İyi Kitap

Sabun köpüğü aşkların çok satan romanları

Sabun köpüğü aşkların çok satan romanları

Eray AYTİMUR

Sevgi/aşk dosyası hazırlarken, ‘fast food’ tipi aşkları bireyci kültürlerin verileri ışığında konu alan ve ‘bestseller’ tabir edilen gençlik romanlarını atlamak olmazdı! Plastik ama tutkulu aşkları anlatan bu kitapların bakış açıları Türkiye’deki aşk anlayışıyla karşılaştırılınca, ortaya mizahi bir tablo çıktı…

Tüketim alışkanlıkları insanlar arasındaki duygusal ilişkileri de belirliyor. İşte bu nedenle, pek çok şey gibi aşk da dünyamızdan yavaş yavaş çekiliyor. Yerini ise çabuk tüketilen renkli ilişkilere bırakıyor. Bundan ötürü olmalı; şimdilerde Tolstoy’un Anna Karenina’sı veya Flaubert’in Madam Bovary’si gibi dolu dolu seven ve sevdikleri uğruna akıl almaz yollara giren kahramanları değil; cinselliği ve entrikayı hevesle deneyimleyen kahramanları ve onlardan üretilmiş sabun köpüğü formları tercih ediyoruz.

Varsın olsun, nihayetinde yüzü ne kadar değişirse değişsin, aşkın olmadığı bir hayat ve sanat düşünülemeyeceği için, klişenin tuzağına düşmek pahasına, bu yazıda, okurken şeker şurup vakitler geçirdiğim beş kitabı anmak istiyorum. Bu kitapların ortak noktası; plastik bile olsa çetrefilli aşkları ve enerjisi yüksek âşıkları bireyci kültürler ışığında konu ediniyor olması…

İlk kitabımız Eyvah Âşık Oluyorum’da Lizzie McGuire, Ethan Craft adında bir çocuktan hoşlanıyor, fakat bir bakıyor ki kendisinden hoşlanan biri daha var: Dünyanın belki de en çalışkan ama aynı zamanda en asosyal çocuğu Larry Tudgeman. Larry aklı bir karış havada kahramanımız Lizzie’ye çıkma teklif ediyor, Lizzie de kabul ediyor. Birlikte bilim müzesine gidiyor ve çok eğleniyorlar. Fakat Lizzie ondan utandığı için, ertesi gün okulda Larry’den köşe bucak kaçıyor ve kalbini kırmadan ondan ayrılmanın yollarını arıyor. Lizzie, ‘Larry dünyanın en iyi çocuğu olsa bile onunla çıkmak ömür boyu gerzek damgası yemeye talip olmak
mıdır?’ sorunsalıyla boğuşurken, insanın kafasından da defalarca hayatın sadece siyah ve beyazlardan ibaret olmadığı, duyguların mantıkla kontrol edilmemesi gerektiği gerçeği geçiyor.

PLASTİK VE ÇETREFİL AŞKLAR
Özellikle genç kız edebiyatı takipçilerinin yakından tanıdığı Hortense Ulrich’in Acemi Âşık adlı romanında ise başkahramanımız Jojo’nun hayatına aşk, öğrenci değişim programıyla, Fransa’dan, Nicola adında bir genç kılığında giriyor. Sevimli Nicola çabucak etraftaki kızlardan birine âşık oluyor. Fakat elbette başka birileri Nicola’ya, daha başka birileri de başka birilerine âşık olunca, Jojo’nun tüm iyi niyetiyle korumaya çalıştığı dengeler, kaş yaparken gözün nasıl çıkarılacağına dair neşeli ve güncel örnekler oluşturuyor.

Anna Godbersen’in Fısıltılar’ına geldiğimizde ise benzer bir ilişki zincirinin çok daha sofistike halkalarının da olduğunu kabullenmek zorunda kalıyoruz, çünkü Fısıltılar’daki kahramanlar diğerlerine nazaran yaşça büyük oldukları gibi toplumun zengin kesiminin temsilcileri olarak karşımızda duruyorlar. Amerika’da oldukça ünlenen Lüks (The Lux) serisinin ikinci kitabı olarak elimizde tuttuğumuz Fısıltılar’da, aklınızı yerinden oynatacak kıyafetler, parıl parıl parlayan
mücevherler, büyük paralar harcanarak döşenmiş malikâneler, skandallar ve bitmek tükenmek bilmeyen dedikodular etrafımızı sarıyor birdenbire. Çağımızın televizyon dizilerinden uyarlanmış bir hikâye değil bu, 1800’lerin sonunda geçiyor. Her şey New York’un ünlülerinden biri olan Elizabeth Holland’ın ölümüyle başlıyor. Elizabeth’in ailesi geriye kalan kız kardeş Diana’dan maddi anlamda çok şey beklerken, Elizabeth’in bütün eski arkadaşlarının aslında zamanında onu ne kadar kıskandıkları ortaya çıkıyor. Yeni rakipler haline gelen bu eski arkadaşlar Elizabeth’in nişanlısını da içine alan aşk skandalları içine giriyor.

BİLGİSAYARKOLİKTEN MODELE
Lisa Klein’in Shakespeare’in ünlü yapıtından yola çıkarak kaleme aldığı zamane Macbeth’i Albia ise üst sınıflara has bir kusursuzluk ama babasının düşmanına âşık olmak gibi çok büyük bir kusurla, okuyucuyu epey zorlu yollara sürüklüyor. Sırlar ve gizem vurgusunu yarattığı metinler dünyasından eksik etmeyen yazar, Albia karakterini yaratırken Sheakspear’in ölüm meleği Macbeth’ten esinlenmiş. Daha başında bu ayrıntıyı bilmek bile kitapla ilgili bir irkilme hissi uyandırıyor. Kitapta macera, gizem, sır her kapıda beliriyor. Üç kız kardeşin en küçüğü Albia, gerçek ailesini ve nereden geldiğini tam olarak bilmiyor. Ve büyüdükçe bu belirsizlik Albia’nın kafasını daha çok kurcalıyor. Bunun için geçmişine ait bulduğu her ayrıntıyı ve ipucunu yan yana getirip ailesine ulaşmaya çalışıyor. Ayağı yere sıkı basan karakterimiz kişisel geçmişine uzandığı bu yolculukta yeri geliyor âşık olup biraz sendeleniyor, yeri geliyor inandığı şey uğruna ve ülkesi İskoçya için bir amazon gibi mücadelesini vermeyi de biliyor.

Sıra geldi, gençlik romanlarının en sevilen yazarlarından Meg Cabot’ın Beyinsiz’ine. Oğlan çocuklarına benzeyen, arkadaşlarıyla bilgisayar oyunu oynamayı seven, on altı yaşında içine kapanık bir kız Emerson Watt. En yakın arkadaşı ve gizli aşkı bile dış görünüşü nedeniyle onu sadece ‘arkadaş’ olarak görüyor. Emerson bir gün bir trafik kazası geçiriyor ve gözlerini bir ay sonra hastanede açıyor. Aynaya bakana kadar da her şey yolunda gidiyor! Durum şu ki, Emerson süper model Nikki Howard’ın bedeninde yaşamaya devam ediyor… Bir nevi beyin nakli yapılmış kendisine ve işler bu operasyondan sonra epey değişiyor. Çünkü Emerson ‘oğlan çocuğu’na benzeyen bir kızdan bir süper modele dönüşüyor. Onun dünyasında aşka giden yol dişilikten geçiyor. Bu nedenle de Emerson bilgisayar oyunlarından fırtınalı aşk evrenine geçiş yapıyor.

Gelelim ‘aşk için ölmeli aşk o zaman aşk’ dizelerine tapan bizim diyara. Türkiye’de sosyalizasyon süreci gereği kadınlar daha verici, güvenli ve ilişkiyi sahiplenici olmak zorunda. Oysa bu yazıda ele aldığımız kitaplarda karşımıza verici taraf olarak erkekler; risk almaya hazır taraf olarak kadınlar çıktı her seferinde. Üstüne üstlük başlarında kavak yelleri esen bu genç kadınlar, ilişkilerini aileleri tarafından desteklenerek ve yaşadıkları toplumdan gizlemeye ihtiyaç duymayarak yaşayabiliyor. Bizde ise aşk çoğu zaman cinsellik çağrışımına gebe bırakıldığı için aileler destek değil köstek pozisyonunda ve ‘çıkmaya’ yeltenen kıza ailenin bir erkeği tarafından ivedilikle ‘çakmaya’ yeltenmek esas. Aynı şekilde batının ‘bir deneyin görün anlaşabiliyor musunuz’ hoşgörüsü yerine bizimki gibi toplumcu kültürlerde, kabul görür tutum, ‘konuştuğumuz çocuğun’ kimseyi oyalamadan çiçeğini, lokumunu yaptırıp gelmesi. Aksi takdirde ele güne rezil olmak işten bile değil. Daha da ileri gidersek, bizim kültürümüzde ebeveynler çocuklarına âşık olmayı yasaklama hakkına çoğu zaman sahip. İşte bu nedenle bu diyarda, heves edilen bu renkli aşklar, ancak kitaplardan okunur, çoğu kez hayali bir heyecanda teselli bulunur. Edebiyatın işlevlerinden biri hiç dokunamadığımız hayatlara bakmak, hissedemediklerimizi yaşamak olsa da, bu kitapların toplumumuzda çok okunuyor olmasının aşk kadar olmazsa olmaz bir duygunun eksikliğine işaret ediyor olması ne acı…

Acemi Âşık
Hortense Ulirich
Çeviren: A. Melih Atafırat
Beyaz Balina / 112 sayfa

Fısıltılar
Anna Godbersen
Çeviren: Bige Turan
Artemis Yayınları / 488 sayfa

Albia: Lady Macbeth’ın Kızı
Lisa Klein
Çeviren: Yeliz Üslü
Artemis Yayınları / 313 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz