İyi Kitap

Sinemanın gözde Noel hikâyesi

Sinemanın gözde Noel hikâyesi

Zeynep ALPASLAN

SineKitap’ın bu ayki konuğu Charles Dickens’ın Noel Şarkısı adlı eseri. Çok sevilen bir Noel masalı olan ve defalarca sinemaya aktarılan eserin Robert Zemeckis tarafından yönetilen 2009 uyarlamasında huysuz Scrooge’ye Jim Carrey hayat veriyor.

Daha önce hiç sis görmemişler. Şimdi karanlık sokakların zeminini kaplayan beyazlık, aslında şehri bir anda işgal etmiş fabrikaların dumanı. İleride, dar sokaklardan birindeki aristokrat beyefendi, şapkasız bir kadını arabasına alıyor. Kadının göğüsleri açıkta, ama beyefendi onun kendisi gibi bir insan olmadığını, duyguları olmadığını, dolayısıyla üşümediğini varsayıyor. Kadın ise en iyi ihtimalle bu beyefendinin Londralı Karındeşen Jack gibi bir katil olmadığını umuyor. Çocuk sokağın önünden geçerken gözlerini kaldırımı kaplayan beyazlığa dikiyor. Tıpkı otopsilerin sahnelendiği halka açık anatomi tiyatrolarının önünden geçerken yaptığı gibi.

GÖRMEZDEN GELİNEN ÇOCUK
Elleri cebinde, adımlarını hızlandırarak et pazarına yöneliyor. Hanımları için mutfak alışverişi yapan hizmetçilerin eteklerine dolanıyor, kadınların şuh kahkahaları kulaklarını tırmalıyor. Çocuk, gördüğü hiçbir yüzü unutmuyor. Her bir mimiği, bakışı ve jesti hafızasına kazıyor. Sanki içinde kocaman bir boşluk var ve o, etrafında olup biten her şeyin onda iz bırakmasına izin vererek, içinde küçük hikâyeler depolayıp duruyor. Pazardan hiçbir şey almadan ayrılıyor ve şık dükkanların olduğu caddeye giriyor. Evlilik çağına gelmiş kızlar toplanmış, eldivenli elleriyle çocuğu gösteriyorlar. Kahkahalar. Lucy’yi düşünüyor. Büyümenin, onunla evlenmenin hayallerini kuruyor. Ama hayalleri kafasından atması ve adımlarını hızlandırması gerek. Burası Paris değil, o da o süslü flaneurlerden değil. Çocuk, genç mahkûmun idamını izleyen kalabalığın arasından geçip, boya fabrikasındaki işinin başına dönmek zorunda.

Boya şişelerini etiketlerken, göz ucuyla diğer çocukları izliyor. Görmezden gelinen, hor görülen, en iyi ihtimalle yetim olan çocuklar bunlar. Her birinin kendi hikâyesi var. Bazılarının babaları hapiste. Çocuğun babası gibi, borçlarını ödeyemedikleri için değil üstelik. Dışarıda kar yağıyor, hayat başkaları için devam ediyor. Başka çocuklar, Noel hediyelerini açıyorlar. Burada vakit geçmiyor. Borçlar artıyor. Ve çocuk, oyalanmak için hikâyeler uyduruyor.

Başkaları görkemli balolarda güzel, kültürlü kızları dansa kaldırıyor. Çocuk, sadece okula gitmek istiyor. Artık Lucy yok. Boşluğu annesinin zalimliği, öğretmenlerinin sadistliği ve üzerine sinmiş, yakasını bir türlü bırakmayan o boya kokusu dolduruyor. Sonra onu görüyor: Maria Beadnell. Kız gülümsüyor, çocuk âşık oluyor. Ailesi Maria’yı apar topar Paris’e götürdüğünde ise, ilk gerçek yıkımını yaşıyor.

Ödülü ve tesellisi, ilk hikâyesinin yayımlanmış olması. Yıl, 1933. Hikâyenin altındaki isim, Boz. Artık 21 yaşında bir delikanlı olan yazarın gerçek ismi, Charles Dickens. Birkaç yıl sonra Oliver Twist’i yazacak ve bütün dünya onu tanıyacak. İki Şehrin Hikâyesi’ni, Büyük Umutlar’ı bütün ülkede, bütün çocuklara okuyacak. Çok parası, güzel bir karısı, on tane çocuğu olacak.

Sıradan insanların, alt sınıfın, yoksulların, hafızasına kazıdığı kayıp hayatların romanını yazacak. Ekonomik düzenin acımasızlığını eleştirdikçe, kalbi hafifleyecek. Kalbi hafifledikçe, mizahı, karikatürü, insanları güldürmeyi öğrenecek. Noel’i kutlayacak, hayaletlere ve doğaüstü olaylara merak saracak. Cenazesinde ondan ‘İngiltere’nin en büyük yazarı’ diye söz edilecek. Ama o şimdilik, bunların hiçbirini bilmiyor. Bundan çeyrek asır sonra sevgili Maria’sına yeniden kavuşacağını bilmeden, sadece ve durmadan, yazıyor.

Dickens’ın romanlarını haftalık ya da aylık bölümler halinde yazdığı biliniyor. Bu süreç içerisinde, okuyucularının tepkilerini beklerken, yarattığı karakterlerin görsel karşılıkları üzerinde tekrar tekrar, en ince ayrıntısına kadar düşünürmüş. Hikâyelerini resimleyenlerin başını da epey ağrıtmış olmalı.

Çocukluğundan beri hafızasına kazıdığı bütün imgeler, romanlarında birer karikatüre benzeyen karakterler olarak yeniden hayat buldular. Bunların içinde en ünlüsü ise, kuşkusuz, Bir Noel Şarkısı’ndaki (ya da Noel Şarkısı) Scrooge karakteridir. Varyemez ve aksi bir adam olan Scrooge, Noel zamanı geçmiş, şimdiki ve gelecek Noeller’in hayaletleriyle yüzleşerek, sonunda onu bambaşka biri yapacak tuhaf ve fantastik bir yolculuğa çıkar.

Scrooge’nin hikâyesi, sinemanın icadına tanık olamadan hayata veda etmiş olan Charles Dickens’ın yazdığı en sinematografik hikâyedir. İlk uyarlaması 1901 yapımı, 11 dakikalık Scrooge; or Marley’s Ghost (Walter R. Booth) filminden sonra, roman yüzlerce kez daha sinemaya uyarlanmış. Disney animasyonları ve Muppet Show’un sevimli kuklalarının başrolleri paylaştığı The Muppet Christmas Carol (Brian Henson, 1992) unutulmayacak klasikler. Bu ay vizyona giren A Christmas Carol – Yeni Yıl Şarkısı ise, Dickens’ın yarattığı sisli ve karanlık Noel ruhunu kıskıvrak yakalıyor ve ona, sinemanın tüm imkânlarını kullanarak, kendinden çok şey katıyor.

Filmin yönetmeni, muhteşem Geleceğe Dönüş serisinden (1985-89-90), muhteşem Beowulf ’tan (2007) ve o kadar da muhteşem olmayan The Polar Express’ten (2004) tanıdığımız Robert Zemeckis. Artık sadece 3D (üç boyutlu) animasyonlar yapan yönetmenin bu son filminde çok büyük iki avantajı var: Birincisi, etkileyici bir görsel zekâsı ve hayalgücü olan karizmatik rehberi Charles Dickens. İkincisi ise, herhangi bir sıfatla tanımlanamayacak kadar çok … olan Jim Carrey, ki sırf onu izlemek için bile bu filme defalarca gidilebilir. Dickens’ın kafasındaki Scrooge’yi hiçbir ressam bu kadar iyi resimleyemezdi. Onun Scrooge’yi, Zemeckis’in kılıktan kılığa soktuğu Jim Carrey olarak hayal etmiş olduğuna hemen hemen eminim. Çocuklar bekledi ve sabretti; ve yeni yıl şarkısının mevsimi, nihayet geldi.

Noel Şarkısı
Charles Dickens
Resimleyen: Dean Morrissey
Çeviren: Nihal Yeğinobalı
Can Çocuk / 125 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz