İyi Kitap

Kaçış sadece bir mekân değişikliği mi?

Kaçış sadece bir mekân değişikliği mi?

Yankı ENKİ

Michael Morpurgo, Savaş Atı ve Kelebek Aslanı adlı romanlarında klasik hayvan öykülerinin dışına çıkıyor. Yazar, roman kahramanlarına dönüşen hayvanların, insanların bireysel trajedilerini aşan acılarını alegorik, simgesel ve sade bir anlatımla aktarıyor okura.

Jack London’ın Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş kitaplarını uzun yıllar önce ilk kez okuduğumda, sadece hayvanlardan bahseden basit romanlar olmadıklarını fark etmiştim. Yine de kitaplarda anlatılanların benim için neden önemli olduğunu dile getirebilmek o yaşlarda zordu. Vahşi doğa yaşamı ve uygar yaşam arasındaki gelgit, o yıllarda benim sadece çok ilgilendiğim, nedenlerini de sorgulamadığım bir bilgiydi.

Jack London’ın söz konusu iki kitabını yakın zamanda tekrar okuduğumda, çocukken bu ilgimi dile getirmekte zorlanmamın nedeniyle karşılaştım. Yanıt aslında çok basitti: Bu kitaplar, her ne kadar çocukların okuyabilmesi için çeşitli versiyonları yayımlanmış olsa da, esasında çocuk kitabı değildi. Yani London’ın kodları bir çocuk için fazla örtüktü. Eğer London bunları sadece çocuklara hitaben kaleme alsaydı, kitaplar genç okurlarda farklı bir deneyime sahne olacaktı.

Ancak bu sefer de, edebiyatın önemli metinleri olma özelliklerini, “klasik” sıfatını kaybedecek ve çocuk kitabı olarak hatırlanacaklardı. Peki bu bir sorun mudur? Bizim asıl klasiklerimiz çocukken okuduklarımız değil midir? Geçen yıl okuduklarınız mı aklınızda, imgeleminizde daha büyük bir yer kaplar, yoksa çocukluğunuzda ya da ilk gençliğinizde okuduklarınız mı? İşte çocuklara ve gençlere yönelik edebiyatın en değerli özelliği budur: Basit ve kalıcı olmak. Demek ki çocuk kitapları yazmak ayrı bir profesyonellik gerektirir.

Jack London çocukken benim için çok iyi bir yazar değildi, ancak büyüdümde en değer verdiğim birkaç yazardan biri oldu. Bu yazının asıl konusu, Kelebek Aslanı ve Savaş Atı kitaplarının yaratıcısı ünlü İngiliz yazar Michael Morpurgo ise, belli ki profesyonel bir çocuk kitapları yazarı. Onun kitaplarındaki kodlar olması gerektiği gibi, açık ama aynı zamanda bir yaratıcılıkla bezenerek yerleştirilmiş.

Hepimiz biliyoruz ki, hiçbir hayvan öyküsü sadece hayvanlardan bahsetmez. Edebi insanlar, yani yazarlar, edebi hayvanlardan bahseder, onları roman kahramanına dönüştürür, bireyselleştirirler. Artık kahramanımız olan bir aslan ya da at, herhangi bir aslan ya da at değildir. Onlar, edebiyat sayesinde tıpkı insanlar gibi kendi öyküleri, geçmişleri, anıları, ümitleri, acıları ve sevinçleri olan eşsiz kahramanlara dönüşürler. Kimi zaman Kelebek Aslanı’ndaki beyaz aslan gibi isimleri yoktur, fakat onları diğerlerinden ayıran fantastik bir öyküye sahiptirler. Kimi zaman da, Savaş Atı’ndaki Joey gibi çok sıradan isimleri vardır, ama öyküleri hiç de sıradan değildir.

Morpurgo’nun Kelebek Aslanı romanı, birbirine paralel yaşamlar süren iki çocuğun öyküsünde temellenir. Biri, yatılı okuldaki yaşamından hiç de memnun olmayan ve oradan kaçıp evine dönmek isteyen anlatıcımızın, Morpurgo’nun öyküsüdür. O, özgürlüğe kaçmak için evine dönmek ister. Diğer kahramanımız Bertie ise, evinden kaçarak özgürlüğe ulaşmak isteyen biridir, ancak onun da sonu bir yatılı okul olur. Tabii ki herhangi bir okul değildir bu. Bertie’nin 1900’lü
yılların başında gittiği okul, günümüzde anlatıcımızın kaçmaya çalıştığı aynı okuldur. Kaderlerinin birleştiği karakterse, okulun yakınında yaşayan ve Bertie’nin öyküsünü, yani kelebek aslanını Morpurgo’ya aktaran Millie’dir. İşte, bu önce fantastik gibi görünen, ama oldukça hakikatli bir öyküye sahip kitabın sonunda, öykü yeniden fantastikleşir.

