İyi Kitap

Bir yaz gecesi rüyası

Bir yaz gecesi rüyası

G.Mine OLGUN

Nazlı Eray, büyülü dünyasının kapılarını çocuklara sonuna kadar açtı. Çok da iyi yaptı! Gece Çiçeği İstanbul ve Frej Apartmanı’nın Esrarı’ndan sonra, şimdi de Naz ve Köşkteki Vampir adlı romanıyla çağdaş masallar anlatıyor yazar. İçindeki kaynak ise bitip tükeneceğe benzemiyor.

Naz ve Köşkteki Vampir, küçük Naz’ın babaannesinin Kızıltoprak’taki köşkünde geçirdiği bir yaz rüyası hikâyesi… Naz hikâye içinde adeta büyüyor ve en önemlisi, okuyucusuna, büyümenin ille de hayallerimizden, düşlerimizden vazgeçmek demek olmadığını anlatıyor. Naz düşlerle, hayali arkadaşlarla ediniyor hayat tecrübesini. Romanda düş ve gerçek adeta kolkola girmiş. Bu konuda ustalığını zaten bildiğimiz Nazlı Eray da, genç okura selam çakıyor: “Dünyama gel.
Birlikte gezelim, keşfedelim, düş kuralım. Benim yaşadıklarımı sen de yaşa. Hisset benimle.” Fazla uzatmadan sözü yazarın kendisine bırakalım.

Nazlı Eray bir düş sihirbazı… Çocuklara yazmak için ve belki de çocuk kahramanlara hayat vermek için geç kalmadı mı? Hayır, geç kaldığımı sanmıyorum. İçimde, ruhumda gizli bir vana vardı, onu bulup açmam gerekiyordu. Onu açtım ve yazıyorum. Bu vanadan birikim, hayat ve çocukluk karışımı bir şey akıyor, ben de onu çocuklara dağıtıyorum.

Naz, acaba Nazlı Eray’ın çocukluğu mu?
Naz bir yerde benim çocukluğum tabii. Babaannemin köşkünde geçirdiğim o büyülü yazlar, kendi kendime yarattığım oyunlar ve mutlu olmayı öğrendiğim, ağaçlar ve çiçeklerle iç içe olduğum yıllar. Ağaçtan düşen bir karadutun beyaz fisto elbiseme mor bir leke bıraktığı, dondurmacının sokaktan bağırarak geçtiği yıllar. İstanbul… Mor salkımlar…

Siz nasıl bir çocuktunuz?
Oyun oynamayı çok seven, düş gücü kuvvetli, serüvenlere düşkün bir çocuktum. Çok korunan bir çocuktum, bu da beni biraz yaramaz yaptı. Babam kıyıp da beni ilkokula yollamamıştı, evde özel hocalarla eğitiliyordum. Dünyanın en yalnız ve sıkıcı şeyiydi bu. Piyano hocamdan nefret ediyordum. Beni yeteneksiz buluyordu.
Ondan küçük intikamlar alırdım. Bir keresinde piyanonun kapağını ellerinin üstüne düşürdüm ve beni eğitmeyi bıraktı. İlkokul 4. sınıfa yazıldım sonunda. Dünyanın en mutlu çocuğuydum! Şişhane’de bir mahalle mektebiydi. Onu hiç unutmadım. Arkadaşlarımı, öğretmenleri, bahçeye gelen macuncuyu, verem aşısı kuyruğundan kaçışımı…

Kitapta en sevdiğim unsurlardan biri Naz’ın büyüdüğünü fark etmesi oldu. Peki, eserin yazarı olarak sizin en çok hoşunuza giden unsur nedir?
Romanın tümünü çok seviyorum diyebilirim. ‘Küçük Naz’ın olgunlaşması’nı ben de çok sevdim yazarken. Büyüyor, hayatı anlıyor ve yudum yudum içiyor. Babaannemin Kabul Günü’nü, Değnekli Hafız Hala’yı, Hızır’ı sevdim.

Kitabınız sanki küçük okurların yüreklerinde eski İstanbul’u, dolayısıyla köşkleri, bahçeleri, hayat tarzını canlandıracak gibi… Belki de hikâye masalsı tadını biraz da buna borçludur. Artık düşlerde mi kaldı o eski İstanbul, gündelik hayat, insanların nezaketi?
Kitabım eğer küçük okurlarımın yüreklerinde eski İstanbul’u, köşkleri, bahçeleri ve hayat tarzını canlandırırsa ne mutlu bana. Onlara ‘gerçek olaylar’ vermek istiyorum. Kurgu’nun yanı sıra, yaşanmış bir gerçeğin de olması lâzım. Bellekte ve ruhta yer etmesi için.

Naz ve Köşkteki Vampir’i okurken fark ettim ki, ister çocuklarla birlikte yürüsün ister büyüklerle, Nazlı Eray’ın düşsel yolculuğunun izleği aynı. Fallar, parfümler, periler, esrarengiz olaylar, âşık olunan ya da âşık olan heykeller… Çocuklarla da, büyüklerle de düşsel yolculuğumun izleri aynı. Çocuklar için yazarken daha büyük bir heyecan duydum. İçimdeki düş musluklarını sonuna kadar açtım. Yazarken çok mutluydum.

Derin alt metinlerle genç okuyucuya selam mı çakıyorsunuz? Örneğin Gül Perisi’nin Heykel Fabio’ya âşık olması, heykelin ‘ölümsüz ama yaşamıyor’ olması, daha sonra Hızır’ın etkisiyle canlanıp var olmanın dayanılmaz hafifliğini tatması aklıma gelen ilk örnekler… Tabii ki derin alt metinlerde genç okuyucuya bir selâm çakıyorum. ‘Dünyama gel. Birlikte gezelim, keşfedelim, düş kuralım. Benim yaşadıklarımı sen de yaşa. Hisset benimle,’ diyorum. Heykelin, ‘ölümsüz ama yaşamıyor’ olması. Bunu iyice düşüneceklerini, düşünmeleri gerektiğini biliyorum. Belki de yazmamın nedeni bu.

Çocukları zamansız ya da onlara göre uzak zamanlara giden dünyalara davet ediyorsunuz… Peki dil, içerik ya da üslupla ilgili olarak nelere dikkat ettiniz? Çocuklar için yazarken daha yalın bir dil kullanmaya dikkat ettim. Yazdıklarımı seviyorlar. Onu gördüm. Bir gecede okuyanları, ikinci kitabı aldırmak isteyenleri hep duydum bu kısa zamanda. Hoşuma gitti. Beni hızlandırdı bu. Demek ki zamansız veya uzak zamanlara giden dünyaları seviyorlar. Bana ulaşmaya başladılar, bu en heyecan verici şey.

Tuhaf bir nostalji yaratmışsınız… Tabii, Naz, hayali arkadaşı Hızır, yusufçuk Peyami, Gül Perisi ve Heykel Fabio da ayrı bir tat veriyor. Kahramanlarınızı biraz tanıtsanız… Naz romanın başkişisi. Hızır da öyle, o yaşlarda gerçekten köşkte, yanımda Hızır’ın olduğuna inanıyordum. Babaannemden dinlemiştim onu. Yusufçuk Peyami bir haberci. Âşıklardan haber getiren güzel mi güzel bir böcek. Gül Perisi bahçenin kraliçesi. Heykel Fabio ise eski asırlardan kalma bir yakışıklı. Birbirlerine âşık olmaları çok doğal. Heykel Fabio’nun dünyayı asırlar sonra yeniden tanıması bence çok güzel.

Bu eski İstanbul köşkünde geçen hikâye içinde Kont Drakula kendine nasıl yer bulabildi? Kont Drakula bu eski İstanbul köşkünde kendine rahatlıkla yer bulabildi. Çünkü o zamanlarda çok meşhurdu Kont. Hatta bir Yeşilçam filmi bile izlemiştim onunla ilgili. Bir resimli Drakula kitabım da vardı, şimdi ne oldu bilmem?

Naz’ın serüvenlerinin ikinci kitabının yolda olduğunu biliyoruz. Bu kitapla ilgili ipuçlarını sizin vermenizi isteyeceğim. Naz ve Büyülü Bahçe’de Naz İzmir’de. Bir büyülü bahçeye düşüyor. Arkadaşları var; Hezarfen Ahmet Çelebi, gözleri görmeyen Yaşlı Kâhin ve elinde bir şişe sihirli su. Kâhin ondan içince Brad Pitt’e
benziyor. Bütün kızlar peşinde. Ama o bunun farkında değil. Lamba Cini Selahattin pek çok şey yapabilen bir cin ama biraz çağdışı kalmış. Lambası demode. Gene de pek çok şey başarıyorlar. Büyülü bahçede Dilli Duvar’ı tanıyorlar. Onun verdiği konserlerden Pink Floyd’u ve Zeki Müren’i öğreniyorlar. Başka sürprizler de var.

Naz ve Köşteki Vampir
Nazlı Eray
Resimleyen: Serap Deliorman
Genç Turkuvaz / 152 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz