İyi Kitap

Hayatı hayvanlar üzerinden anlatmak

Hayatı hayvanlar üzerinden anlatmak

Sennur SEZER

Hırvat çizer Alanna Marohnic, hayvan sevgisinin açıkça hissedildiği incelikli çizgileriyle can vermiş Kütburun ile Kocakarın ve Kara Yele’ye. Yazar Fedai Çakır ise çocukluğundan süzüp getirmiş bu öyküleri. Her daim yoldaşımız olan hayvanlardan iyilik ve dostluk dersleri…

Yeleleri göz alıcı siyahlıkta bir at düşünün, kuyruğu da yelesi gibi kapkara. Rüzgâr gibi koşuyor. Ardında tıpkı kendisine benzeyen bir tay var. Kara yeleli atın dörtnala koşuşu tozu dumana katıyor.  Biraz sonra tozlar dağıldığında,  bir köpek görüyorsunuz. Burnu sivri değil, küt. Sanki duvara çarpmış. Yanı başında bir de eşek var, göbekli amcalara benziyor biraz. Yan yana yürüyorlar ama kavga eder gibi görünüyorlar. Köpek bir kez havlıyorsa, eşek üç kez anırıyor. Bunlar Kütburun ile Kocakarın. Siyah yeleli, siyah kuyruklu atın adı da Kara Yele.

Fedai Çakır, çocukların hayvanları sevdiğini bildiği için iki ayrı kitapta kendi çocukluğundan öyküler yazmış. İki kitabı ardı ardına okuyunca, ikisini de aynı ressam resimlediği için kitapları birlikte düşünmeye başladım. Ressamın adı Alanna Marohnic. Bayan Alanna Hırvat, Zagreb’de doğmuş. Grafik okulunda eğitim görmüş. Bir süre Türkiye’de Kapodokya’da yaşamış. Şimdi Kanada’da. On altı yaşında karar vermiş ressam olmaya.  Resimlerinde,  masalla gerçek arasında bir hava var. Doğayı çok seviyor, hayvanları da. Ben resimlerine de baktım internette.

Bir kayalıkta, içinde yemek artıkları olan bir tava çizse resmin adı “Sahilde köpekler için öğle yemeği” oluyor. Bir karlı nehir manzarasına, “Sein’de at yakalama kavşağı” adını veriyor. Siz de karaltılar arasında atı ve onu ehlileştirmeye çalışanları arıyorsunuz.

GEÇMİŞTEN GELEN ÖYKÜLER

Yazar Fedai Çakır, Giresunlu bir ailenin İstanbul’da doğup büyümüş çocuğu. Doğayı ve hayvanları seviyor. Okul zamanı İstanbul’da köyünü özler, yaz gelse de köyümüze gitsek diye sabırsızlanırmış. Çocukluğu market zinciri sahibi olma düşleriyle geçmiş. Liseyi bitirince gazeteciliğe başlamış. Televizyon programları hazırlamış. Oğlu Doğuşhan’ı uyutmak için yanına uzandığımda ona kendi düşlerinden, çocukluğundan esinlenen masallar anlatırmış. Onun tepkilerini gözlemleyerek o masallardan üç tanesini kaleme almış. Bir söyleşisinde kitaplarının kaynaklarını şöyle anlatıyor: “Amcamın çok güzel bir atı vardı. O atla 1213 yaşlarında bahçeden fındık taşımayı öğrenmiştim. O patika yollarda atla eve giderek yükü indirip tekrar bahçeye dönerken, atla ilgili hayal dünyamda oyunlar kurardım. Sanırım Kara Yele kitabımın yazılmasında o atın payı büyük olmalı.

“İstanbul’dan köye gittiğimiz bir yaz, annem ve babamdan önce elimdeki yüklerle eve ulaşmıştım.  Köylerde araba yolu yok tabii o dönemlerde. Patika yoldan dağın tepesinde olan evimize yürüyoruz. Düşünün, ben o zor yolu heyecan ve sabırsızlıkla hızlı hızlı alıp eve ulaştım. Anahtarı almadığımı fark ettiğim anda karşımda bir köpek belirdi. Üzerinde siyah benekleri olan beyaz kocaman bir köpek… Korkudan ayaklarımın bağı çözüldü. Kıpırdayamıyordum. Karşıma yattı, saatlerce, bizimkiler gelene kadar bekledi. Sonradan Alaca ismini verdiğim bu köpekle o yazımız beraber geçti. Her gün dağlarda, bahçelerde, derelerde hep yanımdaydı. O gün, benim tek olduğumu anlayıp dağ başında başıma bir şey gelmesin diye beni beklediğini düşünmüştüm. Kütburun ile Kocakarın’daki köpek aslında o köpeği tasvir etmektedir.”

HAYVANLAR DA KISKANIR MI?

Fedai Çakır, anılarındaki çocuğu, bakış açısıyla, dünyayı, canlıları sevişiyle hep yüreğinde korumuş. İmza günlerinde, çocuklarla konuşurken yeniden çocukluk günlerine dönüyor, bundan sevinç duyuyormuş.  Kitaplarında hayvanlardan söz edişini, hayvanların insanları karşılıksız, çıkarsız sevmeleri gerçeğine bağlıyor. Çocukları çok sevdiği için çocuk kitapları yazıyor. Doğayı ve hayvanları anlatıyor, çünkü çocuklarla rahat anlaşabilmenin en iyi yolunun bu olduğuna inanıyor. Yazarken dikkat ettiği tek konu, yazılarının bir bölgenin çocuklarına değil tüm dünya çocuklarına seslenebilmesi. Bana sorarsanız hayvanlardan söz etmesi, çocukların hem onları iyi tanımasını sağlıyor hem de onların öykülerinden ders almalarının yolunu açıyor. Anlatılarda okur bu dersi çok fazla fark etmiyor. Mesela köpek Kütburun’la eşek Kocakarın’ın geçinememelerine gülmüyorsa da onların birbirlerine taktıkları adlara gülüyor. Sonra neden geçinemediklerini düşünüyor.

Köpekle eşek aynı şeyleri yemiyor ki yemek paylaşamıyorlar denilsin. Biri ot ve yeşillik yiyor, ötekisi et, kemik, ekmek… İşleri de birbiriyle ilişkili değil. Biri yük taşıyor, öteki bekçilik, korumacılık yapıyor. O zaman nedir birbirleriyle tepişmelere varan geçimsizlik? Neyi paylaşamıyorlar bu hayvancıklar? Belki de sahipleri Cebbar Dede’nin tatlı dilini. Yani bu iki hayvan birbirlerini kıskanıyor mu? Acaba hayvanlar birbirini kıskanır mı?

Hayvanların sahiplerini çok sevdikleri, onların yanına yavru olarak geldilerse daha çok ilgi istedikleri gerçek. Bunu yalnız kedi, köpek, at, kuzu gibi hayvanlarda değil, civcivken özel ilgi gören tavuklarda bile görüyoruz. Annem bahçesinde kediden köpeğe, tavuktan ördeğe pek çok hayvana bakardı. Bir civciv nasıl olduysa bacağı sakat çıktı yumurtadan. Annem o civcivle biraz fazla uğraştı. Civciv büyüyüp piliç olduğunda bile gagasıyla kapıyı vurur, annemin gelip onu doyurmasını beklerdi.

Bir de güzelliğiyle ünlü, ürkek güzel at var. O öykü bize ne düşündürebilir? Bence Kara Yele’yi okuyup onu siz düşünün. Kitaplarla dost olmak da emek ister.

Kara Yele Fedai Çakır Resimleyen: Alanna Marohnic Kavis Çocuk, 18 sayfa

Kara Yele Fedai Çakır Resimleyen: Alanna Marohnic Kavis Çocuk, 18 sayfa

Kütburun ile Kocakarın Fedai Çakır Resimleyen: Alanna Marohnic Kavis Çocuk, 18 sayfa

Kütburun ile Kocakarın Fedai Çakır Resimleyen: Alanna Marohnic Kavis Çocuk, 18 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz