İyi Kitap

Dedektif olacak çocuk

Dedektif olacak çocuk

Nazan ÖZCAN

Şehrin Aşağı Yakası’ndaki Yardıma Muhtaç Çocuklar Enstitüsü’nde yaşayan, 10 yaşında, çelimsiz, üstüne bir de öksüz olan Vilma’yla tanışmaya hazır olun. Hadi bakalım; “yetim” bir çocuğun insanın yüreğini ıslak çamaşır gibi burkan heyecanlı macerasına cumburlop dalıyoruz!

“Vilma Bastıbacak bunu nasıl başardığına pek emin değildi, ama nasıl olduysa kendisini kilerde et kancasından baş aşağı sarkar bir şekilde buldu. (…) Vilma bu dedektiflik işinin ayrıntılarını tam olarak öğrenemediğini düşündü. (…) Bir sağa bir sola sallanırken, bir gün büyük bir dedektif olacağını, her türlü gizemi ve bilmeceyi çözeceğini hayal etti.”

Böyle bir girişle açılan kitabın durmuş oturmuş, aklı başında olması pek olası değil. Ne iyi ki! Onun yerine çılgın fikirlerin uçuştuğu, çatlak karakterlerin kitabın içinde fink attığı, komik ve heyecanlı olayların döndüğü, zekice ve eğlenceli üsluptan gram taviz vermeden yazılmış, koca koca adamlar ve kadınlar olsanız bile soluk soluğa okuyacağınız, cinayetlerin bininin bir para olduğu, ama asla da korkutmayan bir kitap var karşınızda: Vilma Bastıbacak ve Donmuş Kalpler Davası.

DEDEKTİF ÇIRAĞI
Sevgili Vilma’mız (evet, kesinlikle “sevgili”, çünkü çok akıllı ve çok tatlı), Tenha Ada’nın kimsenin keşfetmeye bile tenezzül etmediği Aşağı Yaka’sındaki (evet, Yukarı Yaka’dakiler onları aşağı buluyor ve sevmiyor), Yardıma Muhtaç Çocuklar Enstitüsü’nde yaşayan, 10 yaşında, çelimsiz ve kimsesi olmayan (evet, çok üzücü; öksüz bir çocuğu kim sevmez?), cin gibi zeki bir kız çocuğu. Bütün hayali, enstitüden kurtulmak ve okuduğu dergilerle gazetelerden tanıyıp hayran olduğu,
Tenha Ada’nın en tanınmış dedektifi Teodor P. İyikalp’in çırağı olmak. Şeker Vilma’mızın önce dedektif çırağı, sonra da dedektif olma isteğinin bir nedeni var elbet: Bir bavul etiketinden başka hiçbir ipucu olmayan geçmişini ve tabii ki ana babasını bulabilmek. Ah, sevgili yetim Vilma! Bunu biz değil, yazar Emma Kennedy diyor. Kitapta hikâyeyi heyecanla anlatırken, kendi de araya girip birtakım muziplikler yapıp dalgasını geçiyor.

TURŞU KANITLARI YİYOR
Vilma’nın hedefine ulaşabilmek için öncelikle o korkunç enstitüden çıkması gerek. Neyse ki isteği oluyor; Müdire Bayan Cızırtı Vilma’yı, “Etini mıncıklayın, kemiğini de kırın,” diyerek Yukarı Yaka’daki Bayan Bedbaht’a hizmetçi olarak postalıyor. Ve işte bizim hikâyemiz de burada başlıyor. Vilma korkunç ve pis evde önce şeker mi şeker, tatlı mı tatlı Turşu’yla tanışıyor. Turşu, arada cinayet kanıtlarını filan yiyor ama yine de çok sevimli bir köpek. Üstelik şu koca dünyada Vilma’yı seven ilk yaratık. Neyse ki son olmuyor. Vilma yan komşunun ünlü dedektif Teodor P. İyikalp olduğunu keşfediyor. Bu mutlulukla İyikalp’in hayatına
ve tabii ki dedektiflik macerasına cumburlop diye düşüyor. Gerçekten!

İyikalp de tam o sırada, adaya teyzesinin turtalarını yemeyi çok sevdiği için gelip giden talihsiz Katzin’in bulduğu, çok ama çok değerli Katzin Taşı’nın müzeye olağanüstü güvenlik önlemleri altında sevk edilirken çalınması olayını inceliyor. Ama inceleme, ah ne yazık ki, o kadar kolay olmuyor. Çünkü birlikte çalıştığı Dedektif Lemon, yağmur çizmeleri bile örgü olan İyikalp’in hizmetkârı Bayan Çoküşüyen’in getirdiği bütün mısır ezmesi kurabiyelerini hapur hupur yutuyor ve genellikle uyuyakalıyor.

Neyse ki Teodor İyikalp’e yardım etmeye aşırı hevesli Vilma var ortalıkta. İyikalp küçük kızın her şeye burnunu sokmasını pek tasvip etmese de, Vilma allem edip
kallem edip Turşu’yla birlikte soruşturmanın içine balıklama dalıyor. Katzin Taşı’nın çalınması tabii ki büyük meseleyken, bir de cinayetler başlıyor. İnsanlar kalpleri dondurularak öldürülünce, İyikalp Vilma’yı soruşturmadan uzaklaştırmak istiyor, ama heyhat! İlerleyen sayfalarda Vilma’daki azmin kimsede olmadığı
ortaya çıkıyor. Üstelik kötü adamlar da işin içine giriyor. Mesela Barbu Kötükalp. Emma Kennedy’nin müthiş tanımlamasıyla Kötükalp müthiş kötü. Bakınız: “Barbu Kötükalp çok kötü bir adamdı. Şimdiye kadar onunla tanışan herkes ondan nefret etti, rahibeler bile. Üstelik rahibeler herkesi severler. İşte bu kadar kötüydü.” Yok artık! Ama Vilma bütün sevimliliği, aklı, yeteneği, azmi ve tabii ki de merakıyla bütün kötülerin peşine takılıyor, ipuçlarını birer ikişer İyikalp’e ulaştırıyor ve Teodor İyikalp’in gözüne girmeyi başarıyor.

Amma velakin bu gözükaralık, bazen o kadar ifrata kaçıyor ki bir anda dedektif yamağı Vilma, kendini kurban olarak buluyor. Eee, işte boyundan büyük işlere karışmanın sonu bu olur. Neyse ki Turşu’dan sonra Vilma’yı sevmeye başlayan iki insan, İyikalp ve Lemon var da sevgili Vilma’mız ölümlerden dönüyor. Okuyucu heyecanlara ve üzüntülere gark olurken, muzip yazar Kennedy bizi yatıştırmak için imdada koşuyor. Böylece melek yavrularımızı cinayetlerin korkunçluğundan koruyor ve okullarda özene bezene yok edilen merak duygularının ortaya çıkması için elinden geleni yapıyor. Bir kitaptan daha ne beklenir ki?

Vilma Bastıbacak ve Donmuş Kalpler Davası
Emma Kennedy
Çeviren: Berfu Durukan
Tudem Yayınları / 264 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz