İyi Kitap

Büyüme sancısına çıplak temas

Büyüme sancısına çıplak temas

Emel ALTAY

Çıplaklar, Berlinli beş gencin büyüme hikâyesini adıyla müsemma bir çıplaklıkla anlatıyor. Teninize çarpan cümlelerden bazen canınızın yanması mümkün. Yine de aşkla ışıldayan gözler ve birbirine uzanan eller var. Büyümek acıtıyor, Çıplaklar da öyle ama yine de güzel…

Büyüyorsun ve her şey değişiyor. Başta kendin. “Yaşın ilerledikçe giyinmeye başlarsın,” diyor Slyvia’nın babası, kızına bir yetişkin olmanın anlamını anlatırken… O bunu yaşamış çünkü. Herkes giyinecek, katmanların arkasına saklanacak; ne yazık ki büyümek böyle bir şey. Çıplaklar’da Çek yazar Iva  Procházková, Berlinli 5 gencin çocukluktan yetişkinliğe geçişteki kendini bulma hikâyelerini anlatıyor. Slyvia, Filip, Robin, Niklas ve Evita. 18 yaşına girmenin arifesindeki 5 gencin hayatları birbiriyle kesişiyor. Ana merkezde ise Slyvia var. Slyvia’nın, bulduğu yüzülebilir –ki bu çerçeve Slyvia için oldukça geniş– her su birikintisinde kıyafetlerini fora edip yüzmek gibi bir alışkanlığı var. Yazarın tabiriyle söylersek, çıplak temastan hoşlanıyor. Psikoloğunun tabiriyse; Slyvia’nın bir mağara insanı olduğu yönünde. Bana kalırsa Slyvia bir kır kurdu… Metropolde yaşamaya uygun değil, doğanın kucağında huzur içinde, tüm çıplaklığıyla yere, suya, havaya temas ederek yaşamalı.

Kır kurdu benim uydurduğum bir metafor değil. Slyvia’nın, Berlin’de bir kır kurdu bulması, yazarın kitapta kullandığı başarılı metaforlardan sadece biri. Niklas’ın yükseklik korkusuna rağmen vincin tepesinde sabahlaması gibi… Ya da sadece düşünerek, felsefe yaparak yaşamaya çalışan ciddi Filip’in, deli gibi yağan yağmurun altında çırılçıplak yürümesi gibi. Gerçekten çok etkileyici sahnelerle dolu kitap. “Sahneler” diyorum, çünkü okurken beyniniz okuduklarınızı görsel olarak canlandırmaktan geri duramayacak. Ve her iyi film gibi acı sosu da tam kıvamında. Zavallı Evita! Yeşil çimenliğin sonundaki tepede bulunan o beyaz kule, her denemesinde sandığından çok daha uzakta çıkacak, yazık!.. Robin ise babasında yarattığını düşündüğü hayal kırıklığının yaralarını sarmanın yolunu bulacak gibi. Yardımına tüm çıplaklığıyla bir el uzandı çünkü…

AŞKLA AÇILAN KALPLER

Çıplaklar’ı okurken altını çizdiğim, bir anlığına kitabı kapatıp düşündüğüm yerler oldu. Bir gençlik kitabı nihayetinde, evet. Hayatımın bu kısmını geride bırakalı çok oldu ama bu hâlde bile acıtıyor, çünkü sahici. Öte yandan yazar beş karakterine de aynı özenle yaklaşmış. Biri diğerinin önüne geçmiyor. Bölüm başları genelde bir diyalogla açılıyor, sonra da yazar sözü alıyor. Bir kişi hariç; Niklas, o kendi hikâyesini anlatıyor. Ve yazar beş  karakterden en sona Niklas’ı saklıyor.

Niklas için bu kitabın kaybedeni diyebilir miyiz, emin değilim. Yazar hiçbir şekilde olayları siyah ya da beyaz düalizmine indirgemiyor. Kurguda dikkat çeken diğer şeyse; biriktikçe bir sarmala dönüşen tesadüfler. Slyvia’nın Niklas’ı ararken Evita’yla karşılaşması, Niklas ile Evita’nın kuyruğunu kovalayan kedi gibi aynı yerde dönerken birbirlerini ıskaladıkları o an…

Hüzünlü bir yanı var kitabın. Yazar, sonuna kadar gitmekten de sakınmıyor. Umut elbette her zaman vardır, korunmalıdır ama bazen de… çıplaksındır. Giyinince, katmanların oluşmaya başlayınca, belki o zaman bazı şeylerden korunmayı başarırsın ama bu kitapta, ergenlikteki korunmasız çıplaklığımızla baş başayız; aşkla açılan kalpler de var, soğuk ve karanlık bir bodrumda umutsuzlukla kapanan gözler de…

“Filip, su kütlelerinin onun iç bariyerlerini yıktığını, kendine yeni yollar aradığını hissediyor. Karşı koymuyor, tersine kollarını açıyor. Onu durdurabilecek hiçbir şey yok. Her şeye dokunuyor, o artık her şey.”

Çıplak temasa hazır olun.

Çıplaklar Iva Procházková Çeviren: Ayça Sabuncuoğlu ON8 Kitap, 326 sayfa 

Çıplaklar
Iva Procházková
Çeviren: Ayça Sabuncuoğlu
ON8 Kitap, 326 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz