İyi Kitap

Ahmaklar, İblisler ve bir başyapıt

“Bu öykülerin okurlarının, bir gün büyüyüp yetişkinliğe eriştiklerinde, yalnızca kendi çocuklarını değil, yeryüzünün dört bir yöresindeki bütün iyi çocukları da sevmelerini diliyorum.”

Yazan: Deniz Poyraz

Keçi Zlate ve Başka Öyküler, yirminci yüzyılın en önemli öykücülerinden biri kabul edilen Nobel Ödüllü yazar Isaac Bashevis Singer’in masal kitabı. Bu yedi halk masalı, Maurice Sendak’ın çizgileriyle desteklenmiş. Eseri dilimize Celâl Üster çevirmiş. Eğer yazımızı burada bitirseydik, sanıyorum kimse itiraz etmezdi. Birçok okurun, bu metnin devamını okumaya lüzum bile görmeden, eseri edinmek üzere kollarını sıvadığını tahmin edebiliyoruz. Fakat biz yine de bu heyecan verici çeviriyi, dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım…
Singer’in Polonya asıllı bir yazar olduğunu söyleyerek başlayalım söze. 1930’ların ortalarında Amerika’ya yerleşmiş olsa bile, sonraki on yıl içinde başta kökeni Polonya’yı, sonra tüm dünyayı temellerinden sarsacak bir savaşın sancısını yüreğinde duymuş olmalı yazar. Kitaba iliştirdiği önsözün son paragrafını olduğu gibi aktarmak yerinde olacak: “Bu kitabı, kentleri yakıp yıkan, masum aileleri yok eden aptalca savaşlar ve acımasız kıyıcılıklar yüzünden büyümeye fırsat bulamayan tüm çocuklara adıyorum. Bu öykülerin okurlarının, bir gün büyüyüp yetişkinliğe eriştiklerinde, yalnızca kendi çocuklarını değil, yeryüzünün dört bir yöresindeki bütün iyi çocukları da sevmelerini diliyorum.”

Dünyanın bütün şapşalları, sorumsuzları ve akılsızları…
Kitaptaki öyküleri iki gruba ayırırsak, hem değerlendirme açısından kolaylık sağlayacağız hem de arka kapaktaki –tüm öykülerin Çelm Köyünde geçtiği yanılsaması yaratan- bilgiyi de düzeltmiş olacağız. Sahte Cennet, Ninenin Masalı ve Şeytan’ın Oyunu ve son olarak, kitabın en uzun öyküsü olan Keçi Zlate ilk gruba giren dört müstakil öykü. Çelm Köyü ve civarında geçen Çelm Köyünün Karları, Birbirine Karışan Ayaklar ve Sersem Damat ve Şlemiel’lerin Şahı adlı üç öykü ise aralarındaki hem mekânsal hem tematik bağ sebebiyle ikinci gurubu oluşturuyor.
Singer’in yetiştiği toplumun folklorik unsurlarıyla bezeli öyküler, köy yaşamından kesitler sunuyor. İlki Sahte Cennet. Öykü kahramanımız Atzel, daha önce kimsenin duymadığı bir hastalığa yakalanıyor: öldüğünü sanıyor. İşin aslı, Atzel tembel bir genç. Dadısından cennete gitmenin tek yolunun ölmek olduğunu duymuş. “Neden beni gömmüyorsunuz?” deyip duruyor. “Sizin yüzünüzden cennete gidemiyorum,” diye tutturuyor. Hikâye bundan sonra öyle bir serimleniyor ki, nihayetinde Atzel “Meğer yaşamak ne güzelmiş,” deyip yola geliyor.
Gotik unsurların en yoğun kullanıldığı öykü olan Ninenin Masalı, “Topaç çevirmek çok eğlencelidir, ama çocukların yatıp uyumaları da gerekir,” diye açılıyor. Oyunu kazanmakta olan çocuklar daha da kazanmak, kaybedenlerse kaybının telafisini istiyor. Ortaya cinli perili, iblisli, şeytanlı bir kara öykü çıkıyor. Uyku vakti gelip de hâlâ oyun peşinde koşan çocukların başına neler geldiğini Lea Nine anlatıyor. Öykülerdeki güçlü imgeler ve günlük hayata dair çarpıcı ayrıntılar bizi şaşırtmaya, okuma şevkimizi arttırmaya devam ediyor. Bu öykü ile Şeytan’ın Oyunu birbiriyle kardeş, araya üç öykü girse bile bu ikisi birbirini tamamlıyor.
Çelm Köyü bir ahmaklar diyarı, aptallar yurdu. Köyün en yaşlıları aynı zamanda en ahmakları oluyor. Köy ahalisi onların her sözünü yasa belliyor. Dünyanın bütün şapşalları, sorumsuzları ve akılsızları Çelm’e toplanmış sanki. Biri Ay’ın kuyudaki yansımasına bakıp onun kuyuya düştüğünü sanıyor. Ay’ı kuyudan kırk budala çıkaramıyor. Gündüz olunca yansıma kayboluyor. Bu kez de “Ay’ımız çalındı!” diye polise haber salınıyor. Aynı döşekte uyuyan dört kız kardeşin ayakları uykudayken birbirine karışıyor. Hangi ayağın kime ait olduğu bilinemediğinden, hiçbiri yataktan kalkmaya cüret edemiyor. Şlemiel adında koskoca bir adam, bir horoza bir çocuğa bir de aklına mukayyet olamıyor; intihar etmek isterken zehir yerine reçel kavanozunu yiyip bitiriyor, bir türlü ölemiyor. Bunca aptallık öldürmüyor da süründürüyor. Güldürüyor okuru, kimileyin düşündürüyor.
Keçi Zlate, kitaptaki en önemli öykülerden. Kürkçü Reuven, kötü bir yıl geçirdiği için keçisini kasaba satmak zorunda kalıyor. Gelen parayla mum, patates, yağ ve çocuklarına armağanlar almayı kuruyor. Oğlu Aron’a keçiyi kasaba götürmesini söylüyor ve böylece yolculuk başlıyor. Aron, karlı ıssız ovada, sürülü bir tarlanın yumuşacık toprağına bastığında yoldan çıkıp kaybolduklarını anlıyor. Singer, masalını, bir keçi ile bir çocuk arasında yeşerecek sımsıcak bir dostluğun öyküsü olarak okutuyor bize. Ya da iki ayrı türün hayatta kalmak için gerçekleştirdikleri dayanışmanın öyküsü olarak…
Maurice Sendak’ın çizimleri de en az Singer’in öyküleri kadar özgün, masalsı ve çarpıcı. İç mekân çizimleri Albrecht Dürer’i anımsatsa da Francisco Goya’ya ait göstergeler, göndermeler daha fazla. Hayvanlar, tıpkı Goya’nın gravürlerindeki gibi ön planda ve bilhassa vurgulanır vaziyette. Çocuk figürlerin uzuvları Goya’nınkiler gibi orantısız, yüz ifadeleri dehşet ve şaşkınlık içeriyor. Karakterlerin gözleri, bakışları, mimikleri çirkin denecek derece biçimsiz ele alınmış. Sendak’ın ününü dünyaya duyuran eseri olan Vahşi Şeyler Ülkesinde, bir çocuğun, uykusunda canavarlar ülkesine gidişini anlatır. Bu durum bile bize, Goya’nın Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır adlı gravürünü hatırlatmaktadır.
Sonuç olarak, bir başyapıt var önümüzde. Keyifli okumalar…

 

 

 

Keçi Zlate ve Başka Öyküler
Isaac Bashevis Singer
Resimleyen: Maurice Sendak
Türkçeleştiren: Celal Üster
Can Çocuk Yayınları, 110 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Çağdaş Yayıncılık ve Yayıncılık Yönetimi alanında yüksek lisans yapıyor. Edebiyat ve güzel sanatlar alanlarında yazdığı eleştiri, makale ve röportaj türündeki çalışmalar Ayrıntı, Duvar, Evrensel Kültür gibi dergilerde, BirGün gazetesinde ve kitap ekinde, ayrıca Bianet gibi çeşitli internet sitelerinde yayımlandı.

Yorum yaz