Kelebek Aslanı, Bertie’nin kısa bir yaşam öyküsüdür bir anlamda. Onun yaşamını, anlatıcımızın ve doğal olarak da bizim gözümüzde değerli kılan da Bertie’nin en iyi dostu, hatta yaşamının anlamı haline gelen beyaz aslanıyla olan ilişkisidir. Kelebek Aslanı’nı okumaya başladığımızda, sanki macera dolu bir kaçış ya da eve dönüş öyküsüyle karşılaşacağımızı sanıyoruz. Ne var ki Michael Morpurgo başka bir şey anlatmaya, dikkatimizi farklı bir noktaya çekmeye çalışıyor.

YENİ BİR SAYFA
Okuldan kaçıp evine dönme planları yapan anlatıcımız, daha yola çıkmadan Millie ile karşılaşır ve Bertie’nin öyküsünü dinler. Öğrenir ki, Bertie de evden kaçmaya çalışırken beyaz bir aslanla ve ileride evleneceği Millie ile karşılaşmıştır. Yani her iki kahramanımız da bir kaçış peşinde, ama ikisi de bir yere kaçmıyor esasen. Yine de yaşamlarında yeni bir sayfa açıyorlar.

Kaçış sadece bir mekân değişikliği değil demek ki. Kaçış, bir hayalin ya da rüyanın, bir eksiğin ya da ihtiyacın, bir arzunun ya da duygunun peşinden gitmek için attığımız bir adım. Sadece küçük bir adım bile, Morpurgo’nun öyküsündeki gibi, yaşamımıza yön verecek büyük bir adıma dönüşebiliyor. O adım da, kitabın başından beri merak ettiğimiz kelebek aslanının ne olduğuyla ilgili. Hemen belirtelim, kelebek aslanı bir aslan türü değil. O, tam anlamıyla bir simge, saklanması gereken, kültürün ve doğanın, insanların ve kelebeklerin birlikte inşa ettiği, anlatıcımızın da korumakla yükümlü olduğu bir sanat eseri âdeta. Tam olarak ne olduğunu söylemek basit aslında, ama kitabın sonuna kadar size eşlik edecek gizemin örtüsünü kaldırmak istemeyiz, öyle değil mi? Kitabın sonunda Millie’nin de bir sürprizi var. Bu gelişme bizi her şeyi en baştan düşünmeye itecek kadar gizemli.

Kelebek Aslanı, nasıl bir gizemle bitiyorsa, Savaş Atı da gizemli bir şekilde, duvarda asılı olan bir tabloyla, kimsenin ilgisini çekmeyen bir at resmiyle açılıyor.
Bu sefer tablodaki kahramanın öyküsünü kendi ağzından dinliyoruz. Kahramanımız Joey, bir savaş atı olarak doğmuyor tabii ki, ama doğuştan savaşçı bir at. Başına gelen tüm eziyetlere, terk edilişlere, zorlamalara rağmen olgunluğunu koruyan, asil bir roman kahramanı.

Savaş Atı’nda okuduğumuz bir atın öyküsü olabilir, ama Joey’e bir kahraman kimliği kazandıran ayrıntı, savaşın nasıl bir şey olduğunun anlatılmasıyla da ilgili. Çok sevdiği güzel atı Joey bir süvariye satıldığında sadece atının yanında olmak için orduya katılmak isteyen Albert, yaşı küçük olduğu için savaşa katılamıyor ve Joey’i kaderine terk etmek zorunda kalıyor. Tabii ki kader onları yıllar sonra, savaşın bitmesine yakın tekrar buluşturuyor.

Morpurgo’nun da ifade ettiği gibi, savaş uzadıkça askerler gençleşmeye başlıyor; atlar ise yaşlanmaya ve hastalanmaya. Yine de Joey ve Albert birbirlerine kavuşuyorlar, ama savaşın götürdüklerini kim geri getirebilir, yazar bu soruyu sormayı unutmuyor.

Kelebek Aslanı, Michael Morpurgo’nun en sevdiği kitaplarından biriymiş aynı zamanda. Savaş Atı da, belli ki, hayal dünyamızı bugüne kadar sık sık renklendiren ünlü yönetmen Steven Spielberg’in en sevdiği kitap olsa gerek, çünkü şu anda Savaş Atı’nı sinemaya uyarlıyor ve yakında romanı

Kelebek Aslanı
Micheal Morpurgo
Çeviren: Arif Cem Ünver
Tudem Yayınları / 95 sayfa
Savaş Atı
Micheal Morpurgo
Çeviren: Arif Cem Ünver
Tudem Yayınları / 156 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1980’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi bölümünü bitirdikten sonra aynı üniversitede Kültürel İncelemeler yüksek lisans programında Gotik edebiyat üzerine hazırladığı teziyle master derecesini aldı. Gotik ve fantastik edebiyat hakkındaki yazıları Virgül, Özgür Edebiyat, Patika, Parşömen, Roman Kahramanları gibi dergilerde yayımlandı. Çeşitli yayınevlerinde editörlük ve yayın yönetmenliği yaptı. İyi Kitap, Sabitfikir, Remzi Kitap Gazetesi ve 221B gibi dergilerde yazarlık yapmaya devam ediyor.

Yorum yaz