyor.
Yazar kitap boyunca bazı kelimelerin altını özellikle çizmiş; kimi zaman romandaki yetişkinlerin ağzından dökülen kimi kelimeler dikkatini çekiyor çocukların, kimi zaman da bir yerde okudukları. Ancak romanın okurda bıraktığı asıl iz, altı çizili sözcüklerden çok, kelimelerle anlatılması zor duygularda saklı aslında. Sihirli Dokunuş, büyük laflar etmeden, çocukların gündelik hayatı içinde bunları hissettirmeyi başarıyor.
Nejla’nın ailesi de hikâyeyi çevreleyen bir dekor değil. Gülten Hanım’ın tek kaşı, Fikri Bey’in arabası, Bahadır’ın varlığı ve ev içindeki küçük çatışmalar romanın mizahını ve sıcaklığını besliyor. Böylece önyargı, zorbalık, iletişim ve aile içi ilişkiler (ki kimi zaman en can yakanı olabiliyor) gibi ağır başlıklar, didaktik bir anlatıya dönüşmeden yer buluyor.
Sihirli Dokunuş, dış görünüşün ve ilk izlenimlerin aldatıcı olabileceğini söylerken, insanların “gerçek yüzünü” ancak onları tanımaya cesaret ettiğimizde görebileceğimizi anlatıyor. Nejla ile Memo’nun ilişkisi de böyle bir cesaretle dostluğa dönüşüyor. Romanın sonunda akılda kalan, kimin tuhaf, kimin normal olduğu değil; kimin bir başkasına gerçekten yaklaşabildiği. Belki de her şey, gerçekten de bir köpeğe dokunmakla başlıyordur.


Sihirli Dokunuş
Hilal Gürsu
Editör: Burhan Düzçay
Resimleyen: Büşra Kaygın Gafarov
Tudem Yayınları, 152 sayfa

