İyi Kitap

Anıların hikâyesi…

Anıların hikâyesi…

Ceyhan USANMAZ

“Hepimiz bir ebru tablosunu oluşturan farklı renkleriz,” sözüyle yola çıkan Nur İçözü’den geçmişteki kültürel zenginliğiyle capcanlı bir İstanbul’a dair öyküleşen anılar… Ena Mena Dosi, anıyla öykünün buluşabileceği o kavşağın da bir işareti.

Nur İçözü, çocukluk zamanlarıyla bugünü buluşturan öykülere yer verdiği Ena Mena Dosi kitabını tam da bu amaca hizmet edecek şekilde iki bölüme ayırmış. “Dün – Ben de Çocuktum” başlığı altında yazar, Bakırköy’de geçen çocukluğundan kimi anılarını hikâyeleştirerek aktarıyor. Kitabın ikinci bölümü ise “Bugün – Çocuklar Öykülerimde” ismini taşıyor.

Kitaptaki “dün” anlatılarının ortak özelliği, “farklılıklar”ın bir arada yaşama kültürünü yansıtıyor olmaları. Örneğin “Hristo’nun Kedileri”yle ilgili bölümde –ağız sulandıran– şu cümlelerle karşılaşıyoruz: “Bazen kandillerde anneannemin pişirdiği helvayı ya da döktüğü lokmayı dağıtıyorum bütün komşulara. (…) Doğrusu bu işi pek seviyorum. Çünkü götürdüğüm tabağın Hristo’nun evinden mutlaka çok sevdiğim kolivayla [geleneksel bir Rum tatlısı; tadı irmik helvasına benzer] dolu olarak döneceğini biliyorum. Hele paskalyalarına rast geldiysem, sakızlı çöreğim de hazır demektir.” Yalnızca geleneksel tatlar değil, mahallede her an kulaklara çalınabilecek sözcükler de türlü çeşitli: “‘Kalimera’, ‘Kalispera’, ‘Ela’, ‘Oriste’, ‘Timporta’, ‘Pariluys’, ‘Kişerpari’, ‘Yegur’ ve daha pek çoğu…” Belki bazılarının anlamını o zaman için öğrenememiştir Nur İçözü, ama hemen hemen hepsi bir melodi gibi belleğinin bir köşesine gizlenmiş bu sözcüklerin.

Ena Mena Dosi kitabının ilk bölümündeki anlatılardan, yukarıdakilere benzer daha birçok örnek vermek mümkün. Ancak yalnızca bu iki örnek bile, geçmişten günümüze yakın çevremizdeki değişiklikler hakkında durup düşünmemiz için yeterli. Nur İçözü’nün çizdiği mahalle tablosu, maalesef bazılarımız için birer anıdan çok masal gibi. Meydanda kurulan büyük çadırda cambazın incecik bir tel üstündeki gösterisinin heyecan ve korku içinde sessizce izlenmesi, Karagöz-
Hacivat’ın gölgelerinin küçük bir perdeye yansımasının sabırsızlıkla beklenişi, bizlere sanki çok da uzak olmayan geçmişe ait birer anı, birer hikâye gibi değil de masal gibi geliyor ister istemez.

ENA MENA DOSİ SAFRANBOSİ
Komşuluk ilişkilerinin giderek zayıflaması; sorunların, hüzünlerin ya da sevinçlerin paylaşılmasının, birlikte hareket etme gücünün giderek unutulması gibi, “farklılıklar”ın bir arada yaşandığı bir mahallede oturma ayrıcalığını da giderek kaybediyoruz. Dolayısıyla İçözü’nün Ena Mena Dosi kitabının ilk bölümündeki bu
otobiyografik anlatıları, dün’ün unutulmaması açısından önemli birer hatırlatma niteliğinde. Diyebiliriz ki, böylelikle adı yalnızca bir sokak tabelasında asılı kalmış olmayacaktır kimi yalıların, kimi kelimelerin ya da cadde genişletileceği için yıkılan kitapçı dükkânlarının… Belki bu sayede bazı “karanlık geceler”in yeniden yaşanmasının önüne geçebilir, büyümenin nasıl bir şey olduğu konusunda şüpheye düşüp kendimize şu soruyu sormak zorunda kalmayız hiçbir zaman: “Zaman geçip de mahallemizdeki değişiklikler gözüme çarpmaya başladıkça, o karanlık geceyi düşünmekten kendimi alamadım. Boşalan her evle birlikte çocukluğumun neşeli anılarından birini daha yitirdiğimi hissettim. Neler oluyordu böyle? Büyümek böyle bir şey miydi?”

Anıların ardından gelen ikinci bölümdeki hikâyeler de benzer bir duyarlılıkla kaleme alınmış. Örneğin “Çamları Kim Boğdu?” adlı hikâye… Yazlık bir sitedeki amber ağaçlarını deniz manzarasını engelliyor diye kesen bazı site sakinlerini “cezalandırmak” için bir araya gelen çevre gönüllüsü çocuklar, ne kadar haklı olsalar da, harekete geçme noktasında düşünceli davranmaktan uzaklaşmadan, uzlaşmacı bir tavır sergiliyorlar: “Ağaç düşmanlarına hadlerini bildirirken zorbalıktan kaçınmalıyız. (…) Annem hep, her insanın içinde hem iyi hem de kötü duygular olduğunu söyler. Biz ağaç katillerine iyi duygularını anımsatma yolunu seçmeliyiz.”

Kısaca, Ena Mena Dosi kitabı, çocuk kitaplarında pek işlenmemiş konulara bir çocuğun gözünden bakarak el atmasıyla bile dikkate değer. Nur İçözü’nün bu kitabıyla birlikte, “dün” ile “bugün”ü bir araya getirme çabasının nedenini de kendi cümleleriyle aktaralım: “Hepimiz bir ebru tablosunu oluşturan farklı renkleriz. Dün’ü unutmadan bugün’ü kucaklayarak tablomuza yeni renkler ekleyebiliriz. ‘Ena Mena Dosi’ bu renklerden biri… Dün çocukluğumda yaşadıklarım bugün, öykülerimdeki çocukları buluşturuyor.”

Ena Mena Dosi
Nur İçözü
Altın Kitaplar, 152 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1980 Bursa doğumlu. Yayın hayatı sona erene kadar, yaklaşık dokuz yıl, aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül’ü çıkaran ekibin içinde yer aldı. Kanat Kitap'ın kuruluşundan itibaren editörlerinden biri olarak çalıştı. Çeşitli yayınevlerinde serbest editörlük yaptı. Şu sıralar, Açık Radyo'daki haftalık programlarına devam ediyor ve güncel edebiyat dergisi SabitFikir’in genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

Yorum yaz