İyi Kitap

Olmayan zamanlar, olmayası sınırlar

Doğan GÜNDÜZ

Maya’nın diğer canlılarla konuşmalarında arıların ne kadar üstün bir millet olduğunu vurgulaması, vatanına bağlılığı ve onu yüceltmesi Maya’yı milliyetçi ve hatta ırkçı denebilecek bir roman kahramanına dönüştürüyor.

On yıllar boyunca zaman ölçüm istasyonu olarak hizmet vermiş ama şimdi bildirdiği zamanın hoyratlığıyla restorana dönüştürülmüş bir muvakkithanenin avlu duvarına sererdi kitaplarını. Sanki muvakkithaneye göz kulak olmak için gelmiş bu kitap satıcısının ne zaman orada tezgâh açmaya başladığını hiç fark etmemişim. Sergilediklerinin hepsi özenle derlenmiş bir koleksiyonun nadide parçalarıydı. Adı Ali’ymiş. Kendi kütüphanesindeki kitapları satıyormuş, işsizlikten. “Buyurun bir çay içelim,” davetini istemeden de olsa hep karşılıksız bırakırdım. Çünkü her seferinde ya bir yere yetişiyordum ya da hiç zamanım yoktu. Bu yüzden kitaplar üzerine, hayat üzerine ayaküstü sohbetlerimizin keyfi hep yarım kalırdı.

Bir gün kızımla yanından geçerken yine sohbete daldık. Ali kızımın kitap okumaktan çok çizgi film izlemeyi sevdiğini, hele hele Arı Maya’ya bayıldığını öğrenince sergideki kitaplarından birini, Arı Maya’yı alıp ona hediye etti.

Waldemer Bonsels’in yazdığı Arı Maya, 1912 yılında Almanca olarak basılmış. Ülkemizde ise ilk kez Arap Harfleriyle 1927 yılında, daha sonra da 1932 yılında Latin harfleriyle tab’edilmiş. 1932 baskısının içinde 11 tane renkli resim var.

Her gün akşama kadar bal toplamak zorunda olmanın endişesini yaşayan, “ben sevinç için şerafet için doğdum” diye düşünen Arı Maya, petekten uçtuğu ilk gün bir daha geri dönmez. İçinde güzellikler, bir o kadar da tehlikeler barındıran çayırda yaşamaya başlar. Dünyada ne çok başka hayvanlar olduğuna şaşar. Gül böceği Pepi’nin gülden evine konuk olur. Tanıştığı mavi sinek Hans Kristof ile sohbet ederken, onun bir yusufçuk tarafından yakalanıp çatır çutur yenilişini dehşetle izler. Gübre böceği Tugo’nun ağustos böceği İfi’ye aşkını dillendirişine kulak misafiri olur. Şakacı çekirge karşısında “eşekarısı değil bir balarısı olduğunu” ırkına güzellemeler yaparak savunur. Oda sineği Pik’ten merak ettiği insanlar hakkında birçok bilgi edinir. “Vatansız ve dinsiz hırsızlardan mürekkep bir milletin” üyesi olan örümcek Tekla’nın ağına düşer. Neyse ki dostu Tugo’nun yardımıyla kurtulur. Kabuk böceği Fridolin’den bir ağaçkakan dilinin nasıl da yapışkan ve ölümcül olduğunu öğrenir.

Özgürlük sarhoşu Maya bir gün çayırda dolaşırken balarılarının ezeli düşmanı eşekarılarının eline düşer. Tutsaklığı sırasında vatanına eşekarılarının saldıracaklarını öğrenir. Bir yolunu bulup kaçarak peteğine döner ve Arı Beyini uyararak önlem almalarını sağlar. İki taraf arasında kıran kırana, “kahramanca” geçen savaşı saldırıya hazırlıklı olan balarıları kazanır.

Böylece Maya’nın merakının, yeni şeyleri bilmek isteyişinin, gençliğinin heyecanıyla çıktığı yolculuk tamamlanır. Roman, Maya’nın edindiği “tecrübe ve malumatı” milletine öğretmesi, petekte yüksek mevkilere gelerek peteğin/düzenin bir parçası olmasıyla sona erer.

Genel olarak bakıldığında sevimli bir arının başından geçenler gibi görünen Arı Maya romanı, gerçekte “vatan ve umum” için kendini feda etmenin kutsandığı bir metin. Maya’nın diğer canlılarla konuşmalarında arıların ne kadar üstün bir millet olduğunu vurgulaması, terk etmesine rağmen vatanına bağlılığı ve onu yüceltmesi Maya’yı milliyetçi ve hatta ırkçı denebilecek bir roman kahramanına dönüştürüyor.

Kitabı bitirdiğimde aklıma birinci veya ikinci paylaşım savaşlarında ülkelerinin sınırlarını korumak ya da sınırlarını genişletmek üzere cephede savaşırken ölen askerlerin kaç tanesinin çocukluğunda bu kitabı okumuş, bundan etkilenmiş olabileceği sorusu takılıyor? Bu askerler, uğruna can verdikleri sınırların kaldırılması için bugün torunlarının çabalarını görseler acaba ne düşünürlerdi?

Yarın mutlaka hem teşekkür etmek hem de kitap üzerine tartışmak için vicdani retçi olduğunu sohbetlerimizden bildiğim Ali’ye uğramalıyım. Bu kez birlikte çay içme teklifini ben yapacağım.

Ne yazık ki Ali o gün gelmiyor, sonraki gün de bir sonraki gün de hiç gelmiyor. Muvakkithane avlusunun duvarı kitapsız kalıyor.

Bir kez daha anlıyorum; artık muvakkithanelerde zaman değil birbirimize bir parçacık olsun ayıramadığımız zamanın utancı ölçülüyor.

Arı Maya ve Başından Geçenler Valdemar Bonsels’den nakleden Nihat Âdil Devlet Matbaası, İstanbul, 1932 140 sayfa

Arı Maya ve Başından Geçenler
Valdemar Bonsels’den nakleden Nihat Âdil
Devlet Matbaası, İstanbul, 1932
140 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz