İyi Kitap

Amerikan rüyasının karanlık yüzü

Yeliz KIZILARSLAN

Amerikan edebiyatının karanlık hanımefendisi olarak adlandırılan Joyce Carol Oates, Seksi adlı kitabında Darren Flynn, Deli Yeşil Gözler’de ise Franky Pierson karakterleriyle toplumsal şiddetin aile içindeki şiddetle nasıl örtüştüğünü, tecavüz ve taciz gibi sert temalarla anlatıyor.

Ortasınıftan gelen tipik bir Amerikan gencidir Darren Flynn: atletik vücutlu, zeki, çevik ve fazlasıyla çekici. North Falls Lisesi’nin gözdesi, gümüşi sarı saçlı Darren, yıpranmış giysileriyle bile göz alıcıdır. Bütün mesele de bu noktada başlar. 16 yaşındaki Darren kimler için çekicidir? Sadece yaşıtı genç kızlar için mi, yoksa kendisine aç gözlerle bakan yetişkin erkek ve kadınlar için de mi? Üstelik bu yetişkin erkekler arasında ailesini tanıyanlar bile vardır. Onun bu durumda hissettiği tek şey, korkuyla karışık bir heyecan ve elbette yoğun bir “tiksinme”dir.

Edgar Allan Poe’dan devraldığı gotik mirası, 20. yüzyılın modern Amerikan edebiyatına gerilim öğesi olarak ustalıkla aktaran Joyce Carol Oates, Türkçedeki ilk gençlik romanı Seksi’de, genç bir oğlanın kendi cinselliğiyle hesaplaşmasını, toplumsal ahlak yapısına ciddi eleştiriler getirerek anlatıyor. Tuzaklı ve dikenli yolları bol ergenlik çağında, ilk cinsel eğitimini babasından alan Darren için yasaklar dönemi olarak da adlandırılabilir bu süreç: “Çocuklar, biz ayaktakımı değiliz. Sizler, konuştuğunuz dil ile hal ve hareketlerinizle değerlendirileceksiniz. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun!” diyen Bay Flynn için birincil önem taşıyan durum, ailenin kamusal alanda tek parça temsilidir. Bu bütünlüklü algıya cinsellik gibi bireysel bir konu da dahildir şüphesiz! Bu yüzden, hem yaşından hem de merakının ağır basmasından dolayı, olur olmaz yerlerde beynine üşüşen argo sözcükleri, toplumsal erkeklik öğretisi yüzünden bastırmak zorundadır Darren.

Annesi de, “adi” ve “bayağı” bulduğu için ona ve ağabeyi Eddy’ye evde telaffuz etmeyi yasaklar argo jargonu. Okuldaysa,“her şeyin ‘türlerin devamı’ -‘türlerin uyum sağlaması ve yaşamını sürdürmesi’ için var olduğunu” öğrenen Darren’ın, salt soyun devamını sağlayan üreme amaçlı cinsellik eğitiminin sonucunda kafası iyice karışır. Ama “seks” ve “seksi” kelimeleri, popüler olmanın verdiği güç ve cazibeyle kazınır beynine.

MASKELENEN GERÇEK
Lise son sınıfa geçen Darren, bir gün hayatının kâbusunu yaşar. Her şey eşcinsel edebiyat öğretmeni Bay Tracy’nin Darren’ı, okuldan yalnız çıktığı bir gün, eve bırakmak için arabasına davet etmesiyle başlar. Öğrenciöğretmen arasında, dışarıda geçirilen bu tuhaf zamanın ardından Darren eve döner. Ama bu konudan annesine söz etmez.

Bu olayın ardından, muhafazakâr ve küçük bir kasabada, hem ailesinden hem de arkadaşlarından ve kendinden bile saklamak zorunda olduğu cinselliğinin biseksüel doğasının farkına, eşcinselliği tescilliği edebiyat öğretmeninin ‘ısrarcı iltifatlarıyla’ varan Darren için, büyüme sancıları katlanılmaz olur. Zira baskılayıcı bir toplumsal yapıda, erkek olmanın şanına yakışmayan bir durumdur eşcinsellik. Yüzme takımından bir öğrencinin “ayağına basması” sonucu intikam niyetine “taciz”le suçlanan Bay Tracy’nin durumu, olayın polise intikal ettirilmesiyle, içinden çıkılmaz bir hal alır.

Felaketler zinciri halinde süren polis kovuşturması sonucunda durumu cinsel suçlar ve istismar kapsamında değerlendirilen Bay Tracy’nin sonu trajiktir: İntiharı andıran bir araba kazasında ölür! Bütün bu süreci oldukça sancılı geçiren Darren, öğretmeninin gönderdiği mesajları tekrar okuduğunda farklı düşünmeye başlar. Olaylara gösterdiği aşırı tepkinin, ergenlik çağının hassasiyetinden kaynaklanabileceğini fark eder. Bu zor günlerinde yanında sarece bir zamanlar hoşlandığı kız arkadaşı Molly vardır.

Toplumsal baskının, ergenliğin karanlık dehlizlerinde yüzen genç bir oğlanın ruhunda açtığı yaraları, trajik bir ölümle anlatan Oates, eşcinsellik, cinsel tercih ve taciz gibi –bilhassa reşit olmayan genç ergenler için– güç ve ihtilaflı mevzularda sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini, Amerikan toplumu gibi Püriten bir toplumda, keskin bir dille sorguluyor.

Oates’un Amerikan toplumunun ikiyüzlü ahlakını masaya yatırdığı bir diğer romanıysa Deli Yeşil.

Yazar, 1994’te Amerikan medyasında geniş yer bulan O. J. Simpson olayından yola çıkarak aile içi şiddet, toplumsal hezeyan ve popülizm olgularını, Franky adlı genç kızın atlattığı tecavüz teşebbüsü, aile hegemonyası ve spor temaları üzerinden ele alıyor. 14 yaşında gittiği bir okul partisinde kendi cinselliğinin sınırlarını keşfederken tecavüzün eşiğinden dönen Francesca Pierson’a, yaşadığı dehşet sırasında Cameron tarafından takılan “yeşil gözlü deli” lakabında gizlenir ergenliğin tüm gizleri.

Bu lakap onun için, büyürken yaşanan bölünmenin muazzam bir ifadesi haline gelir. Diğer taraftan üvey ağabeyi Todd ve kız kardeşi Samantha’yla yaşayan Franky’nin, annesinin boynunu ve kollarını saklayan giysiler giymeye başlaması üzerine, babasına olan güveni sarsılmaya başlar. Sanatçı annesi Krista’nın gizemli bir şekilde ortadan kayboluşunun nedenlerini araştırmaya başlar. Çünkü ünlü bir spor muhabiri olan babası kariyerinde hızla ilerlerken, annesi evden ayrılır.

Kocasından şiddet gören Krista bir süre sonra boşanmak ister. Ancak Franky’nin babası elbette bu isteği kabul etmez. Uzunca bir süre annesiyle, babasından gizli görüşen Franky, bir gün annesi Krista ile erkek arkadaşının kaybolduğunu fark eder. Samantha ve Franky, ilk başta bu kayboluşun nedenini anlayamasalar da, bir süre sonra sırlar çözülmeye başlar. Ve bu dehşetengiz süreçte Franky’nin en büyük yardımcısı, bir nevi alt benliği olan “yeşil gözlü deli” olur, yani bizzat kendisi.

Kendi iç sesini dinleyerek babasına olan sarsılmaz itikadını kıran Franky için bu süreç, bir ruh çıkarma ayinine dönüşür. Ve karanlık gerçeğe ulaşmak için, içindeki “yeşil gözlü deli”yle uzlaşması gerekir. Çünkü gerçeği perdeleyen ev içi şiddetin kaynağı olan baba figürüne duyulan güvenin aşılması için ilk önce, sağduyunun ve hakikatin sesine kulak vermek gerekir. Bu da ancak, çocuklukta var olan sonsuzluk yanılsamasının, ergenliğe geçişte yaşanan kırılmalarla bizi gerçeğin tekinsiz alanına taşıyacağını fark etmekle mümkündür.

Nihayetinde, tesadüfen annesinin günlüğünü okuyan Franky babasının, annesini evden ayrıldıktan sonra da dövdüğünü ve öldürmekle tehdit ettiğini öğrenir. Romanın sonunda, Franky’nin babası, ünlü spor muhabiri Reid Pierson, ayrı yaşadığı karısı ile onun erkek arkadaşını öldürmekten hapse girer.

Toplumsal şiddetin, medyada popülerlik ve şöhret aracılığıyla nasıl aile içi şiddete dönüştüğünü anlatan Oates’ın bu ikinci ilk gençlik romanı, uzun zamandır sona eren Amerikan rüyasının çöküşünü bir kez daha ilan ediyor. Ve aslında, şiddetin ve tekinsizin yaşamımızın her alanına nasıl nüfuz ettiğini gösteriyor.

Bundan kaçış olmadığına göre, yapılacak tek şey korkmadan üstüne gitmekve kendimize büyümek için –her anlamda– zaman tanımak.

Joyce Carol Oates
Seksi
Çeviren: Meral Camcı
Can Gençlik / 160 sayfa

Joyce Carol Oates
Deli Yeşil
Çeviren: Alev Bulut
Can Gençlik
185 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz